Mazlum Der Batman şubesi Başkanı Av. Murat çiçek tarafından hazırlanan ve genel merkezi tarafından kamuoyuyla paylaşılan İfade ve Toplu eylem özgürlüklerinin ihlali hakkında araştırma-inceleme raporu” hem içeriği hem de önerileri ile bu alanda atılması gereken adımlar konusunda ön açıcı bir çalışma olarak görülebilir.
Bölgemizde artık yürümesini beceren her yurttaşın nasiplenmek ile karşı karşıya kaldığı bu alandaki cezalandırma mantığının toplumsal trajediye dönüştüğünün en somut örneği bu konu ile ilgili olarak 2004-2009 tarihleri arasında açılan yaklaşık yüz bin 100.000 davadan somut olarak görülmektedir.
Murat çiçek toplumsal bir yaraya dönüşen konu ile ilgili olarak yaptığı bu çalışma ile hem sorunu deşifre ediyor hemde çözüm için önerilerde bulunuyor.
Bizde sizler için rapordan alıntılar yaparak konuyu kamuoyuyla paylaşmayı ve dikkati bu yöne çekmeyi hedefliyoruz. Dileriz en kısa zamanda ülkemiz bu tür ayıplardan kurtulan bir ülke olur.
Raporun sunuş bölümünde şu hususlara dikkat çekilmektedir;”
Otuz yılı aşkındır düşük yoğunluklu savaşın devam ettiği ülkemizde yıllardır süren çatışmalı ortam sebebiyle binlerce insanımız yaşamını yitirmiş, birçok köy boşaltılarak on binlerce insan zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Gözaltında kayıplar, faili meçhuller ve yoğun ölümlerin yaşandığı bir süreçten geçen Türkiye, şimdilerde geçmişiyle yüzleşmeye çalışan, değişim sağlayıp yüksek standartlarda bir demokrasi ve insan hakları arayışı içerisinde olan bir ülke konumunu zorlamaktadır. Yüzleşme ve değişim bütün coğrafyalarda olduğu gibi bizim coğrafyamızda da sancılı yaşanmakta ve her siyasal gelişmede geçmişin izlerinin tezahürü, toplumsal olaylar şeklinde karşımızda belirmektedir. Yıllar boyu cinayet işleyen, gizli örgütler kuran, işkence eden ve köy boşaltan devlet yapısı, kendi eliyle kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bireyler yaratmıştır. Bunun yanı sıra geçmişiyle yüzleşmek isteyen ancak yüzleşmeyi “ kutsal devlet gururu” psikolojisinden sıyrılarak yapamayan ve değişim/dönüşümü pazarlıkçı bir anlayışla sağlamaya çalışan devlet aygıtı, halen kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bu vatandaşlarıyla çatışmakta ve kendilerini hukuklu/hukuksuz fark etmeksizin çeşitli şekillerde cezalandırmaktadır. Çocukları, yaşlıları ve ölümünü bekleyen hastaları dahi cezalandırmaktan imtina etmeyen bu çelişkili devlet anlayışı, en başta ifade hürriyetini tahrip etmekte ve kabarık sicilini gittikçe arttırmaktadır.”
Çiçek raporunda amacını işe şu şekilde ifade etmekte;”Raporun amacı, hepsi birer ifade hürriyetinin tezahürü olan basın açıklamaları, meşru siyasi çalışmalar, toplantı ve gösteri haklarının son dönemlerde aşırı cezacı ve müdahaleci bir anlayışla baskılanması ve orantısız polis gücü kullanımı karşısında yaşanan hukuksuzlukları irdelemektir. Ayrıca, çözüm önerileri ile birlikte hak ve özgürlüklerin eksiksiz temini için kamuoyu oluşturmaktır.”
Raporun istatistiki verileri için 2004-2009 döneminin ele alındığı ve Türk istatistik kurumunun verilerine ulaşılamadığınının belirtildiği çalışmada elde edilen veriler ise şöyle sıralanmaktadır;
2911 Sayılı toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası Kapsamında; 2004-2009 yılları arasında toplam 23.181 kişi hakkında dava açılmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu 7. Madde Kapsamında; 2004-2009 yılları arasında 23.294 kişi hakkında dava açılmıştır.
Türk Ceza Kanunu 220. (eski 765 sayılı yasa 169) Madde Kapsamında; 2004-2009 yılları arasında toplam 8721 kişi hakkında dava açılmıştır.
TCK 215 ve 217. ( Eski 765 sayılı yasa 312 vd) madde kapsamında; 2004-2009 yılları arasında toplam 13.686 kişi hakkında dava açılmıştır.
