Dünden devam
Değerli Okurlar, 14 Mart Dünya Nehirler Günü vesilesiyle kaleme aldığım dünkü yazımda su kaynakları ile ilgili değerlendirmede bulunmuştum.
Toplumumuzun bilinçlendirilmesi, su kaynaklarından sorumlu kurumların görevlerini yapmaları konusunda bir baskı aracı olmamız, doğruları gösterip, yanlışlardan sakındırmamız için on yazı bile yazabilirim. İki yazı ile yetineyim.
Bilindiği gibi dünya genelinde hızlı bir kentleşmeye gidiliyor, devasa nüfus barındıran şehirler inşa ediliyor.
Buna yoğun nüfus artışını da ekleyin, muazzam bir su tüketimi ihtiyacı doğarken, bu kez de kentlerin atıklarının bertarafı büyük sorun olarak insanlık ailesinin karşısına çıkıyor.
Tarım için muazzam su kaynakları gerekiyor değil mi?
Ekonomik gelişmeye paralel olarak işletilen fabrikalar, gelişen sanayiden kaynaklı kirlilikler su kaynaklarımızı tehdit ediyor.
Tüketilen sular kirletici olarak doğayı ve çevreyi tehdit ederken, gelişmelere seyirci kalan bir toplum olmamız halinde hepimiz kaybedeceğiz…
Durumun vahametinin bilincinde olan duyarlı insanlar, duyarlı bilim adamları ve Çevreciler, Dünya Nehirler Günü vesilesiyle toplumu uyarmaya, farkındalık oluşturmaya gayret gösteriyorlar.
**
**
YERLEŞİM YERLERİNİN ATIKSULARI…
Bu satırların acizane yazarı olarak o Çevrecilerden, duyarlı insanlardan biriyim.
Yıllardır bütün dağlarımızdaki derelerin özgürce akmasını, su kaynaklarımızın korunması gerektiği konusunda bir gönüllü olarak mücadele vermekteyim.
Bir çıkar ve menfaatim yok, sadece tehlikenin farkında olan biri olarak yıllardır Sason Çayı, Kulp Çayı, Batman Çayı, Garzan Çayı, Botan Çayı, Dicle Nehri’nin kirletilmemesi için gayret gösteriyorum.
Çünkü bahse konu su kaynaklarımız büyük bir kirliliğe maruz kalmıştır.
Eğil, Dicle, Diyarbakır, Kulp, Silvan, Bismil, Sason, Kozluk, Beşiri, Hasankeyf ve Batman’ın bütün evsel atıksuları(kanalizasyon-lağım suları) arıtılmaksızın söz konusu su kaynaklarına boca edilmektedir.
Önceden Dicle Nehri özgürce aktığı için ülke sınırlarını aşarken, Veysel Eroğlu-Ilısu Barajı ile devasa fosseptik çukurda toplanmaktadır.
Diyarbakır ve Batman’ın atıksuları için bazı adımlar atılmıştır. Batman’ın atıksuları sadece fiziksel arıtmadan geçirilirken, Diyarbakır’ın bir kısım atıksularının kimyasal ve biyolojik arıtmadan geçtiğinden söz edilmektedir. Yeni çakma Hasankeyf dışında(Arıtma sistemi kuruldu ama o da epey zamandır devre dışı), diğer bütün yerleşim yerleri ve daha sayamadığım beldelerinin atıksuları için arıtma sistemleri kurulmamıştır.
**
**
Devlet, bütün belediyelere belli ödenekler çıkarıp, nüfus başına bütçe tahsis ediyor.
Bütün belediyelerin o bütçeyi, gelir kaynağını toplumun sağlığı için kullanması bir zorunluluktur ve yasa gereğidir.
Belediyeler bu görevlerini ihmal ettiklerinde, halk sağlığını da ihmal ediyorlar demektir.
