Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Şeyh Saidin dedesi seyyid Haşim 4. Murat döneminde öldürülür. 1639’da Kürdistan, Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla iki parçaya ayrılır. Olabilir ki Seyyid Haşim de bu duruma karşı çıktığı için öldürülmüştür.
Şeyh Said, ileriyi görebilen bir insandı. Köy köy gezip İslami ve ulusal mücadele bilincini insanlara vermeye çalışır. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olur. Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Rejim karşıtı alim ve Kürt aydınlarına yönelik yapılan baskı ve güvensizlik, Şeyh Said’in baskıcı yönetime karşı çabalarını artırır ve artık yerinde duramaz olur.
1921’de Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine Rêxistina Azadî açılır. Cemiyetin başkanı Cibranlı Albay Halit Bey idi. O, Şeyh Said’in kayın biraderiydi. Bitlis mebusu Yusuf Ziya Şeyh Sait ile görüştü. Şeyh Sait Kürdistan’da büyük bir etkiye sahip olduğu için Rêxistina Azadî’ye davet edilir.
Rêxistina Azadi’ye üye olduktan sonra çalışmalarını daha da ilerletir. Köy köy gezer, tanıdığı ve sevdiği insanlara mektup göndererek mücadele bilicini insanlara ulaştırmaya çalışır.
Rêxistina Azadî’nin başkanı Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya 1924 yılının Ekim ayında tutuklanırlar. Bu olay üzerine başkanlık görevi Şeyh Said’e kalır.
Bir Nakşibendî şeyh’i olan şeyh Sait bölgede tanınan zengin ve etkili bir şahsiyetti. Hayvancılıkla uğraşan şeyh Said’in büyük sürüleri vardı. Her yıl Halep’e koyun satmak için giderdi dolayısıyla Erzurum-Halep güzergâhında çok fazla taraftar toplama şansına sahip oldular. Ziyaret ettiği yerlerde vaazlar veren şeyh, başkanı olduğu komitenin propagandasını yapma fırsatını buluyordu. Azadi komitesinin etkin üyelerinin yakalanması şeyh’ Said’i merkezi İstanbul’da olan Kürdistan teali cemiyetiyle ilişki kurmaya sevk etti. Şeyh Said bizzat kendisi İstanbul'a gidemiyordu. Ancak, oğlu Ali Rıza'yı göndererek temaslar sağlayabiliyordu. Ali Rıza, İstanbul’da Kürdistan Teali Cemiyeti başkanı Seyit Abdulkadir'le görüşmeler yaparak tekrar babasının yanına dönerdi. Şeyh Sait bu temaslardan sonra Kürdistan teali cemiyetiyle ilişkilerini geliştirmeye başladı.
Türk Hükümeti yetkilileri Şeyh Said'e haber gönderip ifadesini almak istediklerini bildirdiler. Şeyh Sait ifade vermeye gitmeyip 27 Aralık günü Hınıs'tan ayrılıp Çapakçur'a doğru yola çıktı. 4 Ocak 1925 günü Şeyh Sait ve çok sayıda Kürt ileri geleni Kırkan köyünde bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda Şeyh Said’in fetvası şuydu: “Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.”
Şeyh Sait Piran'da kardeşi Abdurrahim'in evinde iken, Türk askerleri evi basıp, Şeyh Abdurrahim'e sığınmış bazı Kürtleri almak istediler. Şeyh Abdurrahim, kendisine sığınmış bu insanları, Şeyh Sait orada iken vermeyi reddettiğinden, askerler bu kişilere saldırdılar. Bunun neticesi olarak askerler ile Kürtler arasında çatışma çıktı. Böyle bir provokasyon sonucu, hareket beklenmedik bir şekilde ve planlanmış zamandan önce, 8 Şubat 1925'de başladı.
Şeyh Said hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:“Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”? Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar.Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!
Kıyam 1925 yılının Şubat başında, Kürdistan'ın bütün bölgelerinde birden başladı.
Muş, Hınıs, Varto, Ergani ve Maden zaptedildi. Şeyh Sait, 7000 kıyamcı ile birlikte Kiği, Eğil üstüne yürüdü. Hani, Lice ve Piran'ı zaptederek 14 Şubat günü Darahini'yi tamamen ele geçirdi.Darahini, Kürdistan'ın geçiçi başkenti ilan edildi. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar Darahini'ye gönderilmeye başlandı. Çapakçur da ele geçirildikten sonra, Amed üstüne yüründü.
Silvan, Beşiri bölgeleri alındı ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Piran, Bulanık ele geçirildi.
