Borçlu olmak ya da borçlu kalmak ille de maddi ya da manevi bir alacağın yerine getirilmemesi hadisesi değildir; haksızlık yaptığınız karşı taraf sizden bir şey talep etmediği durumlarda da kendinizi borçlu hissedebilirsniz. Hatta hakşinassanız, kesin öyle.
Bu yazı böylesine zuhur etmiş bir vaziyet karşısında benim için geç de olsa bir edimin yerine getirilmesidir.
Arif Arslan dostumun BGC (Batman Gazeteciler Cemiyeti)’nin yönetimini aldığı ilk günleri hatırlayanınız var mı bilmiyorum; Cemiyet, bir işhanının izbe küçücük, iç karartıcı dar bir odasında yaşamını sürdürüyordu. Benzer kurumların benzer ofisine benzediğinden pek yadırgamıyorduk doğrusu. Ama yadırgayan varmış demek BGC’nin başındaki kişi: Arif Arslan. O, genç ve gelişmekte olan Batman gibi bir kente yakışan farklı bir mekanı oluşturma düşüncesi kendisinde fikr-i sabit haline gelmiş olmalı ki hiç birimizin aklında olmadığı bir sırada bir “açılış” çağrısını aldığımda ancak fark edebilmiştim.
BGC’nin yeni binasının açılışına davetliydik.
O gün sevgili Başkanımız Necdet Atalay, Vali, İstanbul’dan medyanın kimi ünlüleri ile birlikte seçkin bir kalabalık vardı.
Ama bütün bunlardan önce BGC’nin yeni mekanıydı herkesi asıl etkileyen.
Peyzaj mimarisinin güzel bir uygulamasına sahne olmuş genişçe bir yeşil alan içerisinde kurulmuş çok şirin bir ahşap yapı-mekan. Gözlerime inanamamıştım. Her yanıyla ne yalan söyleyeyim, Batman’da hiç de alışık olmadığımız, şatafatlı değil ancak tatlı, nezih bir dinlenme yeri.
Gelin görün ki, günlerce etkisinden kurtulamadığım, bir basın emekçisi olarak gurur duyduğum böylesi bir başarıya imza atmış olan Arif ve diğer yöneticileri sözlü kutlama dışında üzerinde tek bir satır dahi yazamamıştım. Ne oldu, nasıl oldu bilemiyorum. Böylece geçti bir süre.
Yaklaşık bir yıl sonra aynı yerde ben ve diğer birkaç yazar arkadaş “imza günü” yaptık. Bahçenin ağaçları bir hayli büyümüş, çiçekler bir renk cümbüşü adeta. Ayıbımı hatırlayınca kendi kendime, “Ama bu kadarı da pes doğrusu, bir de meslektaş olacağım, insan bir iki satır da olsa yazamaz mı” diye içimden hiddetlendim. Fakat kardeşim, siyasi hadise ve meselelerden başımızı alamıyoruz ki, arada bir de olsa kararmış yaşamımıza dokunan bu tür güzellikleri görelim! Gene de geçti gitti, bakar mısın, yazıyı yazamadık yine.
Ve en son dün akşam, cumartesi gecesi.
Yine benzer ve daha renkli bir etkinliği sahneye koymuştu Arif dostumuz: Kürt edebiyatçıLal Laleş’in moderatörlüğünde Diyarbekir’in “Gawur Mahallesi”nin üç “bitirimi”ni bir araya getirmişti. Kalemiyle meşhur Ermeni yazar Mıgırdıç Magrosyan ile Amerika’daki ünü Türkiye’dekinden geniş Udi sanatçı Yervant Bostancı ile adı artık Avrupa’larda da bilinen Şexo (Şehmus Diken) dostum.
Çok daha da güzelleşmiş bahçenin farklı bir ambiyansındaki gecede hem üç bitirimin Xançepek hikayatlarını, hem de Aram’ın ardılı olan Yervant’ı ses ve sazından dinledik. Ermenice, Kürtçe ve Türkçe.
Kısa bir resital ama kana kana içtik, avuçlarımız patlayıncaya dek alkışladık.
Müthiş, şirin, keyifli bir geceydi.
Bir kısmımız karşılarında izledik onları , konukların önemli bir kısmı da bahçenin dört bir yanına serilen minderlerde aileleri sevgilileriyle ev rahatlığında dinlediler Xançepek’lileri.
Aferin sana Arif, brawo!
Bunun gibi birkaç yazı daha yazsam, yarattığın bu nadide esere karşı oluşan borcumu ödeyemem, yemin billah! Gecikmeden ötürü özrümü kabul et lütfen, birê min.
Ve bu arada Batman’ın diğer STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’ları gelip görsünler Kültür Merkezi’nin hemen karşısındaki BGC Lokal ve bahçesini. Görsünler de feyz alsınlar diyorum.
Next