Seçim sonuçlarının daha yeterince tartışılmadığı, koalisyon hükümetinin kurulup kurulmayacağı meseleleri dururken Ortadoğu kazanında Kürtlerin rolünü tartışmak gündemden uzaklaşmak olarak algılanabilir ancak bize göre kürkçü Tilki misali dönüp dolaşacağımız yer yine bu konu olacak.
Koalisyon hükümeti konusunda HDP’nin yapması gereken iş bellidir. Birincisi hükümette yer almayacak ancak Türkiyenin sorunlarını çözümü konusunda da elinden geleni ardına koymayacak. Çünkü seçim dönemi boyunca söylem bu tarzda gelişti ve HDP’ ye yakışan da bu doğrultuda hareket etmek.
Türkiye, hükümetini nasıl kuruyorsa elindeki malzeme ile kurmaya devam edecek. AKP, CHP ve MHP bir tercih yapmakla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Ya Türkiyenin sorunlarını çözmek için ortaklaşacaklar ya da kendi siyasi partilerinin ve liderlerinin dümen suyuna gidip seçmenin karşısına tekrar çıkacaklar. Hangi tercihi kullanırlarsa kullansınlar HDP’ ye düşün çözümcü rolünü oynamasıdır.
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Kürtler şu anda bölgelerini korumak ve kendilerini savunmak için bir savaş yaşamaktadırlar. Gerek Irak Kürdistan’ında gerek Suriye Kürdistan’ında bu durum sıcak cephe çatışması halinde sürmektedir. Cephenin karşı tarafında duran ise kökten İslamcı olduğunu iddia eden DAIŞ Çetecileri …
Sünni bir islam devleti kurma peşinde koştuğunu ilan eden yapı. Durum sadece bundan ibaret değil bu yapının çatıştığı başka güçler de var. Irak ve Suriye ordusu ve yönetimleri. Bunlar da Şii anlayışını temsil eden ve aynı zamanda sınırlarını bu yapıya karşı korumaya çalışan güçler.
Tarihsel bir çelişki olarak görünse de Irak ve Suriye rejimleri şu anda ülkelerini selameti ve yönetimlerinin akıbeti için suni çetelecilerinden oluşan DAIŞ ile çarpışırken yıllarca ezdikleri, haklarını yok saydıkları Kürtlerle aynı safta yer almış durumdalar. Çünkü çatıştıkları düşman ortak.
Bu çatışmalı durumda bölgenin iki süper gücü olan İran ve Türkiyenin ne yaptıklarına da bakma gerekiyor. Bu bakış elbette tarihsel köklerinden ayrı ele alınamaz. Gerek Selçuklu döneminde gerekse Osmanlı döneminde şu andaki devletlerin tarihsel sahipleri ayrı kamplarda bulundular. İslam döneminde İran şii cepheyi Türkiye Sünni cepheyi temsil etti. Osmanlı ve fars devleti sürekli bu temel üzerinden çatıştı. 1514 tarihindeki savaşın da daha sonraki savaşların da altında yatan her ne kadar toprak kapma kavgası olsa da temel noktada iki mezhebi yapının çatışması yatmaktaydı.1639 anlaşmasının sonucunda Kürtlerin yaşam alanlarının bu iki devlet arasından bölüşümü ile herkes bu sayede kendini korumaya almış olarak görünse de mesele bitmiş değildir.
Evet, Kürtlerin bölünmesi ile sindirilmeleri kolaylaşmıştır ancak sorun ortadan kalkmamıştır. Daha sonraki dönemlerde yani birinci dünya savaşından sonraki bölünmelerde de Kürtlerin yaşam alanları tamamen bölündü ve dört ayrı devletin egemenliğine girdi.
Burada Kürt tarihini yazmaya gerek yok. Bunu hatırlatmamızın sebebi ortadoğunun zaten sorunlara gebe olduğunu hatırlatmak içindi.
Şimdi bazı rollerin değişmeye başladığını görmekteyiz. Sünni Arap ülkeleri artık Türkiyenin ne halifeliğini ne de öncülüğünü kabul etmektedirler. Suudi Arabistan öncülüğündeki güçlerin Yemen operasyonu bunun somut göstergesi.Türkiye bu durumda kendini kurtarmak için sadece destek vermekle yükümlü. Bu alanlardaki Şii Sünni çatışması Türkiyeyi fazla etkilemediği için bu destek yeterli olabilir ancak burnunun dibindeki Kürt bölgelerindeki çatışmalar konusunda bu kadar duyarsız kalması elbette beklenemez.
Bu durumda iki tercihten birini yapmak durumunda kalıyor. Ya yaptıkları ile bütün dünyanın nefretini kazanan DAIŞ çetelerini güçlendiren tarafta bulunacak ki o zamanda dünyanın tepkisini çekecek. Ya da Kürtleri destekleyecek ve o zamanda ülke içindeki muhalefetin tepkisini göze alacak. Üstelik Kürtlerin kazanacakları başarı ile Türkiye’de bugüne kadar izlenen yönteme farklı yaklaşımla yaklaşmaları ve birleşme tehdidi (!)riskini göze alacak.
Yani tam bir yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal meselesi…
Ancak bugünkü durumun Kürtler açısından tarihi vakalardan bir farklılığı var. Bu kez Kürtler kendi güçleri ile varlıklarını korurken Sünniliğin ya da Şiiliğin bir tarafı değil evrensel insan haklarını koruyan demokratik, laik bir yapının temsilcisi olarak savaştaki konumlarını almış durumdalar. Bu çok önemli ve değişik bir durumdur. Bu durum DAIŞ çetelerine karşı verilen mücadelede bütün dünya tarafından da tespit edildi ve kabul edildi.
Özellikle Müslüman olmayan Kürtlere ve diğer halklara karşı yapılan saldırılar karşısında duran Kürt silahlı güçlerinin bu tavrı bu özelliği ortaya koymuştur. Bu nedenle Kürtler artık mezhepsel bir yapı veya dini temsiliyet ile değil siyasal duruşları ve etnik yapıları ile taraf olarak savaşmaktadırlar. Bu yapıları ile hem Şiileri, hem Sünnileri, hem de diğer inanç kesimlerini temsil edebilmekte ve egemen anlayışların tarafı olmaktan çıkmaktadırlar.
Bu rol çok önemlidir. Demokratik bir yapının kurulması ve kollanması açısından da, farklı inançların yaşatılması açısından da, mezhepsel çatışmalardan uzak durmak açısından da önemlidir ve bu konum korunmalıdır.
Next