Kıyam güçleri hemen ardından, Amed’e doğru ilerleyerek, Mardin kapısının yeraltı geçidinden şehre girerek orada bulunan silah ve cephane depolarını elegeçirdiler, silahların bir kısmını orada çarpışan Kürtlere, diğerlerini ise dışarıya yolladılar. Fransızlar, Türk Hükümeti askerlerine güneyden girebilmeleri için yol açmışlardı. Bundan dolayı yollar Şeyh Sait askerlerine kapatılmıştı. Bazı aşiretler hükümet askerlerinin yanına gittiler. Şeyh Said çaresizce geri çekildi. Hükümet onların her anından haberdardı. Şeyh Said ve arkadaşları İran’a çekilmeye karar verdiler.
Şeyh Said İran’a doğru giderken,15 Nisan'da Şeyh Said’in bacanağı Binbaşı Kasım'ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde, büyük bir kısmı yaralı olan diğer liderlerle birlikte Türk Hükümetinin eline esir düştü ve hep beraber Amed'e gönderildiler.
5 Mayıs günü Şeyh Said ve arkadaşlarını Amed’e getirirler. 28 Haziran’da Şeyh Said ile beraber 46 arkadaşı idam edildi. Şeyh Said asılacağı sırada bir kağıtın üzerine Arapça olarak şu beyti yazdı: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslam içindir.”İp boynuna geçirildikten sonra da Kürtçe olarak şu mealdeki sözleri söyledi: “Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler.
Kısa olarak yukarıya aktarılan Şeyh Said’in tarihçesinde görüldüğü gibi yönetimin ittihat ve terakkilerin eline geçtiği andan itibaren rahatsız olmuş ve İslami değerlerin hiçe sayılıp bunun yerine batı değerlerin yürürlüğe konmasıyla birlikte Şeyh Said, kıyam hareketi için çalışmaya başlar, yörenin hatırı sayılır alim ve diğer aşiret reisleriyle görüşür. Şeyh Said’in Piran’da olduğu bir düğün gününde, Devlet askerleri Piran’a gidip 9 mahkum kişinin bulunduğu gerekçesiyle evi kuşatma altına alırlar. Mahkum dedikleri kişiler teslim edilmeyince çatışma çıkar ve bir asker ölür. Müfreze Reisi olan teymen, işte devlete karşı isyan başlattınız der ve üstlerine durumu bildirir. Böylece kıyam hareketi erken başlamış olur.
Said web Sitesinde, bu kıyam neticesinde meydana gelen zararlar şu şekilde açıklanır:14 şehir, 700 köy, 9000’e yakın ev harabeye döndü. 50.000 kişi göç ettiriliyor, yaklaşık 7.500 kişi zindanlara atılıyor 660 kişi idam ediliyor. 80.000 Kürt öldürülüyor.
Şeyh Said hareketinin altındaki neden, İslam devleti mi yoksa Kürt devleti midir diye değişik görüşler ortaya atılmaktadır. Bana göre ikisidir. Şeyh Said İslami olmayan baskıcı ve ırkçı yönetimin uygulanmasına karşı çıktığı anlaşılmaktadır. Şayet başarsaydı, İslami bir Kürt Devletini kuracaktı. Zaten asılmanın nedeni de budur. Çünkü hareketini Kürtler oluşturmuştu. Yukarıda da ifade edildiği gibi Şeyh Said “Kürtlerle Türkleri birbirine bağlayan dindir. İslam dini hükümlerin yürürlükten kaldırılmakla bizi birbirimizden ayırdılar” deyip maksadını açıklamaktadır. Onun için Şeyh Said’in şehadet yıldönümü genelde İslami veya Kürt hassasiyete sahip kimseler tarafından her sene anılmakta ve gönüllerinde taht kurup rahmetle anılmaktadır. Şeyh Said’in evinden çıkarken hanımına söylediği sözler gerçekten anlamlıdır. Ne diyor? Yalnız ben ve bastonum da kalsak yine bu kafirlere karşı başkaldıracağım. Yoksa Zebaniler sarığımdan tutup beni Cehennem’e sürüklerler.Böylece Şeyh Said, kıyamın gerekçesini daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Ayrıca şu vasiyeti de manidardır: “Arkamızdan ağlayıp da zalimleri sevindirmeyin. Kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere anlatın.” Şeyh Said’in şahadetinin 85. ci yıldönümü münasebetiyle onu rahmetle anarız. Kaynak Said web Sitesi. Allah’a emanet olun!
Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Şeyh Saidin dedesi seyyid Haşim 4. Murat döneminde öldürülür. 1639’da Kürdistan, Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla iki parçaya ayrılır. Olabilir ki Seyyid Haşim de bu duruma karşı çıktığı için öldürülmüştür.
Şeyh Said, ileriyi görebilen bir insandı. Köy köy gezip İslami ve ulusal mücadele bilincini insanlara vermeye çalışır. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olur. Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Rejim karşıtı alim ve Kürt aydınlarına yönelik yapılan baskı ve güvensizlik, Şeyh Said’in baskıcı yönetime karşı çabalarını artırır ve artık yerinde duramaz olur.
1921’de Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine Rêxistina Azadî açılır. Cemiyetin başkanı Cibranlı Albay Halit Bey idi. O, Şeyh Said’in kayın biraderiydi. Bitlis mebusu Yusuf Ziya Şeyh Sait ile görüştü. Şeyh Sait Kürdistan’da büyük bir etkiye sahip olduğu için Rêxistina Azadî’ye davet edilir.
Rêxistina Azadi’ye üye olduktan sonra çalışmalarını daha da ilerletir. Köy köy gezer, tanıdığı ve sevdiği insanlara mektup göndererek mücadele bilicini insanlara ulaştırmaya çalışır.
Rêxistina Azadî’nin başkanı Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya 1924 yılının Ekim ayında tutuklanırlar. Bu olay üzerine başkanlık görevi Şeyh Said’e kalır.
Bir Nakşibendî şeyh’i olan şeyh Sait bölgede tanınan zengin ve etkili bir şahsiyetti. Hayvancılıkla uğraşan şeyh Said’in büyük sürüleri vardı. Her yıl Halep’e koyun satmak için giderdi dolayısıyla Erzurum-Halep güzergâhında çok fazla taraftar toplama şansına sahip oldular. Ziyaret ettiği yerlerde vaazlar veren şeyh, başkanı olduğu komitenin propagandasını yapma fırsatını buluyordu. Azadi komitesinin etkin üyelerinin yakalanması şeyh’ Said’i merkezi İstanbul’da olan Kürdistan teali cemiyetiyle ilişki kurmaya sevk etti. Şeyh Said bizzat kendisi İstanbul'a gidemiyordu. Ancak, oğlu Ali Rıza'yı göndererek temaslar sağlayabiliyordu. Ali Rıza, İstanbul’da Kürdistan Teali Cemiyeti başkanı Seyit Abdulkadir'le görüşmeler yaparak tekrar babasının yanına dönerdi. Şeyh Sait bu temaslardan sonra Kürdistan teali cemiyetiyle ilişkilerini geliştirmeye başladı.
Türk Hükümeti yetkilileri Şeyh Said'e haber gönderip ifadesini almak istediklerini bildirdiler. Şeyh Sait ifade vermeye gitmeyip 27 Aralık günü Hınıs'tan ayrılıp Çapakçur'a doğru yola çıktı. 4 Ocak 1925 günü Şeyh Sait ve çok sayıda Kürt ileri geleni Kırkan köyünde bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda Şeyh Said’in fetvası şuydu: “Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.”
Şeyh Sait Piran'da kardeşi Abdurrahim'in evinde iken, Türk askerleri evi basıp, Şeyh Abdurrahim'e sığınmış bazı Kürtleri almak istediler. Şeyh Abdurrahim, kendisine sığınmış bu insanları, Şeyh Sait orada iken vermeyi reddettiğinden, askerler bu kişilere saldırdılar. Bunun neticesi olarak askerler ile Kürtler arasında çatışma çıktı. Böyle bir provokasyon sonucu, hareket beklenmedik bir şekilde ve planlanmış zamandan önce, 8 Şubat 1925'de başladı.
Şeyh Said hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:“Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”? Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar.Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!
Kıyam 1925 yılının Şubat başında, Kürdistan'ın bütün bölgelerinde birden başladı.
Muş, Hınıs, Varto, Ergani ve Maden zaptedildi. Şeyh Sait, 7000 kıyamcı ile birlikte Kiği, Eğil üstüne yürüdü. Hani, Lice ve Piran'ı zaptederek 14 Şubat günü Darahini'yi tamamen ele geçirdi.Darahini, Kürdistan'ın geçiçi başkenti ilan edildi. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar Darahini'ye gönderilmeye başlandı. Çapakçur da ele geçirildikten sonra, Amed üstüne yüründü.
Silvan, Beşiri bölgeleri alındı ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Piran, Bulanık ele geçirildi.