İfade hürriyeti ile çatışan ve çoğu zaman ifade hürriyetini keyfi bir şekilde kısıtlayan bu kanun hükümlerinden hareketle ilgili veriler ışığında 2004-2009 yılları arasında toplamda 69.882 kişi hakkında dava açıldığı tespit edilmiştir.
Rapor kapsamında değerlendirilmeyen kimi kanun maddeleri ile 2009 sonrası gözaltı ve siyasi operasyonların yoğum yaşandığı gerçeği göz önüne alındığında toplam sayının 100.000 üzeri olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. “ denilmektedir.
Raporun tespitler bölümünde işe şu bilgiler yer almaktadır;”
A- Gösteri Ve Yürüyüşlere Yapılan Müdahaleler Bakımından-Önceden soyut olarak verilmiş masa başı bir müdahale kararı varsa gösteri nasıl geçerse geçsin kolluk kuvvetleri tarafından gösteriye müdahale edilmektedir. Bu tür tutumları ise günün siyasal koşulları ve gelişmeleri belirlerken, özgürlükler bakımından bir değerlendirme hiçbir zaman yapılmamaktadır. 2911 sayılı yasa bu kısıtlayıcı haliyle dahi yasakçı içeriği yetmezmiş gibi dar yorumlanmakta ve keyfi müdahaleye rahatça yol vermektedir. Bir gösteri veya yürüyüşü yasadışı ilan etmek için birkaç anons yetmekte ve ardından sert müdahaleler yapılmaktadır.
-Bir gösteri veya yürüyüş esnasında binlerce kişinin mutat etkinliği devam ederken birkaç şahsın attığı yasadışı slogan veya attığı taş bütün göstericilere mal edilmekte ve gösteriye müdahale edilebilmektedir. İddianamelerde ise kişinin yasaya aykırı olan bu gösteriye katıldığı gibi soyut gerekçeler sunulmaktadır. Burada kişinin toplantı ve gösteride aktif rol alıp almadığı, gösterinin yasaya aykırı hale dönüşmesine neden olup olmadığı, bu konuda bir fiilinin olup olmadığı tartışılmadan sırf bu gösteriye katıldı diye çok sayıda dava açılmaktadır. Mahkemeler ise değerlendirme yaparken, kişinin gösterideki konumuna, gösterinin yasadışı hale gelmesindeki rolüne ilişkin benzeri hiçbir konuda araştırma yapmaksızın dosyaya sunulan bir iki fotoğraf karesinden hareketle cezalar vermektedir. Kişi, kendisinin yapmadığı bir fiilden dolayı cezalandırılmaktadır. Bu durum açıkça suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırıdır.
B- İfade hürriyeti kapsamında “Sözcüklerin” Yargılanması Bakımından-İfade hürriyeti bakımından en sıkıntılı alan siyasetçi ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin pankart, panel, basın açıklaması, röportaj vb. faaliyetlerinden sonra haklarında açılan davalar ve aldıkları cezalardır. Bu konuda yasal anlamda bir standart ve özgürlükçü bir bakış açısı geliştirilememiştir. Aynı olaya ilişkin ulusal basından bir köşe yazarının çok daha sert yaptığı bir nitelendirmeyi taşrada yapan bir siyasetçi veya basın mensubu bu düşünce ve fikir beyanından dolayı kolayca yargılanıp cezalandırılabilmektedir.
-Bireyler, kamu otoritesi ve emri atlındaki kolluk kuvvetlerince hukukça kabul edilemeyecek kriterlerle zihni olarak kodlanmakta ve eğer sakıncalı ilan edilmişse yaptığı en masumane etkinlik veya ifadeden dolayı dahi davalara maruz kalmaktadırlar. Kolluk kuvvetlerinin tuttuğu bir tutanağın mutlak doğru kabul edildiği ve davaya dönüştüğü bu sistem anti demokratiktir ve baskıcıdır. Bu haliyle ifade hürriyeti kapsamında bulunan söz ve eylemlerin yargısal boyutu Türkiye’de keyfiliğin en rahat hayat bulduğu alan olmuştur.
C- İfade Alma, Soruşturma Ve açılan Davalar Bakımından-İçerisinde askeri yargıçlar bulunduran DGM’lerin kaldırılması sivillerin asker tarafından yargılanması ayıbına şeklen son verse de bu mahkemelerin yerine ikame edilen Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri içerik, usul ve özgürlüklere yaklaşım açısından aynı yöntemleri izlemekte ve vatandaşın elinden tutup adalete ulaştırma işlevinden çok devleti koruyup kollama işlevine bürünmektedir. Olağanüstü durumların ve yine istisnai rejimlerin yapısına denk düşen Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri mutlaka kaldırılmalıdır.
