Oslo görüşmeler zincirinin kesilmesi veya tıkanmaları ile hızlanan çatışmaların acısı gün geçtikçe artıyor. Son olarak Hakkâri’deki çatışmalarda ortaya çıkan tablonun savaştan başka bir şey olmadığı ortadadır.
Öncelikle çatışmalarda yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet yaralılara acil şifalar dilerken ailelerine de başsağlığı diliyoruz.
Hakkari’de gece sekiz noktada başlayan ve yaklaşık 4-5 saat devam eden çatışmalarda 50’nin üzerinde can kaybı olduğu bildirilmektedir. Bu acı tablo ve çözümsüzlük mantığı karşısında insanın başını yastığa rahat koyma imkanı kalmıyor.
Olayın acısı kadar olaydan sonra yapılan açıklamalarda çözüm yerine intikam dili ile hala konuşuluyor olması insanın çözüme olan inancını yitirmesine neden oluyor. Cumhurbaşkanı yani devletin ve milletin başı olayın ardından yaptığı açıklamada intikamdan söz ediyor. Devletin başındaki bir insan değil de bir kabilenin başındaki insan gibi açıklamada bulunuyor ki bu tavrın yanlış olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı? Bu sözü sayın cumhurbaşkanından başka kullanacak çok kişinin varlığı şüphe getirmez bir gerçek ancak birlik ve beraberliğin sembolü olan bir makamdan beşeri duygularla değil devlet mantığı ile hareket edilmesi beklenir. Bu mantık da Sayın Cumhurbaşkanının bundan önce izlediği yoldur.
Sayın Başbakanın nefesin ensede hissedilmesi tehdidi ise işin ayrı bir boyutu. Eğer bu nefes silahlı mücadele edenlere yönelik bir nefes ise zaten kimin kimin ensesine nefeslendiği sivillerin değil askeri alanın konusu ancak kast edilen sivil insanlar ise bu durum biraz vahamet kokuyor. Biz haftalar önce bu nefes konusu ile ilgili bir yazı kaleme almış artık insanların bir nefes almaları gerektiğini bu ortamın hazırlanması gerektiğini hatırlatmıştık. Ancak anlaşılmaktadır ki nefes talebi değerlendirilmediği gibi nefes enseye yönlendirilmiştir. Bu tür yaklaşım tarzının bizi getirdiği nokta bulunduğumuz nokta olmuştur ki acayip şekilde bugünkü durumdan rahatsızlık duymaktayız.
Konu devlet ciddiyeti ile ele alınmak zorundadır. İntikamla, tehditle, öldürmekle, vurmakla, vurulmakla işin bitmediği ortadadır. İşi hükümetin veya bir siyasal partinin üzerine yığarak da çözemeyiz. Bu sorunun kaynaklandığı zemin Kürt meselesidir. Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. O halde yapılması gereken şey şimdilerde tartışıldığı gibi bir meclis toplantısı düzenlemek burada çözüm önerileri üzerinde tartışmak bir meclis komisyonu kurmak ve sorunun çözümüne yönelik çalışmaları başlatmaktır.
Sorunu büyüklüğünü ve vahametini herkes görmek zorundadır. İş öyle olağanüstü hal ilan etmekle, sıkıyönetim ilan etmekle çözümlenecek bir durum olmaktan ötedir. Sınır ötesi operasyon düzenlemek sınır dışında bayrak dalgalandırmak da sorunu çözmez aksine biraz daha boyutlandırarak büyütür.
Çözümü fazla uzaklarda aramanın da bir mantığı yok.
Çözüm çok yakın,
Elimizin altında,
Burnumuzun dibinde,
Gözümüzün önünde hazırda duruyor.
Burada yapılması gereken tek şey devlet mantığı ile hareket etmeyi başarabilmektedir. Bir yandan Kürt meselesindeki eksiklikler mecliste alınacak kararlarla tamamlanacakken öte yandan bu ateşi söndürmektedir. Bu savaşı bir haftada durdururum diyenlere bu şansı tanıma alternatifini de hesaplamaktadır.
Devlet mantığı;
Körlüğe zemin hazırlamayan çözümsüzlüğü ilke edinmeyen bir mantıktır.
Devlet mantığı güçlüyü de zayıfı da dikkate alan ancak doğru kimden ve nereden gelirse gelsin o doğruyu dikkate alan bir mantıktır.
Devlet mantığı en az kayıpla en çok verimi alabilen mantıktır.
Ancak devlet mantığını yanlış anlayanların var olduğu da ortadadır. 32 savaş uçağı ile yapılan operasyonun gecesinde sekiz ayrı noktada saldırıya uğrayan ve bu kadar kayıp veren bir mantığın da bir devlet mantığı olduğunu söyleyebilir miyiz bilmiyorum.
Mevcut durumda kaç askerin veya PKK’ linin öldüğü/ öldürüldüğü sayısını karşılaştırmanın kimseye faydası yok. Kanın kanla temizlenemeyeceği, asıl olanın bir daha kan dökülmesinin önüne geçilmesi olduğunu bilmemiz gerekir.
İnsanlarını ve toprağını seven herkesin insanların yaşamına son vermeyi ve bu toprakları kanla sulamayı bırakması gerektiğini hatırlatıyoruz.