Malum bir ülke seçim havasına girdi mi işin ehli olanlar hariç genelde herkes bu konuya yoğunlaşır ve etrafta olup bitenler ikinci plana itilir.
Bizde de durum bundan farklı değil. 7 Haziran seçimleri ülkenin en çok konuşulan ve tartışılan konularının başına geldi oturdu.
Lakin birden fazla sorunumuz var.
Bu sorunların yansımasını elbette ekonomide, sosyal yaşamda, siyasal yaşamdaki çalkantılardan hissediyoruz lakin tam anlamı ile değil.
Bilindiği gibi Irak ve Suriyede acımasız bir şekilde süren savaş var. DAIŞ çetesinin sessiz sedasız kontrolüne aldığı alanların geri alınması için yoğun çatışmalar sürüyor.
Musul’u kendi elerliye çeteye teslim eden Irak ordusu ortaya çıkan yeni koşullardan dolayı kenti geri almak için harekete geçti. Kentin bir şekilde DAİŞ’ten alınacağı belli ama kent Kürt güçlerin eline geçmesin diye merkezi hükümet harekete geçti! Ancak bu harekâtın yürütülmesinde enteresan bir manzara var. Savaşan ordu her ne kadar Irak ordusu gibi görünse de sosyal medyada paylaşılan fotolardan da anlıyoruz ki Kasım Süleymani gibi İran generalleri cephede teftişte bulunuyor. Savaş halindeki bir orduyu başka bir ülkenin ordusunu yöneten generaller ziyaret ediyorsa bunu nasıl anlamak gerekiyor?
Durum sadece bu kadar değil. Daha birkaç gün evvel Suriye cephesinden yapılan açıklamada muhalif göçler Lazkiye civarlarında aslında Esat rejimi askerleri ile değil İran destekli Şii militanlar ve askerlerle çatıştıklarını, Suriye rejiminin bu alanı İran’a terk ettiğini ve durumun böyle sürmesi durumunda Türkmenlere yapılacak saldırıların artacağını belirten açıklamalar yapmışlardı.
Yine gazete sayfalarında yer buluna bir haberde İran’ın Hazar denizine yeni savaş gemisini indirdiği aktarılıyordu.
Kısacası Ortadoğuda yürütülen bir kumpas var ve biz bugünlerde bu kumpastan ziyade doların artışı ve haziran seçimleri ile ilgilenen bir ülke durumundayız.
Çatışan güçlere bakıyorsunuz bir yandan kendi topraklarını korumaya çalışan Kürtler var ki en aktif çatışan güç olarak bu gücü belirtmek gerekiyor. Suriyede YPG/YPJ güçleri Irak’ta ise bu güçlerin de desteklediği peşmerge ve HPG güçleri var. Suriye ve Irak rejimleri de kendi egemenlikleri korumak için DAIŞ çetesi ile savaş durumlarını sürdürüyorlar. Tabi bütün bunlara muhalifleri de eklemek gerekiyor. Muhalifler içinde de Türkiye’nin desteklediği özgür Suriye ordusu ve diğer gruplar var.
Haritaya şimdi tarihi gerçekler açısından bakabiliriz. Her zaman olduğu gibi yine ortadoğuda çatışma var ve yine Türkiye ve İran’ın nüfuz etme gayretleri var. Peki, bu durumda kim kime yakın ve denge neye göre belirlenebilir?
Şunu açık bir şekilde gördük ki Türkiye’nin Türkmen kozu ile bu alandan karlı çıkma şansı yok. Çünkü Türkmenler cephede sonucu etkileyecek bir güce sahip olamadılar ve hiç kimseye de direnemediler. Musul’da ve Suriyede ki durumlar açık. Bu konu her ne kadar masada bir madde olarak duruyorsa da cephede o kadar etkili değil. Bu alanlardaki Şiiler ise tamamen rejimler ve İran ile birlikte çalışıyorlar. Musul’daki Türkmenlerin aynı zamanda şii olduklarını da unutmamak gerekiyor. Gerek Esat gerek Irak hükümeti İran’dan aldığı desteği gizlemiyorlar zaten. Bu durumda varlığını ve gücünü korumak isteyen Türkiye’nin tek şansı kalıyor o da Kürtler.
Bunu Kürtlere yönelik geleneksel politikaları ile yürütme şansı yok. Çünkü Kobanê meselesinde de Şengal meselesinde de Türkiye Kürtlere gerekli olan güveni vermekten uzak kaldı. Bu durumda koalisyon güçleri içinde yer alarak, onların şemsiyesi altında lojistik destek verme konusunda gayret sarf etmek durumunda kalıyor. Bu yardımı da Irakta merkezi hükümete Suriyede ise özgür Suriye ordusuna yaparak işin içinde çıkmaya çalışıyor.
Oysa yapması gereken bu değil.
Türkiye’nin yapması gereken Kürtlere arka çıkması. Tarihsel gerçekler de, mevcut defacto durum da bunu emrediyor. Uygulanan yanlış politikaların girdabından çıkmak durumunda olan, korkularından ve fobilerinden kurtulmaya çalışan bir Türkiye yönetimi ancak bu krizi gücünü kaybetmeden çözebilir. Aksi durumda korku ve kaybetme sendromları ile yaşamak durumunda olan bir Türkiye’miz olur.
İran generalleri tarafından cephede desteklenen Irak ordusuna yardım uçakları gönderdiğinizde baltayı nereye vurduğunuzu bilmek zorundasınız. Bugün DAIŞ ile mücadele gibi görünebilir ancak bu politika İran’ın işine yarar. Hiçbir zaman savaşı kazanamayacak olan Özgür Suriye Ordusuna verilen destek de kazandıracak veya masaya oturtacak bir güç sağlamaz. Bu nedenle gerçekler ne kadar daha çabuk görülür ve doğru gücün yanında yer alırsak o kadar başarılı olma şansına sahip oluruz. Kulağımızı tersten tutmaya gerek yok. Yolu uzatmaya da. Ortadoğu da bir kumpas var ve bu kumpasta doğru yerde bulunmak gerekiyor. Seçim kazanalım derken bölgeyi kaybederseniz yazık edersiniz sevgili yöneticilerimiz!
Next