Oldukça zahmetli ve çekişmeli bir seçim sürecinden sonra 8 Hazirana varmış olduk. Türkiye bir bütün olarak 7 Haziranda sandık başına gitti ve meydanlarda projelerini halka anlatan siyasetçilere hal ve hareketlerine de bakarak değerlendirme notunu verdi. Tabi her zaman olduğu gibi tokat gibi tercihini de ortaya koymuş oldu.

Peki, millet iradesi ne dedi?

Başta şu belirlemeyi yapmak gerekiyor.Millet 7 Haziran seçimlerinden şu konuları net olarak belirlemiş oldu;

Sistem değişikliğini onaylamıyorum dedi. Hangi siyasi parti olursa olsun eğer 1923’te kurulmuş olan cumhuriyet rejimini değiştirmek isterse, demokratik, laik cumhuriyetin temeli ve kimyası ile oynamaya kalkışırsa benden onay almaz dedi.

Millet devleti ele geçirmeye müsaade yok dedi. Türkiye cumhuriyeti vatandaşları ne kadar güçlü olursa olsun, istikrar adına bir partinin iktidarına evet ancak eğer bu güce güvenerek birileri sistemi ve devleti ele geçirmeye kalkışırsa buna müsaade etmem dedi.

Millet yok saymaya hayır dedi. Vatandaş hür iradesini ülkenin geleceği için kullanırken bugüne kadar yapılmış olan tarihi yanlışlıkları sürdürme eğilimine giren siyasetçi ve siyasal partiler olursa bunu da dur diyeceğini gösterdi.

Millet birlik ve bütünlük amaçlayan çıkışları destekleyeceğini gösterdi. Ne ile suçlanırsa suçlansın eğer biri çıkıp dürüstçe ben Türkiye politikası yürütmek istiyorum ve sistemin içinde kalarak mücadele edeceğim diyorsa millet bu görüşe vize gereceğini gösterdi.

Millet kavga ve gürültü istemediğini ortaya koydu. Siyasi çekişmelerin politikacıların birbirlerini eleştirmelerini normal gören halk bu alanda çıtanın yukarı taşınmasına, hakaret ve suçlamalarla dolu bir kampanya yürütülmesine iyi bakmadığını ve onaylamadığını gösterdi.

Millet ne kadar sevilirse sevilsin eğer bir politikacı konumunun gereğini yerine getirmiyorsa ona bile ders verebileceğini pratik olarak göstermiş oldu.

Millet yılların birikmiş olan güvensizliğini bir çırpıda silemediğini de ortaya koymuş oldu.

Bunlara ek olarak belirtmemiz gereken hususlar da var elbet. Lakin bu hususlara geçmeden önce AKP ve HDP’ deki durum ile ilgili birkaç söz söylemenin gerektiğini belirtmek gerekiyor.

Adalet ve Kalkınma partisi kurulduğu 2002 tarihinden bu yana girdiği seçimlerde halkın teveccühü ile karşılaşmış ve kazanan parti olmuştur. Bu başarıda elbette izledikleri bütünleştirici politika, istikrar unsuru olma, mağduriyet durumları ve muhafazakâr yapılarının rolü olmuştur. Ancak son seçimde izledikleri politika geçmişte uyguladıkları politika ile aynı doğrultuda olmadığı kanaati hâsıl olmuş ve vatandaş bu partinin bütün olanakları kullanmasına rağmen birinci parti olarak kalmasına sağlamış ancak kazanan parti olmadığını ortaya koymuştur. Bu konuda üç temel unsur ön plana çıkmaktadır. Birincisi bu partinin gücüne güvenerek sistem değişikliğine gitmesi demokrasiyi geliştirme olarak algılanmamış otoriter bir yapının yaratılması olarak algılanmıştır. Yani demokrat bir başkan imajı yerine sultan veya padişah olma algısı görülmüştür.

Bugüne kadar haksızlıkların karşısında duran, yok saymaya karşı mücadele eden parti gitmiş teklik üzerine ve yok sayma üzerin bir politik çizgiye yönelim olmuştur. Kürt sorunu yoktur açıklamaları bunun somut sonucu olarak görülmüştür.

Diğer bir husus bu partinin dini siyasi malzeme olarak kullanmasıdır. Seçim alanlarında bir yandan kimsenin yaşam şekline dokunulmayacağı söylemleri ön planda tutulurken diğer yanda kuranı kerimin alana karşı ellerde sallanması doğru bir tavır olarak görülmemiştir.

Bütün bunlar yaşanırken bu partimizin kendini devletle özdeşleştirme tavırlarını da değerlendirme dışı bırakmamak gerekiyor.

HDP’ye gelince…

Halkların demokrasi partisi çok değişik bir milletvekili listesi ile milletin karşısına çıktı. Türkiye’nin bütün renklerine ve yapılarına yer veren parti oldu. Bunu yaparken de büyük bir cesaret örneği ortaya koydu. Laik, demokratik, sosyal bir devletin gereğini listelerine taşıdı. Ayrımcılık ve şiddet temelinde değil bütünleştirici, barışçıl, demokrat, kucaklayıcı bir halk dili kullandı.

Küçücük seçmen kitlesine ve ekonomik yetmezliğine rağmen alanlara çıkıp herkesin sus-pus olduğu ortamda “Kral çıplak-Seni başkan yaptırmayacağım” dedi.

Gittiği her alanda saldırıya uğramasına rağmen ne ilkelerinden vazgeçti, ne söylemini değiştirdi ne de gitmekten vazgeçti. Baskıya uğradıkça halka gitmeyi tercih etti. Araçları ve büroları saldırıya uğradı, çalışanları dayak yedi. Büro ve araçları yakıldı, üyeleri ve çalışanları öldürüldü, miting alanları bombalandı yine de bildikleri doğrudan şaşmadılar ve bütünleştirici, barışçıl dili kullanmaya devam ettiler. Sonuçta istediklerini almayı da başardılar.

Bu tablo karşısında herkesin durup milletin ne dediğini iyi yorumlaması gerekiyor. Herkes bu tablodan payına çıkan tavrı görmeli ve bundan sonra öyle hareket etmeli. Millet iradesi demek sonuca saygı göstermeyi gerekil ve zorunlu kılıyor çünkü.