Türkiye’de son dönemde olup bitenlerden dolayı kimin ağzını açarsanız söyleyecek birkaç sözü var.
Ergenekon,
Balyoz,
Askeri darbe,
PKK,
KCK,
Dinci örgütler,
Hizbullah
Yargıdaki tartışmalar,
Kadrolaşma iddiaları
Laikliğin elden gittiği tartışmaları…
Bazıları yukarıda saydığımız konularda aşırılığa gidildiğini belirtmekte bazıları ise yargının kararının beklenmesi gerektiğini. Ortada bir gerçek var ki sayılan konularla ilgili olarak açılan davalarda özellikle sol muhalefet kesimi ile ilgili açılan davalarda tutukluluk oranı rahatsızlık yaratacak bir oranda hissedilmektedir.
Bu durum belki de bu güne kadar bu kesimlerin dokunulmazlıklarından da kaynaklanıyor olabilir. Gerçeği söyleyelim kimsenin aklından dahi geçiremediği gelişmeler oluyor. General bile olsa hakkında bir iddia varsa yargılanıyor ve hapse atılıyor.
Yani anlayacağınız sadece Kürtler değil artık diğer kesimlerden de sistemden kaynaklı eleştiriler gelmeye başlamış bulunmakta. Bu ses çuvaldızın ucu dokununca çıkıyor tabi.
Mevcut durumda Kürtler bakış açılarının ne olması gerektiği konusunda karar vermelidirler.
Savaşarak mı?
 Tartışarak mı?
Sorunlarını gündeme getirmelidirler.
Türkiye’deki mevcut durumu lehlerine mi çevirmelidirler yoksa eski kaotik ortamın devamından yana mı tavır almalıdırlar?
Eğer Kürtler bugüne kadar süre gelen yapıdan rahatsız iseler o zaman meydana gelen değişiklikleri iyi okumalı ve durumu lehlerine çevirmeyi becermelidirler. Bunun da sorunların tartışarak çözümlenmesi için mücadele etmekten geçtiğini belirtelim.
İstek ve taleplerin dile getirilmesi elbette zorunlu bir gerekliliktir. Bununla birlikte hem muhalefetle hem de iktidarla restleşerek bir yere varılamayacağını da bilmek gerekir. Bugüne kadar Kürt sorunu ile ilgili olarak sertliğin her çeşidinin uygulandığını bilmem hatırlatmamıza gerek var mı?
Bunları söylerken kimseden kimseye taviz vermesini beklemediğimizi belirtelim. Hele Kürtler konusunda Kürtlerin hak ve hukuku açısından kimsenin taviz verme hakkı da yoktur. Ancak bu haklar savunulurken reel gerçekliklerin göz önünde bulundurulmasında büyük fayda olduğunu belirtelim.
Sorunların çözümü için uzlaşma kapılarının açık bırakılmasının diyalog geliştirmede faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Legal siyaseti de illegal siyaseti de yürütecek olanlar bu siyasetlerini kendi gerçeklikleri çerçevesinde yürütmelidirler. Bu gerçekliği görmeden yapılan işler ve atılan adımların yarardan ziyade zarar verebileceğini uzun vadede ise kaybettireceğini hatırdan çıkarmamak lazım.
Bu nedenle Kürtler adına siyaset yapanların kara vermeleri gerekir; kuralları çerçevesinde bir legal siyasi mücadele mi, yoksa konsepte göre değişiklik gösteren kaotik bir siyasetle mi yola devam edilmelidir?