Yıllardır Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sistem tarafından çıkarılan bir “koruculuk” sistemi mevcut. Sistem içerisinde sistem yani. Koruculuk sistemi Kürt halkında büyük travmalar meydana getirdi; ama bu travmayı sistem (devlet) görmek istemedi, aslında görmüyor da değildi; fakat istediği bu olduğu için görmezden geliyordu. Ama Mardin’deki insanlık dışı vahşi katliam, hiçbir arka plana ve destek noktasına dayandırılamayacak kadar ağır ve sarsıcı olan bu “insanlık suçu”, koruculuk sisteminin sorgulanmasına yol açtı. Peki bugüne kadar koruculuğun Kürt halkına yaşattığı büyük travmalar neden sorgulanmadı? Sorgulanması için illa toplu bir vahşetin sergilenmesi mi gerekiyordu? Bu vahşi katliam olmamış olsaydı koruculuk sorgulanmadan eskisi gibi güllük gülistanlık bir biçimde sistemine devam edecekti; ama bu sefer iş başka; çünkü bu vahşi katliam Türkiye’nin dünyadaki mevcut prestijine büyük bir darbe vurdu. Onun içindir ki iki haftadır iktidarından, muhalefetine; medyasından kamuoyuna tüm Türkiye’de bu sistem konuşulmakta ve tartışılmakta. Bu katliamı, kimisi töreye, kimisi Kürt halkının cehaletine, kimisi de en büyük sebebi koruculuk sistemine bağlamakta. Töre, cehalet ve koruculuk bağlamı işte böyle bir katliama sebep oldu.  Peki bunun suçlusu kim: Töre mi, Kürt halkının cehaleti mi; yoksa koruculuk sistemi mi? Kimse yanlış anlamasın amacım Türk halkını karalamak değil, elbet Türk halkından da birileri  duyarlılık gösterip, ses çıkarmıştır; ama bu ses çok cılız kalmıştır. Olan oldu bundan sonra böyle bir şeyin meydana gelmemesi için neler yapılmalı diye tartışmalar devam ediyor. Aslında çözümü iktidar da, muhalefet de, medya da biliyor; ama gururları bunu bilmemezliğe, çıkmaza götürüyor. Eğer gerçekten çözüm isteniliyorsa; at gözlükler atılmalı, yerine at gözlü olunmalı ve Kürt sorunu bir daha açılmamak üzere kökten çözülmelidir.  Ruskin’in de dediği gibi :                                                           “Genellikle, bütün büyük yanlışlıkların altında gurur yatar.”