Bugün 8 Haziran 2015 yani 25. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçiminin yapıldığı günün ertesi. Bugün elde edilen sonuçların değerlendirilmesinden önce bugüne nasıl geldiğimize bakmamız gerekiyor. Dün sağlıklı bir seçim olsun, halkın iradesi sandıkta ortaya çıksın, kargaşa ortamından uzak durulsun diye izlemekle yetindiğimiz gelişmeleri bugün artık bir değerlendirme zamanı diye düşünüyoruz.

SANDIK

Bugüne kadar sorunların çözümü noktasında iktidar başta olmak üzere herkes sandığı adres gösterdi. Sandığın adres olarak gösterilmesi elbette doğru olan bir değerlendirmeydi çünkü sandıktan irade çıksın denilinceye kadar birçok gelişme yaşandı bu ülkede.

1980 darbesinin gerekçesi hatırlanacağı gibi sandığın kilitlenmesi ve halk iradesinin ülkeyi idare edecek güçten yoksun kalması olarak açıklanmıştı. Ülkede ideolojik çatışmalar, farklı kesimlerin mücadelesi, ekonomik sıkıntılar vs…

Bu gerekçe ile yapılan askeri darbe sonucu oluşan baskı yönetimi insanları ölüm kalım ikileminde bıraktı. İnsanlar öylesine baskıya uğradılar ki çareyi ülke yönetimine karşı silahlı mücadele başlatmakta buldular.

Bu süreçte yok edilenler yok edildi, direne bilenler ise bir ölüm tarlasına sürüklendi. Kürt sorunundan kaynaklı çatışmalar 30 yıl sürdü ve bu çatışmalarda 40 binden fazla insanımız öldü. İşte bu acımasız sürecin yaşananları insanları sandık tercihine yöneltti.

Ülkeyi yönetenler dahil herkes silah yerine sandık dedi. Dağdan insinler ovada siyaset yapsınlar denildi.

Bu mantığın bir sonucu olarak çözüm süreci başladı ve ateşkes sağlandı. Herkes siyaset yolunun denenmesi gerektiğini kabul etti. Ancak bir sorun vardı.12 Eylül rejiminin seçmen iradesini yok sayan baraj meselesi ortada duruyordu ve iktidar antidemokratik bulduğu bu yasayı kaldırmaya yanaşmıyordu. Bir yandan Kürtlerin siyasal hareketlerinin Türkiyelilik çerçevesine girmemesinden yakınıyorlardı diğer taraftan bu girişimi baraj kısıtlaması ile engelliyorlardı. Buna rağmen Kürt sorununu öncelikli meselesi olarak kabul eden HDP Türkiye genelinde seçime parti olarak katılma kararı aldı. Bu büyük bir risk olarak görülüyordu. Risk olarak görülen ise baraj meselesiydi.

ASIL RİSK BARAJ DEĞİLMİŞ

Ancak seçim çalışmalarının başında barajı aşmayacağı hesapları yapılırken son dönemeçler bu beklentinin yanlış olduğunu gösterdi. HDP ortaya öyle bir proje ile çıktı ki seveni sevmeyeni takdir etmeyi ihmal etmedi. Bu durum barajı anlamsızlaştırdı.

Ancak Türkiye partisi olarak seçime girildikten sonra bir başka sorun daha ortaya çıktı. Bu sorun şuydu. Aslında HDP’nin yani Kürtlerin Türkiyelileşmesini istemeyen bir kesim bulunuyordu o kesimde kendini Türklük ve devletçilik kisvesi altında saklayanlardı. Çünkü HDP’nin araçlarına, seçim bürolarına, Adaylarına, Çalışanlarına ülke genelinde saldırılar yapılmaya başlandı. Yasalara göre resmi parti olan HDP nereye bayrağını asmaya kalkışsa orada dayak yemekteydi. Seçime bir ay kalınca bu saldırıların dozu artmaya başladı. Bu partinin seçim çalışmalarına katılanlara gün geçtikçe yapılan saldırılar arttı. Yüzlerce saldırı yapıldı ve yüzlerce yaralı oldu.

Bu durumun ortaya çıkmasında elbette siyasal iktidarın büyük payı bulunuyordu. Çünkü başkanlık sistemi istediğini belirten ve bunun için sandığı gösterenler sandığa gitmek isteyen ve başkanlık sistemini benimsemediğini belirten siyasal partiyi baskı altına almaya çalıştı.

Sonra ortaya çıkan anketlerde iktidarın oy oranının düştüğü belirlenince cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri, il teşkilatları velhasıl kim varsa işi gücü bıraktı bu partiye yüklendi. İmamın yaptığına bakan cemaat de işi çığırından çıkardı tabi!

Hal böyle olunca önceleri sadece dayakla yetinenler işi abartmaya başladılar. Seçime haftalar kalınca da iş çığırından çıkmaya başladı. Neden Türkiye partisi olmuyorsunuz denilen HDP’ye bu kez kim oluyorsun da Türkiye partisi oluyorsun anlamına gelen saldırılar başladı. Baraj aşılması ortaya çıkınca da doz dayaktan çıktı yok etmeye yöneldi. Ülkenin değişik vilayetlerinde bu partinin mitinglerine saldırıldı. Bu yetmedi çalışanları linç edildi ve canlı canlı yakılmaya başlandı. Bu yetmedi araçları tarandı çalışanları kurşunu dizildi. Bu yetmedi mitinglerine bombalı saldırılar yapıldı katliam girişimleri yapıldı insanları öldürüldü yüzlerce insan yaralandı. Buna rağmen her defasında şiddetle itham edilen HDP tabanına sandığı adres gösterdi. Eylem yapmalarına, sertlikten yana tavır koymalarına mani oldu. Hep siyasi çözümden yana tavır ortaya koydu.

Şimdi soruyu soralım Türkiye’de bu olup bitenlerden sonra kim barıştan, çözümden, kardeşlikten yana?

Bunca baskıya, dayağa, ölüme rağmen sandığı adres gösterenler mi? Yoksa bu kesimin siyaset yapmasını baskı, yıldırma, saldırma, öldürme politikaları ile engelleyenler mi?

Elinizi vicdanınıza koyun ve öyle karar verin.