Ülkemizde artık siyaset mekanizması istenen düzeyde değilse bile yavaş yavaş kendi zeminine oturmaya başlıyor gibi. Zaman zaman sinirlerin gerildiği lafların birbirlerini kovaladığı oluyor ama gidişat aynı zamanda demokrasi kültürümüzü de geliştirdiği için olumlu karşılanmalıdır.
Bu ülkede demokrasi adına demoklesin kılıcı sürekli sallandırıldığı için insanların yönetim ve siyaset mekanizmasına ve onların çözüm üretebileceklerine olan inançları zayıflamıştı. Siyaset mekanizmasının yürütücüleri de artık konuşmalarında siyasetin uzlaştırıcı dilini değil kurşunların acı sesini dillendiriyorlardı. “Kurşun atan da kurşun yiyen de” kahramanlaşırken cevaplar direniş, ayaklanma şeklinde veriliyordu.
Tabi bu dilin acılarından toplum az nasiplenmedi.1990’ların Türkiye’sini hafızalarımızda bir canlandıralım, özellikle bölgemizde kan gövdeyi götürürken, her gün sokak ortasında insanlar enselerinden yedikleri bir kurşunla yerlere serilirken, evinden çıkıp bir daha ortada görünmezken ülkenin batısında bu insanlık dramının adın “terörle mücadele” olarak algılanıyordu, algılatılıyordu.
Bu ülkenin siyasetçileri Siyaset dilini kullanmadığı için, hukuk ve sosyal devletin gereklerini yerine getirmediği için inkâr ve imha yöntemini siyasi bir tarz kabul edip yok saymayı meziyet kabul ettiğinden bugüne acı bir tablo ile karşı karşıya kalarak gelebildik.
Sorun çözüldü mü?
Buna ne yazık ki şimdilik evet diyemiyoruz. Ama buna rağmen sevindiğimiz ve umutlandığımız gelişmeler var.
En azından günümüz siyasetçileri siyaset mekanizmasını sonuna kadar zorlayarak bir siyasi çözüm modeli oluşturmaya çabalıyorlar.
En azından birbirlerini silahların dili yerine siyasetin dili ile hitap etmeye başladılar.
En azından mecliste yumrukları yerine dillerini kullanmayı başarıyorlar.
En azından silahların tek taraflı olsa da susması ile insanlar düşünmeye vakit buluyorlar.
Peki, bu durumda beklentimiz nedir?
Vatandaş olarak,
Düşünen bireyler olarak,
Üreten bireyler olar siyasetten ve siyasetçiden beklentimiz pozitif siyaset yapmalarıdır.
Son günlerde Demokratik Toplum Kongresinin yaptığı çalıştayda aldığı kararlar Türkiye gündeminde epeyce tartışılmaya başlandı. Bu konuların tartışılması daha güzel bir gelecek oluşturmak açısından elbette yararlı olmaktadır. Bununla birlikte toplumsal hassasiyetlerin kontrol edilmesi konusunda da bir o kadar hassasiyet gösterilmelidir.
Özellikle siyasetçilerin siyasi konularda belirleme yaparken daha uyumlu bir dil kullanmaları yerinde olacaktır.
Son siyasi gelişmeler konusunda BDP Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın Meclis başkanı M.Ali Şahin ile görüşmesi bize göre çok olumlu bir çalışma olmuştur.
Zaten toplantıdan sonra yapılan açıklamanın toplantıdan önce yapılan açıklamalardan çok farklı olması da bunu göstermektedir.
Demek ki siyaset mekanizması yıllardır iddia ettiğimiz gibi sağlıklı bir diyalog ortamı içerisinde sorunları görüşüp tartışırsa toplumsal gerilimlerin ortadan kaldırılması daha sağlıklı olabilecektir.
Pozitif siyasetin dili sorunların ortadan kaldırılmasında bire bir etkili olan yöntemlerden biridir.
Siyasetin en uç noktası laf atmaktır ancak en acı laf bile kurşun atmaktan iyidir. Atılan lafın özrü kabul edilebilir belki ama atılan kurşunun yarası kapanmıyor.
Sonuç olarak diyeceğimiz odur ki siyasetçilerimiz pozitif siyaset yapmalıdırlar.
Görüşmeli, konuşmalıdırlar.
Konuşmayı, buluşmayı, yeri ve mekânı sorun yapmamalıdırlar.
Biraz empati herkes için gerekli ve yararlı olacaktır diye düşünüyoruz.
Ve biz buna pozitif siyaset diyoruz.
Next