Fazla değil, şöyle on- on beş yıl geriye gidiniz, siyasetin edebiyatlaştığı hemen hiçbir eserde “karizma” diye bir kavramla karşılaşmamış olduğunuzu göreceksiniz.
               
                Sanki sözlüklerde yokmuş gibi.
 
                Oysa şimdilerde ağızlardan düşmeyen bir kelime, yeni icatmış gibi, hem de nasıl bir icat; beğendiğimiz karakterin çok önemli mütemmim bir aksesuarı gibi. İnsanoğluyla karşılaştığından beri sahip olduğu “iki kanat”ı yeni keşfedilmiş tavuğun bu iki organının yeni farkına varılmış,  son yıllarda başlı başına neredeyse bağımsız bir sektör ve ızgarada moda ya, bu da öyle.
 
                “Büyüleyecek kadar etkileyici” ya da “büyüleyici, etkileyici” anlamındaki “karizma” sözcüğü olur olmaz yer ve zamanlarda kullananlarımıza ne çok rastlıyoruz. Örneğin,  kendine yakıştırdığı yeni bir saç modelinden tutun en son giydiği yeni elbisesinin verdiği forsla kasılan birinin bununla “karizmatik” bir havayı yakaladığını söyleyecek kadar ucuzlatmaktadır kavramı.
 
                Eskiden destanların baş kişisi için kullanılan “efsanevi” tabiri, öyle anlaşılıyor ki, “karizma”ya evrilmek suretiyle günümüzün kulağa hoş gelen bu popüler sözcüğü moda deyimlerimizin baş köşesindedir şimdilerde.
 
                Bakıldığında, ilk çağlardan beri baskı, kahır ve kıygı altında bulunan toplumları bu zulümden kurtarmak için toplumun,  kendi içinden bir “kurtarıcı”yı çıkardığına dair tarih sayısız örnekler sunmaktadır bize. Batıdaki köleci toplum döneminde köle isyanını başlatan “Spartaküs” ile benzer nedenle “Dehak”ın beynini dağıtan “Demirci Kawa” bunlardan birileridir.
 
                “Cahiliye” dönemine son verme adına büyük bir devrimle İslamiyeti kurararak ve milyarlarca insanın günümüze kadar bağlı kaldığı toplumsal bir nizamın önderi “Hz. Muhammed” karizmatik liderliğin çok çarpıcı bir örneğidir.
 
                Yine, coşkulu bir devrimci ruh geleneğine sahip Latin Amerika halkının çıkardığı iki Meksika köylüsü  Pançho Willa, Amiliano Zabata gibi kimi isyan liderlerinin etkilerinin hala devam ediyor olması bakımından “karizmatik” kişilikler için uygun örneklerdir. Ve en yakın arkadaşına bile yüzünü göstermediği söylenen ağzındaki piposu ve her daim kulaklığıyla Zabatista’ların efsanevi komutanı “Marcos” da kendinden önceki bu önder klavuzlara benzer bir sempatik kişilik sergilediğini unutmamak lazım.
 
                Ya Che?           
 
                Sadece “güzel insan” diye anılan, çocukluk filmlerimizin akıl almaz güçlüsü Herkül ve Masist gibi,  Latin Amerika halkını kurtarmaya kendini adamış Arjantinli doktor ve Küba devriminin unutulmaz gerilla komutanı Ernesto Che Guavera’nın Bolivya’daki trajik ölümüne,  dünya halklarının hala gösterdiği “inanmaz”lığı dünya gençliğinin sadece göğsünde değil, ruhunda da nakşolan Che’nin karizmatik kişiliğinde değilse nerede arayacağız?.
 
                Altı yüz yıllık bir imparatorluk (saltanat-hilafet) düzeni yerine bir toplumsal transformasyonla Batı’ya dönük, çağdaşlaşma iddiasıyla bir devletin alt yapısını kuran ve ülkesine kaşesini bastıran Mustafa Kemal de  karizmatik liderliğin karakteristik özelliklerini taşıyan liderlerdendi.
 
                Kendi gibi genç,  bir avuç arkadaşıyla çok yıllar önce Lice’nin Fis köyü’nin izbe bir evinde büyük bir imparatorluk kalıtı bir devlete başkaldırı kararını alarak akıl almaz bir örgütlenme ve uğraş sonunda milyonları bulan bir Kürt özgürlük kitleselliğini yaratan ve en önemlisi, bu kitlenin gözünde öldükten sonra değil  şu sıralar “devletin muhatap alması”yla  yaşarken bile prestijinin doruğundaki Öcalan’ı unutmak,  karizma hesabında eksik bir örnekleme olur diye düşünüyoruz.
 
                Aslında her halkın toplumsal,  ulusal ve sınıfsal kurtuluş savaşları incelendiğinde o mücadeleyle bütünleşmiş, o mücadeleyle “simge” olmuş kişilikleri görmemek mümkün değildir. 
           
                Ne var ki, dediğimiz gibi, günümüzde ve açıklamaya çalıştığımız anlamda “destansı” hiçbir yanı bulunmayan kimi şahsiyetlerin (özellikle sanatçı ve siyasetçiler) dış görünüşlerinde  meydana getirdikleri bazı değişikliklerin yanında “özgün” gibi görünen kimi söylemlerine bakılarak hemen “karizmatik” unvanıyla payelendirilmelerinin karşılığı yoktur, haksızlıktır. Benzerinden bir şapkayı kafaya geçirmekle, yıllarca izlediği çizgide tutarlı ve inatçılığıyla bilinen ne bir  “Ecevit”  olunur ve ne de ürkek, kırık-dökük bazı söylemlerle,  şiddeti tamamen reddetmiş olsa bile tutum ve duruşuyla bir ülkeyi var eden ve başlı başına bir “özgürlük” abidesi olan “Gandi”ye benzemek hiç mümkün değildir..
 
                Bu nedenle hak edenlere çok yakışan kimi deyim ve kavramların olur olmaz yer ve zamanda ve  içi boşaltılıp iyice bir ucuzlatıp yozutarak rastgele kullanmaktan kaçınmak gerekir.
               Yapaylığı her halinden belli sırf satış amaçlı, yüzleri sıvanarak acele ve  zorlamayla piyasaya sürülenlerin kısa bir süre sonra sırlarının dökülmesine şaşmamak gerekir, kaldı ki, bu beklenmeyen bir şey de değil;  sadece kaçınılmaz, acıklı bir eceldir o kadar!.
 
               Asıl olan bellek ve ruhlarda yer edinmek, gerisi boş çaba.