Şerzan Kurt davası önemlidir. Hem adaletin yerine gelmesi açısından önemlidir hem de yaşanan sürecin hassasiyetleri nedeniyle önemlidir.
Türkiye eğer insan hakları alanında ilerleyen ve demokrasisini güçlendirmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa bunu bütün mekanizmaları ile yanı yasama, yürütme ve yargı unsurlarının katılımı ile buna katkı sunmak zorundadır. Bu da ancak adaletin tecellisi ile mümkün olabilir.
Son yıllarda basının ve kitle iletişim araçlarını etkisi ile yaşanan olaylar kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır. Ancak geleneksel anlayış ve yaratılan kaygılar nedeniyle insanlarımızın gerekli duyarlılıkları göstermedikleri de bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Temel bir sorun bulunmaktadır. Sorun Yalnızca polisin vatandaşa kaba davranması, orantısız güç kullanması gibi ihlallerden ibaret değildir.
Sorunun esası, bu olaylar yaşanırken Hükümet ve organlarının yanı sıra Yargının da bu olanlara üstü örtülü bir şekilde hoşgörü ile yaklaşmaları sorunudur. Bu tür olaylarda dava açılmaması veya davaların caydırıcı olmayan cezalarla sonuçlanması nedeniyle böyle bir kanı oluşmuştur.
İbrahim Halil Çoban Ş.Urfa
Murat Konuş İstanbul
Aydın Erdem Diyarbakır
Enes Ata Diyarbakır
Uğur Kaymaz Kızıltepe
Özge Kayıkçi Kütahya
Yahya Menekşe Cizre
Çağdaş Gemik Antalya
Ahmet Sargın Sakarya
Adnan Karataş Adana
Serkan Çelik Bursa
Mehmlet uytum Cizre
Şerzan Kurt Muğla
Bu insanların uğradıkları saldırılar sonucunda yaşamlarını yitirmeleri ve bunca kayba rağmen benzer olayların hala devam ediyor olması şüphe ve kaygıları artıran unsurlardır.
'Şerzan Kurt Adalet ve Kardeşlik İnisiyatifi' son olarak yapmış olduğu basın açıklamasında bu kaygısını açıkça ortaya koymaktadır.
“Şerzan'ın ölümü, aynı zamanda son yıllarda toplumda giderek yaygınlaşan başta Kürtler olmak üzere etnik köken, düşünce, inanç, siyasal görüşleri nedeniyle farklı olanlara yönelik tahammülsüzlüğün ve buna bağlı olarak geliştirilen ayrımcı ve ırkçı yok edici saldırganlığın da bir örneğidir. Bu bakımdan Şerzan Kurt'un ölümüne yol açan güvenlik görevlileri hakkında dava açılması, böylelikle de olayın her yönüyle sorgulanacak olması önemli ve anlamlıdır.
Bununla birlikte, bugüne kadar benzer pek çok örnekte yaşandığı gibi bu davanın da cezasızlıkla sonuçlanması güçlü bir olasılıktır. Çünkü, bu davanın ilk duruşması 10 Ağustos 2010 tarihinde Muğla Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecekken adalet sistemimizde bugüne değin görülmemiş bir hızla işlem yürütülerek Eskişehir'e nakledilmiştir. Kısacası bu durum davanın cezasızlıkla sonuçlanması yönündeki kaygılarımızı güçlendirmektedir.”
Bu gidişata artık dur dememizin vakti gelmiştir..Bu ülke bu kadar vebali kaldıramaz artık. İnsan Hakları ve demokrasi mücadelesi içende olan herkesimin bu konuda duyarlılık göstermesi ve gidişatın olumlu yöne evrilmesi için çaba göstermesi gerekmektedir.
Şerzan vurulduğunda şu hatırlatmayı yapmıştık;
“Ne hakkınız vardı? Bu insanların ilmik ilmik dokudukları hayatı yok etmeye ne hakkınız vardı? Bir ailenin geleceğini yok etmeye ne hakkınız vardı? Bu insanların her iki dünyada ellerinin boğazınızda olacağını hiç mi düşünmediniz? Hiç mi evlat yetiştirmediniz ya da evlat olmadınız? Hades’in laneti ile lanetlendiğiniz yetmedi mi? Kirli ellerinizle, kirli emelleriniz için bu ülkenin insanlarını karşı karşıya getirip bir birine kırdırtmak için daha ne kadar kötülük yapacaksınız? Gözünüzü kapattığınızda Şervan’ın gülen yüzünden nasıl kaçıp kurtulacaksınız? Sizin acımadan kıydığınız genç bedenin sahibi olan ailesi organları sizden birilerine hayat versin diye bağışlamak istediler. Aradaki insanlık farkını görüp utandınız mı hiç? İnsanlığınızı alıp götüren katillik duygularınız rencide oldu mu acep? Bir çuval emeği yok ettiğinizin farkına vardınız mı?
Şervan’ın babası, kalbinde yeraltının dev volkanlarının içinde gezinen lavlardan daha kızgın duygularını dile getirirken bu devleti idare edenlere sesleniyordu. Soruyordu, yorumluyordu. “Benim çocuğumun elinde kalemi defteri vardı” diyordu.
Şimdi sormak lazım ey ülkemi yöneten hükümet, ey üniversitelerimi idare eden üniversite senatoları, ey güvenliğimizi sağlamakla görevli elleri ve belleri silahlı görevliler, ey çocukları olan ve okuyan anneler ve babalar ne zamana kadar suskun kalmaya devam edeceksiniz?”
Aynı duyarlılıkla bütün yetkililerden sürece müdahil olmalarını beklemekteyiz. Kamu güvenliği adına görev yapanlar ile kamu güvenliği çatısına girerek adam vuranları birbirinden ayırt etmemiz gerekir. Yoksa beli bir zümrenin sürekli itham altında kalmasına neden olmaya devam eden bir ülke olmaya devam edeceğiz. 15 Ekimdeki dava bu açıdan önemlidir.
Next