-Günümüz teknolojik gelişmeleri ve iletişim olanakları herkes tarafından rahatlıkça izlenmekte ve siyasal gelişmeler, olaylar herkesçe kolayca izlenebilmektedir. PKK örgütü kendi propaganda araçlarını oluşturmuş ve bu doğrultuda televizyon kanalları, internet siteleri kurmuştur. Söz konusu iletişim araçlarında Türkiye’nin sıcak gündemine dair sayısız haber, açıklama vb. propagandalar yapmaktadır. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve siyasetçiler de ayrıca siyasal gelişmeleri sıcağı sıcağına takip etmekte ve açıklamalar yapmaktadırlar. Günlük sayısız yazı ve açıklamaların havada uçuştuğu bir ortamda bazı açıklamaların içerik olarak örtüşebildiği ve çakıştığı mümkün olabilmektedir. Açıklamaların içerik benzeşmesi salt örgütçe de bahsedildiği için sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve siyasetçiler aleyhine davalara konu olmaktadır. Suçlamalarda açıklama yapılan kimi konularda örgütün sitelerinde de yer verildiği savıyla “terör örgüt propagandası yapma” veya örgüt talimatlarına uyulduğu gerekçesiyle “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” gibi bir hukuksal vasıflandırma ile cezalar verilmektedir.
-İletişim dinlemeleri delile ulaşmada mutlak ve öncül bir tedbir olarak kullanılmakta ve özel hayatın gizliliğini ihlal edecek tarzda mahkeme kararlarıyla sürekli yinelenen dinlemeler yapılmaktadır. Dinlemelerin yorumu hakikati ortaya çıkarmak için değil soyut bir şekilde dahi olsa suçla ilinti oluşturabilecek bahanelerle keyfilik barındırmaktadır. Bir görüşmede suç teşkil ettiği ifade edilen cümlenin öncesi ve sonrası, ardından konuşmanın bütününden çıkan anlam bir kenara itilmekte, alıntılanan cümleler keyfi bir şekilde suçla bağdaştırılmaktadır. İletişim dinleme tutanaklarında suç teşkil ettiği belirtilen cümleler kolluk kuvvetlerinin işine geldiği kısıtlılıkta yargı makamlarına sunulmaktadır. Konuşmanın öncesi veya sonrası dikkate alınmamaktadır.
-Ayrıca iddianamelere konu iletişim tutanakları, konuşma içeriğinin gerçekten hayatiyete geçip geçmediği gözetilmeksizin işlenmiş suçlar olarak mahkemelere sunulmaktadır.
-Seçim Kanununda yapılan değişiklik ile Kürtçe propaganda yasağı kaldırılmıştır. Ancak Siyasal Partiler Kanununda yasak halen devam ettiğinden ceza verilmeye devam edilmektedir. Batman Belediye Başkanı Nejdet Atalay hakkında Kürtçe propaganda yaptığı savıyla açılan bir davada Siyasal Partiler Kanununa dayanılarak ceza verilmiştir.”
Raporun çözüm önerileri bölümünde ise özetle şu tespitlere yer verilmektedir;”
A- Toplantı Ve Gösteri yürüyüşlerine Müdahale Ve 2911 Sayılı Yasa Bakımından
-İfade hürriyetini ilgilendiren faaliyetlerde hukuksal düzenlemelerin özellikle de 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının şekli suç niteliğine haiz hükümleri gözden geçirilmeli ve ilga edilmelidir.
-Kolluk kuvvetlerinin yapılan her gösteriyi yasa kapsamında değerlendirme alışkanlığı, ifade hürriyeti açısından kabul edilemez bir durumdur. Böylesi bir hal, şiddet içermeyip aniden gelişen ve barışçıl niteliğe haiz gösterilerin doğal yapısına ters düşer. Kolluk kuvvetleri bütün gösterileri yasa kapsamı içerisinde belirleme alışkanlığına son vermelidir.
-Toplantı, gösteri veya kitlesel basın açıklamalarında alınan aşırı güvenlik önlemleri, ayrıca faaliyeti yürütenlerin neredeyse polis çemberine alınması uygulamasına son verilmelidir.
