Şu anda uygulamada olan ve vatandaşlar ile siyasal partilerin tepkisini çeken %10’luk seçim barajı 12 Eylül 1980 darbesinden bize miras kalan bir olgu. Sisteme getirilen temel eleştiri seçmen iradesinin meclise yansıyamamasıdır. Bu durum fazla oy olan parti veya partilerin diğer seçmenlerin iradesini ipoteklerine almalarına ve az oy alan siyasi parti veya adayların meclise girememesine sebep olmanın yanında elde edilen haksız kazanç nedeniyle en çok oy alan siyasal partinin dengesiz bir milletvekili sayısına ulaşmasına neden oluyor.
Bu durum doğaldır ki alınan kararlarda, çıkarılan yasalarda iktidara gelen partinin durumunu daha da güçlendiriyor ve muhalefetin meclisten istediği yasal düzenlemelerin çıkmamasına neden oluyor. (Uzlaşmalar hariç tabi.)
Seçim barajı meselesi 70’li yıllarda uygulanan barajsız d’Hondt seçim sisteminin (12 Eylül öncesinde uygulanan seçim sistemi barajsız d’Hondt idi. Bu oldukça adil, partilerin aldıkları oya yakın oranda mecliste temsil edildikleri bir sistemdi.) hükümet kurma sırasında ortaya çıkan krizlerin çözümüne katkı sunmadığı gerekçesi ile değiştirildiği belirtildi. O dönemde yaşanan gelişmelerin arşivine bakıldığında aslında kriz yaşandığı doğru. Çünkü üç milletvekili olan partinin iki bakan istemesinden tutun da Milliyetçi cephe hükümetlerinin kurulmasına kadar süren gelişmelerden istikrar çıkmadığını gözlemlemek mümkün. Ancak bu gelişmelerin sebebini seçim sistemine dayandırmak da doğru bir tespit olmayacaktır. O zamanlarda ortaya çıkan krizlerin ve çatışmaların nedeni seçim sistemi değil ülkedeki siyasal çalkantılar ve çözümsüzlüklerdir.
70’li yıllarda ortaya çıkan ve 12 Eylül askeri rejiminin seçim barajları dahil bir çok değişiklik yapmaya yöneldiği meselenin kökeni ile günümüzdeki durum arasında dağlar kadar fark olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Baraj şimdilik haliyle mecliste bulunan ve bulunmayan siyasal partilerin karşı çıktıkları bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Birçok sivil kurum ve kuruluş ile vatandaşlar seçim barajının yüksekliğinden rahatsızlıklarını dile getiriyorlar ancak bu barajın düşürülmesi veya kaldırılması yine iktidar ve yargı ile bağlantılı olduğu için çare bulmak da güçleşiyor.
Bu aralar bu konudan muzdarip olan iki kesim var. Birinci kesim Türkiye genelinde %1-2 oranında oy alan partilerdir ikinci kesim ise Kürt siyasal çevreleri ve partileri. Çünkü alınan oy oranları ile seçilen milletvekili dağılımı adaletsizlikleri ayyuka çıkarıyor. Bölgesel olarak güçlü olan HDP bu baraj nedeniyle hem taban desteğini meclise yansıtamıyor hem de milletvekilini iktidar partisine kaptırıyor bu yetmiyor bir de bağımsız olarak seçime girip sonradan geçiş yapmak zorunda kalıyor.
Bu durumun düzeltilmesi için gösterilen çabalar yine iktidarın dayatmacı formüllerine takılıyor ve değişim olmuyor. Son bir umut vatandaşların anayasa mahkemesine yapmış oldukları bireysel başvuru hakkı oldu. Yapılan başvuralar sayesinde yargıdan çıkacak olan bir kararla haksızlığın giderilmesi amaçlanıyordu. Lakin beklenen olmadı ve güvendikleri dağlara kar yağmaya başladı.
Yüce Mahkemeden çıkacak olumlu bir karar haberine bekleyen çevreler şu haberler sarsıldılar; “7 Haziran’daki seçimde yüzde 10 ülke barajı uygulanacak. Barajla ilgili açıklamaları nedeniyle özellikle iktidar partisinin hedefi olan ve ‘ihsas-ı reyle’ (hâkimin önündeki davayla ilgili görüş açıklama yasağı) suçlanan AYM Başkanı Haşim Kılıç, mahkeme binasında olmasına rağmen toplantıya katılmadı. 13 Mart’ta emekli olacak olan Kılıç’ın, toplantılara katılmama kararı aldığı belirtiliyor.17 üyeli AYM Genel Kurul’u, 16 kişi toplandı. Ülke barajıyla ilgili bireysel başvurular birleştirilerek görüşüldü. AYM, usul tartışmalarının ardından ‘konu bakımından yetkisizlikten’ 2’ye karşı 14 oyla ret kararı verdi. Böylece, bireysel başvuru yoluyla yasa metinlerinin iptali istenemeyeceği kararı da verilmiş oldu.”
Bu kararın manası çok oy alacak olan partinin iktidarı tek başına almasına yaradığını belirtelim. Çünkü seçim sistemi değişmeyecek ve %10’luk seçim barajı iktidarın koruma kalkanı olarak Haziranda yapılacak seçimlere yansıyacak. Bu durumda seçimlere HDP çatısı altında girecek olan Kürt siyasal kesimi büyük bir riski göze alarak seçimlere katılacak ve sonuçta meclise girecek siyasal parti sayısı 3 veya 4 parti olarak kalacak. Hükümet mevcut durumda bir değişiklik olmazsa kendi kervanı ile yolunu devam edecek. Ancak bu durum adaletsizliği ortadan kaldırmayacak.
Next