Neden güzelim dünyanın nimetlerinden, güzelliklerinden, olanaklarından yararlanacağımıza bu kadar acı çekmek için birbirimizle uğraşıyoruz?
Neden en değerli insanlarımızı körü körüne kaybediyoruz?
Neden onursuzca yaşamı kendisine ilke edinmişler yerine bütün insanların mutlu bir hayat sürmesi için çırpınan insanları göz göre göre kaybediyoruz?
Neden savaşıyoruz?
Neden boğuşuyoruz?
Hiçbir gerekçe insan yaşamına son vermek için bahane olamayacağına göre neden bu kadar insanın ölümüne göz yumuyoruz?
Kör, Karanlık, hain ve sinsi bombalar ne zamana kadar yüreklerimizden parçalar alıp götürecek?
Kurşunlar daha kaç bedene daha saplanacak?
Bunca insan yaşamını kaybederken bizler nasıl uyuyacağız, bizim için hayatlarını hiçe sayanların toprak altına gidişini izlerken uyumamız mümkün mü?
Bu kana, bu savaşa dur demek gerekiyor.
Bu savaşı durdurmak için gerekirse balinalar gibi toplu olarak intihara gitmemiz gerekiyor. Zaten insanları sevenler, hayatı sevenler, onuru sevenler bunca kayıba artık dayanamazlar.
Dört can verdik hain bir bombaya. Giden dört can olmadı sadece binler o bombayla öldü. Açılan mezarlar sadece Sedatları, Salihleri, Sadileri, Sofileri içine almadı. Binlerce yüreği toprak altına aldı.
Birlerin şahsında binleri gümdük kara toprağa. Kalemiyle, diliyle, yüreğiyle, diliyle insanlarına hizmet eden insanları, insanlık adına yardıma gitmek isterken kaybettik.
Ülkenin duyarlı insanları, insanlık hassasiyeti ile yeniden sarsıldı. Yolun nereye çıkacağı görünüyor çünkü.
Artık bu çatışmaların durması gerekiyor. Artık insanların nasıl bir ölümle karşılaşacaklarını düşünerek yaşamamız mümkün değil.
Bu yaşananlar kader değil.
Yasalar insanların huzur içinde yaşamaları için yapılır. Bizde yaşama garantisi yok. Bu çatışmalar sürdükçe sabah ayrıldığımız çocuklarımıza akşam sağ salim ulaşma şansımız olmayacaktır. Çanakkale savaşında kaybettiğimiz insan kadar insan kaybettik bu savaşta. Çanakale’yi koruyan insanlar şimdi birilerinin emelleri gerçekleşsin diye birbirini öldürüyor.
Kardeşlik istemenin de bir sınırı var. Sabrın da bir sınırı var. İnsanlığında bir sınırı var. Yüreklerdeki sınırları kırmızıçizgilerle çizemezsiniz. Bir çakıl taşı edebiyatı ile binlerce cana kıyamazsınız. İnadınız uğruna uzlaşmaktan, konuşmaktan, paylaşmaktan kaçamazsınız.
Milleti uzlaştırmak, yasaları demokratikleştirmek, hayatı paylaşmak için gerekli zemini hazırlamak ve korumak devleti ve milleti idare edenlerin görevidir. Milleti öldürerek devleti korumak, devleti yok ederek milleti korumak mümkün olmuyor işte. Devleti de milleti de bir arada tutmanın çabasını gösterin artık. Buna zamanında yapmazsanız ne millet kalır ne devlet. İç çatışma yaşayıp kendini değiştirmeyen tek devlet kaldı mı ki? Sorunlarını çözen devletler ispanya gibi rahata kavuşuyor. Çözemeyen devletler Filistin gibi çatışmaya devam ediyor. Bu coğrafya sorunlu, sorunu ya siz kendi aranızda çözerseniz ya da uzaklardan birileri gelir sizi darmadağın ederek, sorunlarınıza bin sorun daha ekleyerek, sırtınızdan palazlanarak işinizi bitirir.
Bütün bunları göze almanın bir nedeni var mı? Yoksa eğer bu inat, bu öfke, bu uzlaşmazlık NEDEN?
Next