Mezopotamya Sosyal Formu (msf) 25–30 Eylül tarihleri arasında Diyarbakır’da düzenleyeceği etkinlik çalışmaları kapsamında geçen hafta ilimizin demokratik kitle örgütleri ile bir toplantı düzenledi.
Toplantıda söz alan düzenleyiciler hem form hakkında katılımcıları bilgilendirdiler hem de 9 eksende düzenlenecek etkinlik alanları için katılımcı olacakların etkinlik türlerini belirten başvurularını yapmalarını istediler.
Sosyal formları düzenlendikleri alanlarda yankı uyandıran etkinlikler olduklarından önemsenmektedirler. Bu nedenle de düzenlenecek etkinliklere ilimizin Demokratik Kitle örgütlerinin katılmasında fayda görmekteyiz.
Mezopotamya Sosyal Formu hakkında sizleri aydınlatmak için kendi kuruluş gerekçeleri ile bakış açılarını kendi açıklamalarından özetleyerek sizlerle paylaşmak istedik. Tanıma ve tanıtma çalışmalarında geç kalınmış olsa bile bu form hakkında bilgilenmenin yararlı olduğuna inanmaktayız.
“İnsanın insanla demokratik olmayan ilişkisi sonucu; toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ırkçılık, milliyetçilik, sömürgecilik, militarizm, kapitalizm gibi toplumsal çürüme biçimleri ortaya çıktı. İnsanın doğa ile demokratik olmayan ilişkisi sonucu ise; devasa barajlar yapıldı, genetiği değiştirilmiş gıda maddeleri üretildi, küresel ısınmayla sonuçlanan üretim modelleri kullanıldı ve doğal denge bozuldu. Tüm canlılar, insanların doyumsuz arzularının kurbanı yapıldı.
Başta Kürtler olmak üzere, yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan Asurî-Süryaniler, Ermeniler, Araplar, Türkmenler ve benzeri halklara ve tüm inançlara karşı yürütülen inkâr ve asimilasyon politikaları, Mezopotamya ve Ortadoğu’daki istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri oldu ve bu durum bölgedeki bütün halkların varlığını tehdit eden bir sorun haline geldi. Farklı halk gerçekliklerini reddeden merkeziyetçi, teokratik yapılar Ortadoğu’yu halklar mezarlığına dönüştürdü. Teokratik yapıların çözümü için Batı’dan dayatılan kapitalist modernite ile ulus devlet modelleri Ortadoğu’yu demokratikleştiremediği gibi bir istikrara da kavuşturamadı.
Bu tespitten yola çıkarak; Mezopotamya ve Ortadoğu’da yaşayan halkların, aralarına konulan yapay sınırları aşmasını, ekonomik, sosyal, kültürel ve demokratik ilişki zeminlerinin önündeki engellerin kaldırılmasını, Ortadoğu barışı için vazgeçilmez görüyoruz. Kaldı ki; doğal toplumun boy verdiği Mezopotamya topraklarının, demokratik bir Ortadoğu’yu şekillendirecek tarihsel ve kültürel birikime sahip olduğunu düşünüyoruz.
Bu nedenle, biz MSF’ de yan yana gelenler;
İnsanın doğa üzerindeki egemenliğine;
Çoğunluğun azınlık, beyazın siyah, erkeğin kadın, büyüğün küçük üzerindeki tahakkümüne;
Başta halkların sömürüsü olmak üzere tüm sömürü biçimlerine;
Yoksulluğu bir kader, sosyal adaleti sadece sistemin güvenliği için bir araç olarak gören anlayışa;
İnsanı ihtiyacı kadar üretime teşvik etmeyip aksine çılgın bir tüketimi kışkırtan, kârı merkezine koyup insan ve doğayı hiçe sayan kapitalist sisteme;
Daralan pazar paylarını artırmak, yeni pazarlar bulmak, piyasaya hareketlilik getirmek ve kapitalist sistemin krizini aşmak için başlatılan tahakküm savaşlarına;
Sistemi korumak ve süreklileştirmek amacıyla geliştirilen tüm iktidar biçimlerine;
Toplumu tepeden tırnağa kuşatan militarizme; karşı mücadele edeceğiz ve mücadele edenlerle dayanışma ağları geliştireceğiz.
Bizler;
Üretilen ekonomik değerlerin sosyal adalet içinde herkesle eşit bir şekilde paylaşılmasını;
Her kesimin kendisini yaşatıp geliştirmesi için ifade ve örgütlenme özgürlüğünü;
Tarihsel, kültürel, sosyal ve doğal varlıkların korunarak gelecek kuşaklara taşınmasını;
Her bireyin ve her grubun sosyal, siyasal, kültürel, dinsel, cinsel tercih ve değerlerini yaşamasını, yaşatmasını ve sahip çıkabilmesini;
İktidar yapılanmaları tarafından değişik toplumsal kesimlerin varlık nedenleri olarak gördükleri değerlerine yönelik doğrudan ya da dolaylı bir şekilde gerçekleştirilen saldırılara karşı demokratik ve meşru nitelik arz eden savunma tarzını farklı biçim ve araçlarla yürütmesini;
Savaşlara karşı çıkmayı, barış için mücadele etmeyi ve vicdani reddi;
Ekolojik dengenin korunmasını temel alarak her türlü yeraltı ve yerüstü zenginlikler ile kültürel varlıkların getirisi olan değerlerin öncelikle yerelde tutulması, bundan kaynaklanan getirinin yerelde kullanılmasını;
Ekonomik ve sosyal değerlerin adil paylaşımını; engelli, çocuk, yaşlı, işsiz, yoksul gibi yaşamlarını güçlükle sürdüren dezavantajlı kesimlere yönelik sosyal politikaları ve sosyal adaleti savunmayı; bir hak olarak görüyoruz…..” denilmektedir.
20Aralık 2008 tarihinden beri çalışmalarını sürdüren form hakkında bu kadar geç bilgiye sahip olup sizlerle paylaştığımız için de affınızı rica ediyoruz.
Next