Bir insanın başına bir olay geldiğinde, kazaya belaya uğradığında teselli için gelenler moral vermek ve kişiyi ayakta tutabilmek için “Allah beterinden saklasın” derler. Çünkü inanılır ki gelen kaza ve bela ne kadar ağır olursa olsun daha da kötüsü ile karşılaşmak mümkündür?
Karşı karşıya kalınan sorunların altından kalkınmayacak duruma gelindiğinde ise kişinin tesellisi “beterin beteri de var” sözü ile dile gelir.
Ülkemizde ne yazık ki artık beterin beterine doğru yol almaya başlamış bulunmaktayız. Asıl fırtınanın kopmasına az kala sessizliği yaşıyoruz.
Kentlerimizde silahlı çatışmalar var. Devlet en seçkin güçlerini kullanarak kentlere girmeye çalışıyor ancak aylar süren sokağa çıkma yasaklarına ve ablukalara rağmen kentlerde etkinlik kurma konusunda sıkıntılar yaşıyor.
Topyekün bir mücadele anlayışı ile hareket edilmesine ve bütün imkânlar kullanılmasına rağmen sorun silahlı noktada sıkışmış durumda. Taraflar sokak sokak, cadde cadde, bina bina çatışarak güç gösterisinde bulunuyor. Bunun sonucunda ise oluk oluk kan akmakta yüzlerce ceset alanlardan toplanmaktadır.
Kurumları insanlarından farklılaştıran toplumsal hafızaya sahip olmalarıdır. Devlet mekanizması sahip olduğu ceberut gücün yanı sıra farklı özelliklere de sahiptir. Bu da sorunlar karşısında sahip olduğu bilgilerin varlığı olarak belirtilebilir.
Türkiye, Kürt sorununu çözme ve bölgede Kürtlerin konumuna nasıl baktığı hususunda artık karar verme aşamasına gelmiş bulunuyor. Bu kararın da şu anda uygulanan politika olmaması gerektiği açıktır.
Devlet yetkilileri yapmış oldukları basın açıklamalarında Kürtlerle bir sorun yaşamadıklarını ancak PKK ile veya daha farklı bir söylem ile PKK zihniyeti ile sorun yaşadıklarını belirtiyorlar. Lakin uygulamaları ile her alanda PKK’yi muhatap kılmak için ellerinden geleni de yapmaktan geri durmuyorlar.
Devlet yetkilileri ve iktidar çok iyi biliyor ki sorun silahlı çatışmaya dönüştüğünde Kürtlerle ilgili konularda PKK’den başka ortaya çıkacak muhatap bulunmayacaktır! Bu alandaki başarı ancak ve ancak silahların susması ve demokratik kanalların açılması ile mümkün olabilir. Bu nedenledir ki bölgede yaşayan Kürtler çözüm sürecine büyük destek vermektedirler. Bu nedenle silahların değil siyasetin konuşması gerektiğini belirtmektedirler.
Çatışmaların başladığı dönemden bugüne kadar geçen süreç içerisinde binlerce insanımızın yaşamını kaybetmesine rağmen yapılan anketler göstermektedir ki kamplaşmalar artmakta bölgede Kürt siyasetine olan destek sanılanın aksine yükselmektedir.
Bunca yıkım ve çatışmanın getirdiği sonuç toplumun derin bir ayrışma noktasına gelmesidir. Son olarak Fatih Karagümrük-Amed spor karşılaşmasında ortaya çıkan tablo toplumun ne hale geldiğini açık bir şekilde göstermektedir. İşte asıl sorun bu noktaya gelinmesidir. Beterin beteri işte bu manzaraların fazlalaşması ve yaygınlaşmasıdır.
Doksanlı süreçte 50 bine yakın yurttaşını kaybeden bu ülke derin acılar içinde kıvrandı. Askeri müdahale ve güç kullanımı konusunda bilinen bütün yollar denendi.
İnsanlar fişlendi, tutuklandı.
Köyler boşaltıldı.
Siyasi temsilciler yani milletvekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve enselerinden tutulduğu gibi cezaevlerine gönderildiler.
Bütün bu süreçler sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamaları ile birlikte gerçekleştirildi. Yasaklamalar, güvenlik bölgeleri, yayla yasakları ülkeyi işkence ve baskıcı ülke imajı ile dünya kamuoyuna duyurma riskine rağmen uygulandı lakin sonuç görüldüğü gibi istenildiği gibi olmadı. Ülkeyi o koşullarda yönetenler çarenin daha fazla öldürmekte olmadığını gördüler ve sorunun çözümü için düz ovada siyaset yapmayı önerdiler. Bu baskı ve güç politikalarını uygulayanların bugün ne kişi olarak nede siyasi parti olarak siyaset sahnesinde yer bulmadıklarını da hatırlamak gerekiyor.
Şimdilerde geçmiş uygulamaların üzerine yeni bindirmeler yapılarak sorunun çözüme kavuşacağı sanılıyor. Kentler tank ve top atışlarına tutuluyor. PKK dağdan inerek şehirlere yerleşti ve çatışmaları bu alanlara yaydı. Devlet egemenlik hakkı çıkışı ile bu adıma karşı şehirleri hedef tahtasına koyarak gücünü ortaya koymaya çalışıyor.
Devletin başında bulunan liderler akla hayale gelmeyen söylemlerde bulunuyorlar.
Vatandaşlıktan çıkarma,
Dokunulmazlıkların kaldırılması,
Kamulaştırma,
Sokağa çıkma yasakları ile beterin beterine yönelimler sergilenmeye çalışılıyor.
Bu uygulamalar yaşama geçirildiğinde ise siyaset gidecek silahlar kalacak!
Peki, soralım siyaset yok edilip silahlar kaldığında sorunu nasıl çözeceksiniz?
Ölümlerle bu sorunun bitmeyeceği açık. Çünkü sorun öylesine çetrefilli bir hale geldi ki neresine dokunsanız elinizde kalıyor. Vatandaşın göç hareketine dikkatli bakmakta fayda var. Vatandaşlar ülke dışına çıkmıyor. Yer değiştirmek zorunda kalanlar yine bölgede kalıyor. Yarın çatışmalar bu alanlara sıçradığında başka yere gitmeyen bu insanların nasıl bir tercih yapacaklarını düşünen var mı?
İşte o zaman beterin beterinden korkmak gerekmez mi?
Next