Yıllardır ileri biyolojik ve kimyasal arıtma için uyarıcı yazılar yazıyor ve ilgili yasaları, mevzuatları, çevre yönetmeliklerini hatırlatıyorum.
Nehirler Gününde yine bu meseleye dikkat çekerken, bu konuda atılacak en ufak adımı desteklediğimi de her zaman ifade etmişimdir.
Batman atıksularının ileri biyolojik ve kimyasal arıtmadan geçirilmesi için halka gerçekleştirilen ÇED ön rapor bilgilendirme toplantısına katılarak söz almış ve mevcut kayyum yönetimi tarafından atılan adımı desteklediğimi ifade etmekle kalmamış, iki makale ile desteğimi göstermiştim.
Her vesile ile halkımızın sağlığının korunması için duyarlılığımızı göstermeliyiz.
Yaptığım eleştiriler keyfi değil, ideolojik hiç değil, toplum yararınadır.
İlgililer gereğini yaptıkları zaman halkın takdirini de kazanacaklardır…
**
**
BİLİM İNSANLARI BOŞUNA UYARMIYOR…
Bilim insanlarının boşuna uyarılar yapmadıklarını bilelim. Halk sağlığı için kafa yoran bilim insanlarının şu uyarılarını dikkate alalım: “Su, tüm canlıların ve ekosistemlerin varlığı için vazgeçilmezdir. Güvenli suya erişim sağlık için vazgeçilmezdir. Buna karşın günümüzde 2,2 milyar insan güvenli suya erişememektedir. Güvenli içme suyu ve sanitasyona erişim 2010 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edildiği gibi insan sağlının korunması için temel insan hakkıdır. İnsanlar tarafından kullanılan suyun tümü, eklenen kirleticilerle birlikte çevreye geri dönmektedir. Bu nedenle yaşam için vazgeçilmez olan su kaynaklarının kirleticilerden korunması son derece önemlidir. Çevreyi ve özelde de su kaynaklarını korumaktan uzak politika ve uygulamalar su kaynaklarının kirlenmesine neden olurken, yaşanan iklim krizi de durumu şiddetlendirmektedir. Su kaynakları artan nüfus, kentleşme, sanayi, madencilik ve tarım faaliyetleri sonucu ortaya çıkan kirleticilerden korunmalıdır. Çarpık şehirleşme, iyi bir kanalizasyon ve arıtma sisteminin olmaması ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan atıklar, su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır. Özellikle büyük kentlerdeki plansız büyüme ve artan nüfus yoğunluğu suya ilişkin sorunların kısa vadeli değil, uzun vadeli ve stratejik çözümlerle giderilmesini gerektirmektedir. Belediyeler tarafından atık sular türlerine göre ayrı toplanmalı ve arıtılması sağlanmalıdır. Atık suyun arıtılması hem su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltacak, hem de suyun yeniden kazanımını sağlayacaktır. Su kıt bir kaynak olarak ele alınmalıdır. Sulak alanlar ve ormanlar gibi suları doğal olarak toplayan, filtreleyen, depolayan ve serbest bırakan ekosistemlerin korunması ve restorasyonu su kıtlığına karşı mücadelede ön önemli stratejilerden birisidir. Bunlar için multidisiplinler bir yaklaşımla oluşturulmuş çevre politikalarına gereksinim vardır. Sadece Türkiye’yi değil tüm yerküreyi ilgilendiren bu korkunç tabloyu değiştirebilmek için yerelde olduğu kadar küre ölçeğinden de mücadele verilmeli. 14 Mart tüm dünyada barajlar ve HES’lerden muzdarip halkların ortak sesi ve bu sese Türkiye’den de yeni sesler eklenmeli. Nehirlerimiz kâr için değil, yaşam için aksın!”
Bu duygu ve düşüncelerle 14 Mart Dünya Nehirler Günü’nü kutlar, su kaynaklarının güvence altında olduğu bir gelecek dilerim.
Next