Zaman akıp gidiyor. Bazı meseleler vardır ki asla unutamayız, unutmamamız ve gündemde tutmamız gerekir.
Yıllar yılıdır takvimler 31 Ekim’i gösterdiğinde, 1 Kasım yazım için İluh Deresi sel felaketini yazmadan geçemiyorum. Zira çok büyük felaket yaşamıştık.
O felaketi unutturmamak ve bir daha yaşanmaması için gereken tedbirlerin alınmasına katkı sağlamak amacıyla İluh Deresini yazmayı görev biliyorum.
İluh Deresi’nin kalıcı ıslahı için, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un oluru ile İluh Deresi 1. Etap ıslah çalışmaları için kamulaştırma bedeli olarak 25 Milyon TL ödeneğin tahsis edildiğine dair olumlu bir gelişme var.
Konuyla ilgili yaygın medyada yer alan haberin ilk spotunu bilgilerinize sunuyorum: “Batman’da sel felaketinde 11 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan İluh Dersi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı harekete geçti. Bakanlık Batmanlıların kâbusu haline gelen dere ıslahı 1. etap kamulaştırma bedeli için 25 Milyon lira ödeneği onayladı.”
Yarın ki yazımda son olumlu gelişme üzerinde durmak istiyorum. Bugün ise felaketten sonraki zaman diliminde kaleme aldığım yazılarımdan birini özetle bilginize sunmak istiyorum:
**
**
HER TARAF ÇAMUR DERYASI…
31 Ekim akşamı, 1 Kasım 2006 gecesi 12 mahalleyi etkileyen sel felaketinde 11 insanımız yaşamını yitirmişti. Batman Çağdaş, felaketin 3. yıldönümünde sel felaketini unutturmayan haberiyle dikkat çekmişti.
Bir Kasım gecesinde her saniye çakan yıldırımı unutmak mümkün değildir. Görüşlerini aldığım yaşlılar, hayatlarında böyle bir yağışa tanık olmadıklarını ifade etmişti.
Sel sonrasında yaşanan dehşeti yerinde tespit etmiştim. İşte izlenimlerim: Çarşı merkezinden itibaren yoğun bir çamur tabakası ile karşılaşıyorsunuz. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) buğday silolarının bulunduğu yeri geçtiğimde etrafın tamamen çamur deryası olduğunu gözlemledim. Daha önce sel sularından dolayı sadece ana caddenin deniz olmuş halini görebilirdiniz, şimdi ise çamur deryasını…
İluh Deresi’nin demiryolu geçidine uğradığımda, çevredeki ürpertici manzara ile karşılaştım. Derenin sağ ve sol tarafından araçlar geçebiliyordu. Bu yollar derenin taşkın suları altında kalmıştı. Derenin iki yakasındaki birinci kat evlerin tamamı sel sularıyla dolmuş, sular çekildiğinden geride çamur tabakası kalmıştı. Manzara tek kelime ile korkunçtu…
Kısmet mahallesi 730. sokak no 17 ilk durağımdı. Süleyman Akgül adındaki
vatandaşa ait evden geriye çamur tabakası kalmıştı. Aynı sıradaki komşular Murat Bulşu, Sait Kaplan, Ali Altun ve Selma Tuncer’in evleri de viraneye dönmüştü… Herkes ama herkes baştan aşağıya kadar çamura bulanmış şekildeydi. Evlerine, bahçelerine yığılan çamuru temizlemekle meşgul idiler. Az ötede İluh deresine nazır, Kısmet mahallesi 5. Cadde 26/A adresindeki bir işyeri dikkatimi çekti. M. Sabri ve Erdal Akın’a ait olan Manifatura merkezi çamur deryasına dönmüştü. İşyeri sahibi 350 milyar liralık bir hasardan söz ediyordu. Gerçekten de kumaş namına her şey balçık gibi olmuştu. Yine Kısmet mahallesi 821. Sokakta serbest meslek çalışan Ahmet Kaplan ve M. Can Düz’e ait evlerin oturulamaz olduğunu gözlemledim. Yukarıda saydığım kişiler tek bir parça dahi ev eşyalarını kurtaramamıştı. Herkes gibi onlar da sadece canlarını kurtarabilmişlerdi. Çünkü sel suları evlerin ikinci
katlarına kadar yükselmişti.
