İki yıla yakındır ülkede Ergenekon dalgası sürüp gitmekte. Deşifre edilen bilgilere baktığınızda değişik kesim ve görüşte insanların değişik alanlarda ortak bir amaç doğrultusunda yönlendirildiği intibası mevcut.
Kamuoyu araştırmalarında en güvenilir konumdaki kurum ve kuruluşların içten içe nasıl heba olduğunun sergisi yapılıyor. Dokunullamayanlara dokunulmaya çalışılıyor. Toplantı üstüne toplantılar sergileniyor ve sonuçta yargıya devam deniliyor…
Geçmişten günümüze kadar hükümetin başında bulunan zatların aslında olup bitenden haberdar olduklarını öğreniyoruz.Mesut Yılmaz buna net olarak ortaya koydu.Tansu çilerin yaptığı planları,Erbakan’ın nasıl sesiz kaldığını,devletin illegal yollara başvurduğunu söyledi, durdu.
Yani ülkenin Doğu bölgesinde insanların kanı oluk oluk akarken herkes bilgi sahibi, herkes sesiz, herkesin işine geliyormuş! Kimsenin de sesini sedasını çıkardığı yokmuş. Bunu bizler biliyorduk da Türkiye kamuoyunun tamamı öğrenmiş oldu. Satır aralarında söylenmek istenen şu; evet yapılanlar yapıldı. Öldürülenler, sürülenler sürüldü. Ancak ortaya çıkan gücü kontrol etmek gerekiyor çünkü kontrol dışını çıkıp Türkiye geneline yayıldılar. Bu güç ülkenin tamamı için Doğu ve Güneydoğu modelini uygulama niyetinde o zaman önünü kesmemiz lazım. Yönelim o yönlü. Bu kanının en somut delili de Tuncay Güney’in iddia edildiği şekliyle 8 yıl önceki ifadelerinin bugün kamuoyuyla paylaşılmasıdır. Yani bugün servis edilen bilgiler aslında sekiz yıldır Devlet tarafından biliniyormuş. Ama hiç bir şey yapılmamış.
Bugün koparılan yaygara aslında geçmişin hesabının sorulması değil geleceğin batırılmaması çabası olarak yorumlanabilir. Türkiye kamuoyunun duyarlı siyasetçi, aydın ve yazarçizer takımının ortak görüşü, eğer soruşturmanın sınırı Fırat’ın doğusuna kaydırılmazsa gerçeklerin ortaya çıkmayacağı yönündedir.
Evet kazılar yapılıyor, aramalar yapılıyor, baskınlar düzenleniyor, insanlar gözaltına alınıyor, silahlar bulunuyor, bombalar etrafta cirit atıyor ama bütün bunlar Fırat’ın batısında yapılıyor. Ankara İstanbul hattında işler yürütülüyor. Her kazılan yerden bombaların çıkması tesadüf değil ama bu bölgede eminiz ki her kazılan yerden insan cesetlerine rastlanacak. Bu ülkede eğer bir temizlik operasyonu yapılacaksa bütün ülke vatandaşlarını ikna edecek bir çalışma olmalıdır. Ülkenin doğusunu bırakıp batısını korumaya çalışmak yetmez. Bu ülkede Hak ve Hakikatler araştırılıp ortaya çıkacaksa bunun adil olarak yapılması lazım. Ancak o zaman gerçekleri su yüzüne çıkarabiliriz. Ülkenin bir bölümünde insanların asit kuyularına atıldığı söyleniyorsa, Diyarbakırda Musa Anterler, Batmanda Mehmet Sincarlar öldürülüyorsa, yer altında binlerce cesedin bulunduğundan söz ediliyorsa yapılması gereken bunlarında ortaya çıkarılması değil midir?
Türkiye’de düzen adına yapılan her çalışmada kanayan noktaya parmak basmak gerekmektedir. Tehlikenin kokusunu kendinize yakın hissettiğinizde harekete geçerseniz herkesi tatmin etmeniz mümkün olmaz.
Yargı mekanizması düzeni koruyan, güveni tesis eden temel faktördür. Yargı kararlarını işinize geldiği gibi algılar ve tartıştırırsanız hak ve hukukun yerine gelmesini dolaylı olarak engellersiniz. Tam bir yargı bağımsızlığının olması gerekmektedir. Yargı mensupları görevlerini yaparken ülkenin düzeninden sorumlu olduklarının elbette farkındadırlar. Ancak adaletin yerine gelmesi için Hükümet edenlerin de ellerindeki bilgileri zamanında yargıya intikal etmeleri gerekmektedir. Tuncay Güney’in ifadelerini 8 yıl sonra ortaya dökmenin anlamını anlamak mümkün müdür? Bütün bu olup bitenlere baktığınızda vatandaş olarak ne düşünürsünüz? Kime güvenip sırtınızı dayayacaksınız?
Next