Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Suriye’yi ziyaret etti. Halep’te Camii ziyaretinde bulundu. Halebî gezen ilk cumhurbaşkanı olarak Suriye ile ilişkileri düzenledi. Gazetelere yansıdığı kadarıyla Suriye “Türkiye bizim adımıza konuşabilir” demiş.
Türkiye’nin dış politikada herkesi düşman görme anlayışından vazgeçip komşuları ile iyi ilişkiler içerisinde bulunması en doğru tavırdır. Yıllarca düşmanlık politikası enjekte edilerek büyütülen nesillerin düne kadar düşman olarak tanıdıkları komşu ülkelerin dost olabilecekleri ihtimalini pek düşünmedikleri görülüyor. Bununla birlikte zararın neresinden dönerseniz kardır diyerek ilişkiler geliştirmek gerekmektedir.
Türkiye Suriye sınırı Hatay’dan başlayıp Silopi’deki Irak sınırına kadar devam eder. Dikenli tellerle çizilen bu sınırda kesin olmamakla birlikte iki milyondan fazla kara mayını döşenmişti. Sınırın Suriye tarafında hiçbir güvenlik önlemi bulamazsınız. Türkiye tarafında ise Gözetleme kuleleri, mayınlı alanlar, dikenli teller ve nöbete durmuş askerler görürsünüz. Diyeceksiniz ki bu önlemler PKK için alınmış. Maalesef yanılıyorsunuz! Çünkü bu önlemler PKK’nın P’sinin esemesi okunmazken bile vardı. Egemen devletler sınırları çizerken masalar üzerindeki haritalarda, böylesi bir önlemin de yerinde olacağını fısıldamışlardı bazı kulaklara.
Mayınlar, dikenli teller, askeri süngüler Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı bölerek sınırları oluşturdu! Ülkeler arası sıcaklığı, ilişkiyi, canlılığı sürdürmesi gereken insanlar bu önlemlerle birbirlerinden kopartılarak ilişkilerin de soğutulduğu hatırlanmadı.
Binlerce hektarlık tarım arazileri insanlara geçim kaynağı olarak sunulacağına insanlara mezar ve ölüm alanları olarak sunuldu. Bu işin ne anlama geldiğini anlamak için öncelikle mayınların ne olduğunu bilmek gerekiyor. İnsanlık düşmanı olan bu patlayıcılar uluslar arası alanda birçok ülke tarafından yasaklanmıştır. Buna rağmen Türkiye Suriye sınırında %40’lık bölümü temizlendiği halde halen bir milyon ikiyüzbinin üzerinde mayın olduğu bilinmektedir.
Birleşmiş Milletler tarafından 1997 imzaya açılan, 1999 yılında yürürlüğe giren ve Ottowa Sözleşmesi olarak bilinen Anti-personel Mayınların Kullanımı, Depolanması, Üretimi ve Transferinin Yasaklanması ve Bu Mayınların Yok Edilmesi Üzerine düzenlenen Anlaşma’nın gerekçesi; "Her hafta, çoğu masum ve korumasız olan siviller ve özellikle çocuklar olmak üzere yüzlerce kişiyi öldüren ya da sakat bırakan, ekonomik gelişmeyi ve yeniden yapılanmayı engelleyen, mülteci ve iç göçe maruz kalmış kişilerin yurtlarına geri dönmesini kısıtlayan ve yerleştirildikten yıllarca sonra başka ciddi sonuçları olan anti-personel mayınların neden olduğu acı ve kayıplara son vermek" olarak belirtilmektedir.
Mayın izleme komitesinin raporlarına göre Mayıs 2000 tarihinden bu yana Arnavutluk’ta hükümet ve isyancı güçlerin, Eritre’de hükümet güçlerinin, Afganistan’da karşıt grupların, Nepal’de hükümet ve isyancıların, Gürcistan’da devlet dışı aktörlerin, Kırgızistan’da hükümet güçlerinin, Makedonya’da isyancı güçlerin, Özbekistan Hükümetinin, İsrail Devlet güçlerinin Filistin’de, Rusya’da devlet ve Çeçen güçlerin, Sri Lanka’da hükümet ve karşıt grupların, Hindistan’da Kaşmir güçlerinin, Sudan’da hükümet ve karşıt güçlerin, Kolimbiya’da bütün silahlı aktörlerin, Filipinler’de karşıt güçlerin, Somali’de silahlı grupların ve Brundi hükümet kuvvetlerinin mayın kullandıkları tespit edilmiştir. Kara mayınları İzleme Komitesinin 1999 yılı raporuna göre Türkiye’de Mayın hem devlet güçleri hem de karşıt silahlı güçlerce kullanılmaktadır. Türkiye gerek mayın üretimi gerekse stoklarının sayısı hakkında resmi açıklamalar yapmamaktadır. İHD Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalarda 1990–2002 yılları arasında 512 mayın patlaması olayında 838 kişinin hayatını kaybettiği ve 937 kişinin yaralandığını tespit edebilmiştir. Bu rakamlara ek olarak 1990–2002 yılları arasında sahipsiz askeri malzemelerin meydana getirdiği 146 olayda 137 kişinin hayatını kaybettiği ve 213 kişinin yaralandığı tespit edebilmiştir. Ancak bu rakamların gerek 1983–1990 arasına ait verilere ulaşılamaması gerekse 1983–2002 yıllarına ait özellikle çatışan taraflara ait bilgilere ulaşmanın zorluğu nedeniyle tespit edilenden daha fazla olduğu düşünülmektedir.
Komisyon tespit edilebilen patlama olaylarında hayatını kaybedenlerin
244’ü Çocuk
394’ü Sivil
334’ü Güvenlik görevlisi
3’ü PKK militanıdır.
Olaylarda yaralananların
214’ü Çocuk
642’ü Sivil vatandaş
294’ü Güvenlik görevlisidir. Bu rakamlar çatışmalı ortamda mayınlardan kaynaklanan bilançonun verileridir. Sınır kaçakçılığı ve ya sınırdan geçmeler sunucu yaşanan olayların bilançosu ise daha da ürkütücüdür. Türkiye’nin dış politikasında sürdürdüğü bu yumuşama çabalarının aynısını yurt içinde de sürdürmesi gerekmektedir. Bu iş de mayın temizleme çalışmalarının hızlandırmasından geçer. Halkların sevgisi ve kavuşması Beşar Esad’ın sevgisinden ve kavuşmasından daha önemlidir çünkü.
Next