Kıyam güçleri hemen ardından, Amed’e doğru ilerleyerek, Mardin kapısının yeraltı geçidinden şehre girerek orada bulunan silah ve cephane depolarını elegeçirdiler, silahların bir kısmını orada çarpışan Kürtlere, diğerlerini ise dışarıya yolladılar. Fransızlar, Türk Hükümeti askerlerine güneyden girebilmeleri için yol açmışlardı. Bundan dolayı yollar Şeyh Sait askerlerine kapatılmıştı. Bazı aşiretler hükümet askerlerinin yanına gittiler. Şeyh Said çaresizce geri çekildi. Hükümet onların her anından haberdardı. Şeyh Said ve arkadaşları İran’a çekilmeye karar verdiler.
Şeyh Said İran’a doğru giderken,15 Nisan'da Şeyh Said’in bacanağı Binbaşı Kasım'ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde, büyük bir kısmı yaralı olan diğer liderlerle birlikte Türk Hükümetinin eline esir düştü ve hep beraber Amed'e gönderildiler.
5 Mayıs günü Şeyh Said ve arkadaşlarını Amed’e getirirler. 28 Haziran’da Şeyh Said ile beraber 46 arkadaşı idam edildi. Şeyh Said asılacağı sırada bir kağıtın üzerine Arapça olarak şu beyti yazdı: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslam içindir.”İp boynuna geçirildikten sonra da Kürtçe olarak şu mealdeki sözleri söyledi: “Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler.
Kısa olarak yukarıya aktarılan Şeyh Said’in tarihçesinde görüldüğü gibi yönetimin ittihat ve terakkilerin eline geçtiği andan itibaren rahatsız olmuş ve İslami değerlerin hiçe sayılıp bunun yerine batı değerlerin yürürlüğe konmasıyla birlikte Şeyh Said, kıyam hareketi için çalışmaya başlar, yörenin hatırı sayılır alim ve diğer aşiret reisleriyle görüşür. Şeyh Said’in Piran’da olduğu bir düğün gününde, Devlet askerleri Piran’a gidip 9 mahkum kişinin bulunduğu gerekçesiyle evi kuşatma altına alırlar. Mahkum dedikleri kişiler teslim edilmeyince çatışma çıkar ve bir asker ölür. Müfreze Reisi olan teymen, işte devlete karşı isyan başlattınız der ve üstlerine durumu bildirir. Böylece kıyam hareketi erken başlamış olur.
Said web Sitesinde, bu kıyam neticesinde meydana gelen zararlar şu şekilde açıklanır:14 şehir, 700 köy, 9000’e yakın ev harabeye döndü. 50.000 kişi göç ettiriliyor, yaklaşık 7.500 kişi zindanlara atılıyor 660 kişi idam ediliyor. 80.000 Kürt öldürülüyor.
Şeyh Said hareketinin altındaki neden, İslam devleti mi yoksa Kürt devleti midir diye değişik görüşler ortaya atılmaktadır. Bana göre ikisidir. Şeyh Said İslami olmayan baskıcı ve ırkçı yönetimin uygulanmasına karşı çıktığı anlaşılmaktadır. Şayet başarsaydı, İslami bir Kürt Devletini kuracaktı. Zaten asılmanın nedeni de budur. Çünkü hareketini Kürtler oluşturmuştu. Yukarıda da ifade edildiği gibi Şeyh Said “Kürtlerle Türkleri birbirine bağlayan dindir. İslam dini hükümlerin yürürlükten kaldırılmakla bizi birbirimizden ayırdılar” deyip maksadını açıklamaktadır. Onun için Şeyh Said’in şehadet yıldönümü genelde İslami veya Kürt hassasiyete sahip kimseler tarafından her sene anılmakta ve gönüllerinde taht kurup rahmetle anılmaktadır. Şeyh Said’in evinden çıkarken hanımına söylediği sözler gerçekten anlamlıdır. Ne diyor? Yalnız ben ve bastonum da kalsak yine bu kafirlere karşı başkaldıracağım. Yoksa Zebaniler sarığımdan tutup beni Cehennem’e sürüklerler.Böylece Şeyh Said, kıyamın gerekçesini daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Ayrıca şu vasiyeti de manidardır: “Arkamızdan ağlayıp da zalimleri sevindirmeyin. Kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere anlatın.” Şeyh Said’in şahadetinin 85. ci yıldönümü münasebetiyle onu rahmetle anarız. Kaynak Said web Sitesi. Allah’a emanet olun!
Next