Liderlik ve sorumluluk kolay iş değil. Hele hele değişim çabası içerisindeyseniz ve değiştirmek istediğiniz hedef kitlenin değişime karşı direnç seviyesi yüksekse o zaman iş daha da zor olur.
Türkiye her ne kadar hedef olarak kendini Avrupa ile bütünleştirmeye çalışan bir ülke olsa da gerek tarihsel geçmişi, gerek coğrafyası ve gerek kültürel yapısı ile Ortadoğu ülkesi…
Türkiye'nin Avrupa demokrasisi sayesinde ilerleme gayreti Cumhuriyetin bir eseridir. Eğer Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları eski sistem yerine cumhuriyeti, demokrasiyi, Çağdaşlığı bir hedef olarak önlerine koymasaydılar, bugün demokratik hedefler konusunda AB kriterlerini konuşan bir toplum olmaktan çok uzakta kalmış olurduk.
Bu değişim çabası elbette öyle sanıldığı kadar kolay olmadı. Ülkede yaşam şekli dâhil birçok alanda değişiklikler yaşandı. Gerek insan hakları konusunda, gerek düşünce sistemi konusunda, gerek kadın hakları konusunda, gerek yönetime katılma konusunda birçok değişiklikler gerçekleştirildi. Eğitim sistemi değiştirildi. Alfabemiz bile değiştirildi. Yeni bir tarih kurumu oluşturuldu ve Türkiye Cumhuriyeti için yeniden tarih yazılmaya başlandı.
Daha sonra oluşturulan Anayasalarda da ülkenin yönetiminde değişiklikler sağlandı. Tabi bu arada bu değişimlerin toplumsal kabul görmesi için de tehditler oluşturuldu. Halkın saygı duyduğu değerler sonunu kadar kullanıldı. İnsanların kafalarında kırmızı çizgiler oluşturulurken, boşa düşmemeleri için de düşmanlar yaratıldı. Halen birçok ulusa düşmanlık besliyoruz. Üstelik bu meselesinin çoktan bitmesine rağmen. Yunanlılarla düşmanlık var, Ermeniler baş düşman olarak konumlarını koruyorlar. İran şii olduğu için düşman, Bulgarlar Türk azınlığa haksızlık ettikleri için!
O günün koşulları içerisinde belki ilişkiler bu şekilde yürüyordu lakin durumlar artık değişti. Ne bu ülke 1900’lerin başındaki ülkedir ne de bilinç düzeyi eski durumda. Üstelik artık ülkeler gelişim stratejilerini düşmanlıklar üzerine değil dostluklar üzerine kuruyorlar. Daha fazla baskı ve sindirme politikaları yerini özgürlüklere ve ifade serbestliğine bırakmış durumda. Ülkeler ilişki geliştirirken nerede ne kadar özgürlük varsa ilişkilerini ona göre düzenliyorlar. Serbestlik neredeyse sermaye de oralara gitmeye çalışıyor.
Baskıcı rejimler teker teker yıkılarak yerini daha serbest rejimlere bırakma çabasında. Bu durum bazı yerlerde başarısızlığa uğramış olsa da hedef bu yöndedir.
İşte bu değişim çabaları içerisinde liderlerin konumu oldukça önem kazanıyor. Çünkü değişim sağlama derdinde olan liderlerin halkın nabzını çok iyi bilmeleri ve ona göre karar vermeleri gerekmektedir. Eğer liderlerin ekipleri toplumdaki değişimin tepkilerini liderlere doğru aktarmazlarsa liderler aldıkları kararlarda yanılırlar. Kaş yapayım derken göz çıkardıklarının farkına sonradan varırlar ki bu liderlerin başına gelebilecek en kötü olaydır.
Bu nedenle tabandan gelen raporların, bildirimlerin, bilgilerin tarihsel süreç temelinden değerlendirilmesinde fayda vardır. Çünkü temel değişimler öyle söylendiği gibi kolay olmuyor ve toplum çıkarları ile çatıştığında taraf olma konusunda tereddüt yaşayabiliyor. Ve her zaman bu tereddütten doğru yaklaşımların çıkmadığını bilmek gerekiyor. Sadece bu kadar değil bazen toplum adına karar vericiler ortaya çıkıyor ve kendi isteklerini ve düşünce yapılarını toplumun istekleri ve düşüncesi olarak aktarmayı temel görev biliyorlar. Bu bilgileri alan yönetimler ve liderler buna göre kararlar alıyorlar lakin iş uygulamaya gelince raporlardaki veya aktarımlardaki bilgiler ile pratik uyuşmuyor. Yani evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor.
Böylesi durumlarda liderlerin “yanıltıldık” yaklaşımları ne yazık ki sonucu değiştirmediği gibi var olan güveni de ortadan kaldırıyor. Çünkü yanıltıldık açıklamalarından sonra gelen uygulamalar daha çok duygusal ve sübjektif yaklaşım içeriyor ve liderleri baskı politikalarına yöneltiyor. Kendilerine ihanet edildiğini düşüyorlar ve bundan kurtulmak için etraflarında güçlerinin yettiği ne varsa tahrip etmeyi seçiyorlar. Kendi konumlarını güçlendirmek için sindirme ve baskı politikalarından başka yol tercih etmiyorlar. Sonuçta bu politikalar lideri liderlikten eden temel politikalara dönüşüyor ve lideri içten içe kemirip bitiriyor.
Bu nedenle liderlerin ara sıra etraflarındaki şakşakçılardan kurtulup aldıkların kararların toplum tarafından nasıl değerlendirildiğine bakmalarında fayda bulunmaktadır.
Dünün statükocu yaklaşımlarından yakınırken alternatif olarak ortaya konulan yaklaşımların eskiden ne gibi farklar içerdiğine bakmaları gerekmektedir.
Ülkemizde liderlerin en tepeden itibaren kendilerini gözden geçirmelerinde fayda bulmaktayız. Baskı ve yasaklamalarla ülkeyi yönetmek ve bir dönem insanları susturmak mümkün
Olabilir. Ancak insanların korku ile kabul ettikleri veya sessiz kaldıkları uygulamaların doğru olduğunu kabul etmek yani sessizlikten yapılanların doğru olduğunu çıkarmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını bilmekte fayda var.
Ülkede gidişat iyi değil. Liderler almış oldukları kararlarda kendilerini haklı görüyorlarsa bile bilmelidirler ki yanılıyorlar veya yanıltılıyorlar. Çünkü bu gidişatın ülkenin çıkarına olduğunu söyleyen aklı başında tek bir yurttaş bulamazsınız. Şakşakçıları bu değerlendirmenin dışında tutuyoruz. Onların tavırları çıkarlarını dokunulduğunda ortaya çıkıyor zaten.
Next