“Bir musibet bin nasihatten daha iyidir” demiş büyükler. Buna bakarak musibetlerin olumlu olduğunu düşünmeyin sakın. Bu nasihatten gerekli sonuç alınmadığında başa gelen musibetin sonuçlarına yönelik söylenmiş bir sözdür.

15 Temmuz darbe girişimi ve ardından yaşananlar da göstermiştir ki bütün olumsuz gidişata rağmen millet büyük yanlışların yapılmasına sıcak bakmıyor ve ülkenin zarar görmesini istemiyor.

Bu durum darbe girişimine karşı çıkan tüm kesimlerin ortak açıklamaları ve tavırları ile de ortaya konulmuştur.

Türkiye 15 Temmuz darbe girişimini uzun süre tartışacaktır. Nedenlerini, sonuçlarını, yaşattıklarını değerlendirecektir lakin bundan daha önemli olanı bu olup bitenlerden sonra ortaya çıkan tablodan dersler çıkarmaktır.

Demokrasiye sahip çıkma adına ortaya konulmuş olan ortak tavrın iyi yorumlanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye son darbe girişiminde yine tercihini “benden” yana değil “bizden” yana kullanmıştır. O halde yapılması gereken hükümetin ve ülkeyi idare edenlerin bu yaklaşım tarzını benimsemeleridir. Bu işin başlangıç noktası da şüphesiz meclistir. Mecliste bulunan siyasi partilerimiz ve siyasi liderler başta olmak üzere herkes farklılıkları düşman olarak görme yerine zenginlik olarak görme algısı geliştirmelidir.

Türkiye bugünlere birden bire gelmedi. Siyaset kurumu son dönemlerde öylesine sertleşti ve algılanamaz hale geldi ki siyasileri dinleyen ülkeler arası savaş var zannedecek düzeye geldi.

Defalarca siyasi liderlerimizden halkları görüşlerine göre, inançlarına göre, etnisitelerine göre, dillerine göre, ekonomik seviyelerine göre, oy verdikleri partilerine göre, düşüncelerine göre, bakış ve yaşam tarzlarına göre ayırıma tutulmaması için öncülük etmelerini talep ettik. Kutuplaşma ve gruplaşmaların bu ülkeye fayda yerine zarar verdiğini belirttik. Yapılması gerekenin özgürlükleri artırmak, insanların ifade ve düşünce özgürlüğünü geliştirmek, yaşam tarzlarına müdahale etmemek, sokak baskısı oluşturmamak olduğunu sevgi ve saygıyı çoğaltmak gerektiğin belirttik. Bu konuda da örnek olması gerekenlerin liderler olduklarını ifade ettik ancak bütün bu nasihatleri ne dinleyen oldu ne uygulayan.

Bütün bu uyarılara karşın hükümet ve cumhurbaşkanı bir tarafa muhalefet bir tarafa gitmeyi ve sert sözlerle birbirlerini eleştirmeyi ihmal etmedi.

Bizler bu olumsuzluklardan yakınırken başımıza 15 Temmuz darbe girişimi musibeti geldi. Bu ağır saldırı karşısında liderlerimiz ve vatandaşlarımız kendilerine gelerek birlik ve dirlik içinde yanlışa karşı çıkılması gerektiği konusunda mecburi bir anlaşmaya vardı.

Beklenen ve istenen bu mecburiyet olmadan demokrasiye sahip çıkma konusunda, temel haklar ve özgürlükler konusunda mevcut duruma gelmekti lakin demek nasip değilmiş.

Şimdi yapılması gerekenler var. Demokrasiye ve siyasete yapılan bu saldırıya karşı gerekli adımları atarken yanlışa düşmemek.

“Öfke ile kalkan zararla oturur” sözünden hareketle duruma bakmakta ve değerlendirmekte fayda var.

Bizler ülke olarak darbecilere karşı çıkarken demokrasi ve özgürlükleri savunduk. Bu savunmayı yapanların atacakları adımların demokrasi ve özgürlüklere, temel insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, hakların korunmasına gerekli özeni göstermeleri gerekmektedir.

Darbe girişimi içinde bulunanların cezalandırılması gerektiği konusunda kimsenin bir itirazı yok. Ancak bu cezalandırmalar yapılırken uluslar arası hukuk normları ile temel insan hakları ve savunma haklarının korunması gerektiği de unutulmamalıdır.

Türkiye darbecilere gerekli cezayı verirken hukuku hiçe sayan, insan haklarını yok eden kararlar alamaz. Bu nedenle idam cezasının geri getirilmesi gibi girişim ve taleplerin yanlış olduğunu belirtmekte fayda bulunmaktadır.

Nasıl ki ülke içinde birlik ve beraberlik içinde demokrasiye sahip çıkarak örnek bir davranış sergilemişsek bundan sonraki aşamalarda da hem ulusal hem de uluslar arası alanda uygulamalarımızla örnek davranışlar ve kararlar sergilemeliyiz.

Çok önemli olan başka bir husus ise bu musibetten ders çıkararak önce siyaset alanından başlamak üzere diyalog sürecini geliştirmektir. Evet, ülkemiz darbe belasını bertaraf etmiştir lakin sorunlarımız devam etmektedir. Sorunlarımızı hızla azaltmak için demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma algısını yaşama geçirmemiz gerekmektedir. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ve özgürlükler konusunda gerekli adımları atmalı ve birlikteliği pekiştirmeliyiz. Çünkü asıl tehlike halkın karşı karşıya gelmesidir. Eğer mevcut sorunlarımız varken birde karşı karşıya gelme gibi bir durum ile karşılaşırsak Allah korusun asıl tehlike o zaman başlayacaktır. Darbeye karşı kazanılan başarının iyi okunması ve tek bir kesimin başarısı olarak görülmemesi gerektiği açıktır. İşte bu nedenle bu musibetten ders çıkarmalıyız.