Kış’ın gerekli ancak zahmetli günlerini geride bırakıp ilkbaharın gelişi ile doğadaki canlılık kadar insanda da bir canlılık belirtisi ortaya çıkmaya başlar. Çünkü bahar yemyeşil çimenlerin, rengârenk çiçeklerin, kuşların, arıların, kelebeklerin ortaya çıktığı yaşamın yeniden kendini bütün renkleri ile ortaya döktüğü zaman demektir.
Bütün bunlar insanın ruhunda bir canlanmaya sebebiyet verir. Bu sevinç, günler 21 Martı gösterdiğinde doruk noktasına ulaşmaya başlar. Ortadoğu ve ön Asya ülkelerinin kutladığı ve yeniden yaşam adıyla tanınan Newroz gelmiştir artık.
Kutlandığı yörede ve coğrafyada adına ne derlerse desinler hangi anlamı yüklerlerse yüklesinler sonuçta 21 Mart yaşamın yeni renkleri ile kendini dirilttiği zaman anlamı taşır.
Newroz’u da içinde barındıran Mart ayında daha nice kutlanan gün ve olay var ki bunları saymakla zamanınızı almak istemiyorum.
Ancak bulunduğumuz yarım kürede bütün bu sevinçler bir arada kutlanırken Kürtler ve coğrafyamızda yaşayan yurttaşlarda bir tedirginlik söz konusu olur. Baharın bütün canlılığı yeni ölümlere neden olur mu endişesi ile darmadağın olur.
Bu nedenle son zamanlarda artık mart ayı sendromu ile karşılaşmaya başladık. Bu sene de her zaman olduğu gibi Mart ayının bir sürü etkinlikle geçmesi beklenmektedir ancak hepsinde şenlik havası bulunan bu etkinliklerin anlamına uygun kutlanması temel taleptir. Taleptir talep olmasına da acaba siyasal ortam buna müsaade edecek mi?
İşte bunu tam olarak bilemiyoruz bu da mart sendromunu yaşamamıza neden oluyor.
Bir süredir uygulamada bulunan çatışmasızlık havasının bozulması söz konusu. Bu kararın bozulması durumunda mart ayındaki etkinlikler seçim stratejileri ile birlikte değerlendirildiğinde çok daha ateşli bir şekilde gerçekleşecektir. Ve endişemiz odur ki iyi bir hesaplama yapılmazsa sağduyu ortaya konmazsa kutlama olması gereken etkinlikler ve bahar şenlikleri çatışmalı bir ortamın oluşmasına sebebiyet verebilecektir.
Mart ayının gelişini 90’lı yıllardan beri hassasiyetle takip etmekte ve izlemekteyiz. Çok gergin süreçler geçirildiği gibi çok güzel kutlamaların yapıldığı zamanları da gördük. Acıyı da güzelliği de yaşadık bu ayda ancak şimdiki endişemiz daha ağır basmakta.
Geçen zamanlarda yaşadığımız acıları, terslikleri, haksızlıkları artık görmek istemiyoruz. Bu nedenledir ki biz hep uzlaşma ve diyalog çağrısında bulunuyoruz. KCK’ye, hükümete, Devlete, Millete velhasıl önümüze kim geliyorsa aman ha! Aman ha! insanlar tekrar ölmesin diyoruz.
Bu bir suç ise eğer bu suçu işliyoruz.
Aydın olmanın da, demokrat olmanın da, yurtsever olmanın da haksızlıklara duyarsız olmayıp insanların yaşamlarını korumaktan geçtiğine inanıyoruz.
Savaş istemiyoruz, baskı istemiyoruz, ölüm istemiyoruz.
Kürtleri artık yok saymanın mümkün olmadığını herkes bilmelidir. Devlet ve hükümet bu gerçeklikle kararlar almak zorundadır. Sorun ortadadır ve bu sorunun çözümlenmesi gerekmektedir. Mart ayı geldiğinde bu ülkede yaşayan insanların da diğer milletler gibi diğer halklar gibi hiçbir endişeye kapılmadan kırlarda bayırlarda gezmeye ve eğlenmeye hakkı olduğunu artık herkes kabul etmelidir.
Bu kör inat nedeniyle bu coğrafyanın toprağı bile artık kana doydu, dağı taşı insan kemikleri ile doldu ama hala insanların gözü kavgadan, savaştan, çatışmadan doymadı!
Bir adım, bir adım atın artık konuşun ve insanlar ölmesin.
Koltuklarınız, makamlarınız, paralarınız, çıkarlarınız, siyasi hesaplaşmalarınız sizin olsun.
Biz sadece artık insanlarımız ölmesin istiyoruz.
Biz artık ölmek istemiyoruz diyoruz.
Biz artık sendromlar yaşamak istemiyoruz diyoruz.
Next