İnsanlık tarihi yönetim veya gücü ellerinde bulunduranların, güçsüzlere ya da güçleri yetmeyenlere uyguladıkları orantısız güç, zulüm, baskı ve inkâr örnekleri ile doludur.
Yine aynı tarih değişik gerekçelerle canlarına, mallarına ve yaşadıkları doğaya saldırı karşısında bütün varlıkları ile mücadeleye girişenlerin şanlı tarihleriyle.
Bütün çatışmalı ortamlarda gücü temsil edenler zafer naraları atıp saygı uyandırırken, yargı ve insan hakları konusunda haksızlığa uğrayanlar gıpta ile desteklenmişlerdir.
Bu uygar dünyanın bir gerçeğidir.
Kazanmak.
Haksız kazanmak.
Zorbalıkla kazanmak.
Ret ederek kazanmak.
Destek bularak kazanmak. Öldürerek kazanmak yetmiyor.
Kazandığınızda kazanmanız kadar önemli olan haklı ve insan haklarına, çevre haklarına saygı duyularak elde edilen kazanımları da kazanmanızdır.
Dönüp dünya tarihine şöyle bir bakalım. Moğolları hepimiz biliriz. Nereden geldiklerini nereye gittiklerini bir yana bırakıp icraatlarına bakalım. Moğolları kendilerinden önce gelenlerin insanlık tarihine miras olarak bırakmak istedikleri ne kadar değerli yapıt veya korunak varsa yok ederek dünyayı işgal etmiş ve egemenliklerine sokmuşlardır. Dünya bizimdir demişlerdir ve almışlardır. Ama hâkim olamamışlardır.
“Taş üstünde taş gövde üzerinde baş” bırakmamalarına rağmen dünya insanlık tarihinde kalıcı veya olumlu bir yapılanma sağlayamamışlardır.
Moğollar günümüz dünyasında bile yakıp yıkıcılığın örneği olarak gösterilirler. Demek oluyor ki kazanmak gönüllerde ve kafalarda iyi bir şekilde yerleşmek için yeterli olmuyor.
Yeryüzünde her şeye itiraz edilebilir. Makul bir mantık ve değerli bir sağduyu içerisinde. Ancak şurası bir gerçektir ki hiç kimse adaletsizlik ve haksızlığın arkasında ilelebet duramaz dursa bile yer edinemez. Adalet ve hak bu kadar kutsal bir olgudur. Hak ve adalet savunucularının da bu kutsalliyet çerçevesinde olaylara bakmaları ve değerlendirmeleri gerekmektedir. Hak savunucuları ve hak dağıtıcıları veya hak ve hukuk konusunda adalet dağıtıp belirleme yapanların kişisel, ırksal, dinsel, coğrafya veya başka neden ve etkilerin altında kalmamaları gerekmektedir.
Adalet mekanizması adalet dağıtmalı.
Adalet mekanizması adalet dağıtmazsa ne olur?
Bu sorunun cevabı tarihin sayfalarında binlerce örneği ile mevcuttur.
Silahın gücü ile adalete yön verenlerin durumu,
İdeolojinin gücü ile adalete yön verenlerin durumu,
Devlet kutsalliyetinin adıyla adalete yön verenlerin durumu,
İnanç zoruyla adalete yön verenlerin durumu açık açık insanların gözleri önündedir.
Ve bu durumda alınan kararların hiçbirisi vicdanlarda kabul görmemiştir.
Hükümetlerin, Devletlerin, İmparatorların, Çıkar gruplarının, işgalcilerin, güçlülerin baskılarına ve zorlamalarına karşı insanların tek dayanakları adalet mekanizmasıdır. Adalet mekanizması bu nedenle hem işlevsel olarak hem de yapısal olarak adil davranmalıdır. Adil davranmanın birinci şartı da yazılı metinlerden ziyade hak ve hukukun takip edilmesidir.
Bu nedenle İnsan hakları ile birlikte bütün varlıkların yaşam ve kendilerini ifade etme hakkı gasp edildiğinde buna ilk karşı çıkanlardan birisinin de adalet mekanizması ya da yargı olmalıdır.
Hiç kimsenin yargıyı şovenistleştirmeye hakkı yoktur. Hiç kimsenin yargıyı yargı olmaktan çıkarıp despotluğun aleti haline getirmeye hakkı yoktur.Hiç kimsenin yargıyı inkar ve imha etmenin bir aracı haline getirmeye hakkı yoktur.Hiç kimsenin adaleti adaletsizlik merkezi haline getirecek imalar yaratmaya veya fikirler üretilmesine neden olacak davranışlar içerisine girmeye hakkı yoktur. Adalet temsilcilerinin adalet dağıtması lazım. Adalet mekanizması içerisinde adalete yerine getiremeyeceklerine inanan adil adamların o mekanizmayı terk edip doğruyu göstermeleri gerekmektedir.
Hipokrat yemini eden doktorların bile yaptıklarını kontrol etmeye hakkı olan adalet dağıtıcılarının, adaletsizlik ile suçlanmasına neden olacak adımlar atmaya hangi adalet dağıtıcısının hakkı var ki?
Yargı adalet dağıtan olmalı. Duvarlarda yazdığı gibi eğer;”Adalet mülkün temelidir” deniliyorsa ve buna inanılıyorsa bu mülkün altına dinamit koymaya kimsenin hakkı olmamalıdır.
Yargıyı; asimilasyon merkezi, hak ve hukukun tanınmamam merkezi haline getirmeye çalışanlara karşı en başta mücadele vermesi gerekenlerin yargı içinde görev alan hâkim ve savcılarımızın olması gerektiği aşikârdır.
Next