-Kamu otoritesi toplantı ve gösteri alanlarını tek başına belirlememelidir. Seçilen yerin toplantıdan beklenen amaca uygun olmasının teminini sağlanmalı, siyasal parti ve sivil toplum kuruluşlarıyla bu konuda eş güdümlü çalışarak, hukuk devleti ilkesine uygun davranmalıdır.
-Müdahale edilen gösterilerden sonra olaya karışıp karışmadığı gözetilmeksizin yapılan gözaltıların keyfiliğine son verilmelidir. Yakalanan kişinin sırtının terli olup olmadığı gibi hukuk dışı ve delil niteliğine haiz olmayan uygulamanın delil niteliği varmış gibi sunulması uygulamasına son verilmelidir.
-Gaz bombası uygulaması başlı başına insan haklarına aykırıdır. Kalıcı hastalıklar bırakma riskleri olduğu gibi, gösterinin yapıldığı bütün civarda etkisini gösterdiği için aslında oradaki evlerin sakinleri dâhil herkes cezalandırılmakta ve zarar görmektedir.
-2911 sayılı yasa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun hale getirilmelidir.
B- Örgüt Propagandası Yapma, Suç Ve Suçluyu Övme ve Örgüt Üyeliği Suçları Açısından
-Bu konuda 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ilgili maddeleri ve Türk Ceza Kanununun 314, 215 ve 220/6, 220/8. maddeleri mevzuat açısından ifade hürriyetini en çok sekteye uğratan ve yıpratan hükümlerdir. İlgili düzenlemelere binaen verilen yargı kararları Avrupa insan Hakları Mahkemesinin kararları ile de çelişmektedir. İlgili mevzuatın parlamento tarafından bir an önce değiştirilmesi ve bir kısmının ilgası zorunlu ve acildir.
-İlgili hukuksal hükümlerin uygulanmasında evrensel ölçütler çok açıktır. AİHM, ifade özgürlüğünü değerlendirirken; özellikle ifadenin politik boyutu söz konusu olduğunda daha özgürlükçü yaklaşımlar sergilemektedir. Mahkemeye göre, politik ifade özgürlüğü, geniş bir korumadan faydalanır. Politik ifade özgürlüğü, kişinin gelişimi ve otonomisinin temel bir unsuru olmakla birlikte aynı zamanda toplumun demokratikleşmesinde de etkin bir rol oynar. Demokrasinin temel unsurlarından olan bu özgürlük, özellikle politikacıların ifade ve konuşmalarında somutlaşmaktadır. Mahkeme, ifade edenin kişiliği, konumu, ifade konusu olayın toplumsal sorun olması ve toplumsal duyarlılık boyutu, ifade ediliş şekli, düşüncenin ifade edildiği ortam ve zaman gibi ölçütler çerçevesinde kararlar vermektedir. Yani kim, kime, ne zaman, nerede, nasıl, niçin ifade etmiş gibi ölçütleri esas alarak içtihat oluşturmuştur. Yine AİHM’in ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına dair kararlarına bakıldığında; verilen cezaların orantılı olmadığına, sınırlandırmanın makul bir sebebe dayanıp dayanmadığına, başka tedbirler alınabilecek iken cezalandırmanın en son çare olması gerektiğine bakılmaktadır. İfadenin sert olması, şok edici ve sarsıcı olması, negatif ve düşmanca tavır olsa bile tek başına cezalandırmaya konu edilemeyeceğine dair ölçütler belirlemekte ve bu doğrultuda kararlar vermektedir
-Politik konularda ifade özgürlüğü daha geniştir/devlet politikasına ciddi eleştiriler getirilebilir, sorunlarla ilgili tek taraflı görüş ifade edilebilir
-İfadenin sert olması cezalandırma için tek başına yeterli olmaz.
-İç hukukumuzdaki mevzuatta Terörle Mücadele Kanunu 7/2 maddesinde terör örgütünün propagandasını yapmak yasaklanmıştır. Bu maddeye göre terör örgütünün propagandasını yapan kişi cezalandırılır. Bu düzenleme suç kapsamını düzenlerken şiddet unsuruna yer vermemiş dolayısıyla başlı başına ileri sürülecek olan bir düşünce, inanç ve kanaatin kendisi yasaklanmıştır. Yasadaki kavram soyuttur.
-Yargıtay ifade özgürlüğü ile ilgili bazı kararlarında ifade özgürlüğünün çoğunluk gibi düşünmeme, kurulu düzeni sorgulama, hatta eleştirme hakkını da kapsadığını, sarsıcı nitelik taşıyan, toplumun çoğunluğunu kızdıran ve tartışmaya yönelten fikirlerin de ifade özgürlüğünün koruması altında olduğunu yazılmaktadır. Yargıtay, söz konusu durum örgüt propagandası suçlaması olunca bu görüş ve özgürlük ölçütlerinden vazgeçmekte ve ifade hürriyetini askıya almaktadır.
