Önümüzde Haziran ayında gerçekleştirilecek olan bir genel seçim bulunmaktadır. Seçimler kapıya dayanmadan bir takım uyarıların yapılmasında fayda olduğunu düşünmekteyiz. Bunun değişik nedenlerden dolayı şimdiden yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Birincisi daha adaylar belli değil yani kimin seçime girip girmeyeceği belli değil dolayısıyla kimsenin bu uyarıların direkt olarak muhataplığı söz konusu değil.
İkincisi bu alandaki söz düellosu daha başlamamış yani bu alanda kimsenin kimseyi rencide eden bir tavrı yok. Üçüncüsü şu anda yapılan uyarının zamanlama ve yöntem olarak kimseye yönelik olması beklenemez çünkü süreç başlamadı ve biz bu nedenlerle uyarıyı şimdiden hatırlatmayı uygun görüyoruz.
Seçimler vatandaşın hür iradesini seçim sandığına yansıtması ile ülke idaresinin ne şekilde olması gerektiği konusundaki tercihini belirlemesidir. Ancak takdir edersiniz ki sadece sandığa gidip oy kullanmak vatandaşın serbest kaldığı anlamına gelmiyor. Vatandaşın hür iradesi demek sandığa gönül rahatlığı ile giderken kafasının dış etkenlerden dolayı baskı altında olmaması da demektir ve ne yazık ki ülkemizde seçmenin böyle bir şansı genellikle yoktur.
Küçük yerlerde yerel tanışmanı getirdiği sıkıntıların yanı sıra genelde vatandaşın içinde bulunduğu yaşam tarzı kendisini sıkıntıya sokmakta bazen kışın ortasında aldığı bir buzdolabı, bazen dağ başında kendisine verilen bir inek, bazen düze ovada tarımsal destekle aldığı bir keçi ya da komşusunun çocuğunun öldürülmüş olması, çocuğunun hapiste olması, fikrini, inancını, düşüncesini özgürce ifade edememesi gibi nedenlerden dolayı sandığa gittiğinde kafası karışıktır.
Yani vatandaş sadece vicdan ve cüzdan arasında sıkışmamakta dış faktörlerin tamamından etkilenmektedir. Bu etkileşimin iç dünyasında yarattığı fırtınalarla hareket etmektedir. Dolayısıyla fırtınada can havliyle bir korunak aranırken ne kadar düzgün tercih yapılabiliyorken bu durumda gidilen sandıktan da o kadar düzgün tercih yapılabiliyor demek çok da yanlış olmasa gerek.
Ülke genelindeki bu durumun yanı sıra bölgemizde bunlara eklemeler yapmak da lazım. Sandığa gittiğinizde bütün bunların yanında bir de bölgesel koşullardan kaynaklanan beyin karışıklıklarını da hesaba katmak gerekiyor. İşte tam bu durumda da bizim anlatmak istediğimiz gündeme geliyor. Yani vatandaş zaten zor koşullarda yaşamını sürdürmeye çabalarken aklı fikri oldukça karışıklık içindeyken bir de duygusal yüklenmeler gerçekleştirilirse o zaman sıkıntıların boyutları da artmaktadır.
Bölgede vicdan, cüzdan meselesine bir de onur ve var olup olmama kavramları da seçmenin ajandasındaki sözcükler ve değerlerdir.
Bu değerleri koruma içgüdüsü insanları içinde bulundukları iç yaşam fırtınalarında daha da tepkici bir konuma getirebilmektedir.
İşte bu nedenlerden dolayı ortada fol yok yumurta yokken her tarafı bir uyarma, hatırlatma duygusuyla karşılaştırmak istedik.
Seçimi kazanalım derken seçmeni yok etme politikası güdülmesin istedik. Kazanıp milletvekili olacağım diye kimse ardında bırakacakları unutmasın, konuşurken, sorunları dile getirirken, tartışırken, hakaret ederken bile yarın insanların tekrar yüz yüze bakacaklarını unutmadan hareket etmelerini istiyoruz. Fikri ne olursa olsun ister dost ister düşman olsun ama bir açık kapını olması gerektiğini unutmamalı.”akıllı düşmanın aptal dosttan daha iyi olduğu” mantığı ama “hiçbir değerini göz ardı etmeyen” bir duygusal yaklaşımla ortamı değerlendirmenin yararlı olacağını umuyoruz.
Ne olursa olsun şişenin dışındaki dünyanın şişenin içinde olup bitenlerle fazla ilgilenmeyeceklerini unutmamak lazım!