**
**
Hürriyet mahallesine doğru gittiğimde her tarafın çamur deryası olduğunu gördüm. 401. Sokak no: 6’da ikamet eden Osman Kandemir, bizimle konuşurken
duygulu anlar yaşadı. Mahalle sakinlerinin yaşadıklarına hayli üzüldüğü, gözyaşlarından belliydi. Ondan ayrılırken boğazım düğümlenmiş, yutkunmakta zorluk çekmiştim Tabi gözyaşlarıma da hakim olamamıştım. Çok nüfuslu Mehmet ve Rihane Özer’lere ait evlerden de hiçbir şey kurtarılamamıştı. Hürriyet mahallesindeki Telekom karşısında bulunan M. Beşir ve Celal Uyanık kardeşlerin evlerine bakmaya yürek dayanmıyordu. Alaattin ve Ertekin Bulut kardeşlerin de hali perişandı. Adnan Ayabe adındaki vatandaşa ait zücaciye iş yeri, evi ve ambarı görülmeye değerdi. Salih Doğan adındaki genç, tuhafiye dükkanındaki zararı hiç abartmadan 3 milyar olarak veriyordu. İsteseydi 15 milyar zararım var diyebilirdi. Ancak
vicdanının sesini dinlemiş olmalı ki, sadece üç milyar zararım var diye konuşuyordu. Karşıyaka mahallesine doğru yola çıktığımda Mevlüde Nigar adındaki bayanı, yıkılmış evine bakarken gördüm. Herkesin öyle hüzünlü bir bakışı var ki sormayın… Evet, Karşıyaka’ya doğru gittiğimde artık not almayı bıraktım. Çünkü karşıma çamur deryasına dönmüş, tüm ev eşyalarını yitirmiş yüzlerce ev çıkıyordu. Sokaklar inanılmaz derecede çamurla doluydu. Ayaklarıma giydiğim çizmeye rağmen zorlukla sokak aralarında dolaşabiliyordum. Karşıyaka mahallesi 321, 333 ve 324’üncü sokaklarından geçerken duygularıma yenildim ve ağlamaya başladım. Aman Allah’ım o ne dehşet manzaraydı öyle…

“BAŞKA ELBİSEMİZ YOK Kİ…”
Karşıyaka mahallesindeki sokaklarda gözyaşı ve hüzün vardı. Yüzlerce kadın ve erkek çamurlara bulanmış halde durmadan ev ve bahçelerini temizliyordu. O çilekeş anneler, o çilekeş kadınları görecektiniz. En büyük eziyeti-zahmeti onlar yaşıyordu. Annelerin çocuklarıyla ilgilenecek zamanları yoktu. Sokakta karşılaştığım tüm çocuklar çamurdan birer abide gibiydiler… Bazı çocuklara, ‘Her tarafınız çamura bulanmış, üşümüyor musunuz?’ diye
sorduğumda, aldığım şu yanıt beni kahretti: ‘Abe evimizde giyebileceğimiz bir elbise yok ki..’ Çocukların dramı gerçekten yürek yakıyordu. Düne kadar varoş semtlerinde zorlu yaşam koşullarına direnen insanlarımızın bir gün içerisinde ekmek dilenir hale gelmesi kadar vahim bir durum olamazdı. Ama işte mahalle arasında sıcak aş dağıtan Valiliğe ait aracın etrafında biriken insanlarımız, bir ekmeğe muhtaç hale gelmişti.’
O dönemler üst düzey yetkililerinin bizi heyecanlandıran vaadi bence parayla satılacak 1200 konut değil, Kentsel Dönüşüm Projesiydi. Ancak geçen bir yıllık zaman zarfında kimsenin bu projeyi ağzına aldığına bile tanık olmadım… O vaat şöyleydi: ‘Kentsel dönüşüm’ projesiyle bölge ıslah edilecek ve iskâna yasak hale getirilecek Kentsel Dönüşüm Projesi için bir şeylerin yapılması gerektiğine inanıyorum. İluh dere yataklarındaki evlerin arsalarıyla birlikte istimlak edilip, afet bölgesinin Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde iskana yasak hale getirilmesi, kentimiz için en kalıcı çözümdür. Peki, sormak istiyorum; bu proje için ne yapıyoruz? İlgili kurumlardan Bayındırlık İl Müdürlüğü’nün, İller Bankası’nın ve DSİ’nin gündeminde böyle bir proje var mı? Buna yönelik bir çalışmaları söz konusu mu? Eğer bir çalışmaları bulunmuyorsa, üst düzey yetkilerinin sözleri havada mı kalacak? Öte yandan Belediye yetkililerine de sormak gerekiyor; Kentsel Dönüşüm Projesi için ne yapıyorsunuz? Bu konuda bir çalışmanız var mı? Varsa neden kamuoyunu bilgilendirmiyorsunuz?’
Sel felaketinden üç yıl sonra kaleme aldığım bu yazımla ve sonraki yazılarımla İluh Deresi Kentsel Dönüşüm Projesi’ni gündemde tutmaya çalışmıştım. Yarınki yazımın konusu da inşallah son gelişmeler olacak.
(Devamı yarın
Next