-TMK 7/2 maddesinde öngörülen örgüt propagandası suçundan kasıt örgütü tanıtmak, örgütün amacını anlatmak, faaliyetlerinden başkalarını haberdar etmek, örgütü, faaliyetlerini ve örgüt mensuplarını övmek olması gerekirken, tüm bunlarla hiçbir ilgisi olmayan konuşmalar madde kapsamında değerlendirilmektedir. Bu haliyle TMK’nın 7/2 maddesi net olmayan, muğlâk ve soyut ifadeler içermektedir. Şiddet içermeyen, şiddete özendirmeyen, barışçıl amaçla yapılmış siyasetçilerin günlük olağan tespitleri gibi söylemler bile bu madde kapsamında suç oluşturabilecek tarzda kaleme alınmıştır. Bu konuda en makul çözüm TMK 7/2 maddesinin yürürlükten kaldırılmasıdır.
-TCK 220/6 maddesi ile ilgili olarak; açılan davalara bakıldığında; taş atma, slogan atma, polise direnme ya da dağılma ihtarlarına uymamama gibi durumlarda bu eylemler örgüt üyeliği ile bir tutulmaktadır. Kişiler bu madde kapsamında örgüte üye olmamakla birlikte örgüt üyeliği cezası ile cezalandırılmaktadır. Bu tür davalarda savcılar iddialarını kamera kayıtlarına ya da dağılma ihtarına uyulmadığını ifade eden polis tutanaklarına dayandırmaktadırlar. Bu kayıt ve tutanaklar örgüt üyesi gibi cezalandırılmak için yeterli sayılmaktadır. Bir mantığa oturtulmadan kaleme alınan bu maddenin yorumlanmasında bir sanığın birden fazla gösteriye katılması da mahkemenin sanık hakkında suçlu olduğu kanaatiyle ceza vermesine neden olabilmektedir. Sanık birden fazla gösteriye katılmış ise devamlılık gösterdiği, dolayısıyla bir örgüt üyesi kadar suçlu olduğu kanaati ile mahkemelerce ceza verilmektedir. Önceleri gösterilere katılan kişiler hakkında TMK 7/2 maddesi ya da 2911 sayılı yasaya aykırılık hükümleri uygulanırken Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2008 yılında verdiği bir karardan sonra TCK 220/6 ve 314/2 maddeleri işletilmeye başlanmıştır.
-TCK 220/6 maddesinin hem metninde hem de gerekçesinde örgüt adına suç işlemekten ne kastedildiği açıklanmamıştır. Bu muğlâk ve net olmayan ifadelerin kişilerin aleyhine yorumlanarak geniş tutulması ceza hukuku prensiplerine aykırıdır. ceza hukukumuzda örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüt üyesi gibi ceza verilmesini öngören bu madde bir hukuk faciasıdır. Mevcut Yargıtay içtihatları ve mahkemelerin yorum ve uygulamaları dikkate alındığında bu maddenin ancak kaldırılması suretiyle bu sorunun giderileceği hususunda çoğu hukukçular hemfikirdir. Bu nedenle bu maddenin yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.
-Yine Türk Ceza Kanunun 220/6. maddesine paralel olarak Terörle Mücadele Kanununun 2/2 maddesi bulunmaktadır. Buna göre Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar. Bu nedenle TMK 2/2 maddesi de yukarıda belirttiğimiz gerekçeler ışığında yürürlükten kaldırılmalıdır.
-İfade hürriyeti açısından sorun teşkil eden bir başka hukuksal düzenleme de Türk Ceza Kanunun Suç ve Suçluyu Övme başlıklı 215. maddesidir. İlgili maddeye göre; “İşlenmişolan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü yer almaktadır. Kamuoyunda meşhur olarak bilinen “sayın” ifadesinden dolayı bu maddeye atfen sayısız dava açılmış ve hüküm tesis edilmiştir. Maddenin mefhumu muhalifinden hareket ettiğimizde sabıkalı kişilerden bahsederken iyi bir davranışına atıfta bulunmanın dahi yasaklandığını hatta kişiden bahsedilince hakaret içerikli sözcüklerin kullanılması gerektiğinin dayatıldığı bir sonuç çıkarılabilir. İlgili düzenleme değiştirilmeli ve suçun tanımı ile kapsamı net bir şekilde belirlenmelidir.”
Next