12 Eylül darbesinin üzerinden yıllar geçmiş olsa da ne yazık ki ektiği tohumların ürünlerinden yaralanmaya (!) devam eden bir toplumuz.
Bu bir zihniyet meselesidir ve bu rejimin yetiştirdiği neslin beyinleri ne yazık ki bu anlayışla doldurulmuştur.
Bütün düzeltme ve yamalama çalışmalarına rağmen hala demokratikleşme konusunda çektiğimiz sıkıntılarımızdan biri de budur.
Yapılan veya yapılmak istenen yasaların bir türlü isteneni verememesinin altında yatan da bu zihniyet ve onun ürünleri değil mi?
Bunu değiştirmenin yolu sanırım bu zihniyetin kökünü oluşturan anayasayı değiştirmekle mümkün olabilecek. Belki bu sayede hala o zihniyeti ülke yönetiminde kullanmak isteyenleri bertaraf etmek mümkün olabilir.
Şüphesiz bunu gerçekleştirmenin yolu da meclistir. Meclis ve seçilmiş üyelerinin tam olarak mecliste bu soruna el atmaları gerekmektedir. Biliyorum haksızlıklardan bahsedilecektir. Elbette bunun farkındayız ama farkında olduğumuz başka şeylerde var mesela demokratik mücadelenin demokratik zeminlerde yapılması gibi. Zaten anayasa değiştirilmelidir derken ortaya konan fikir bu anayasaya dayalı olarak çıkarılan yasaların haksızlıklar içerdiği ve yapılanlar yasal olmakla birlikte adil ve hukuki olmadığı tartışmalarından kaynaklanmıyor mu?
Bu meclis toplanmalı ve bir an önce bu anayasa değişikliği konusunda adımlar atmalıdır. Aksi takdir de bu memleketin etrafını dikenli tellerle çevirip açık bir cezaevine dönüştürmek suretiyle ancak tutuklu ve hükümlülere yer ayarlamak mümkün olacaktır. Cezaevlerinde çift katlı yatışlarda bile yer kalmadığına göre elimizi çabuk tutmalıyız.
Kısacası dediğimiz şudur ki; bu yasaların acilen değişmesi gerekir ve değiştirme yeri de meclis olduğuna göre bu meclisin üyeleri krizlerini çözerek o mecliste mücadele etmelidirler. Bunun nedenini iki örnekle izah edelim.
Birinci örnek Mardin’in Midyat ilçesinde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin tedavi edilmeleri sırasında uygulanan üçlü protokol uygulamasıdır. Hasta mahpuslar koğuşlarından çıkarıldıkları gibi zaten kelepçelenmektedirler. Bu durum doktor muayenesi sırasında başlarına asker konulması ile sürdürülmektedir. Buna hem hasta mahpuslar hem de doktorlar itiraz etmektedirler. Bu konuda haksız da sayılmamaktadırlar. Mahpusları muayene edecek olan askerlerse zaten onları doktora getirmeye gerek yok tedaviyi o zaman cezaevinde yapın! Yok, doktor hastayı muayene edecekse o zaman hastanın doktora derdini anlatacağı imkân tanıyın. İçerde jandarma varken hasta muayenesi yapamayacağını söyleyen Midyat hastanesinin dâhiliye uzmanı Dr. Sadık Çayan Mulamahmutoğlu hakkında Cumhuriyet savcılığınca soruşturma açılmış. Dava 27 Temmuz da görülmeye başlanacak. Bakalım hâkim ne diyecek. Üçlü protokol mü yoksa hasta hakları ve insan onuruna verilmesi gereken etik değer mi?
İkinci örnek ise insan Hakları savunucularının da içinde bulunduğu demokratik hak talepçilerinden. Adana şube başkanlığından Genel merkeze gönderilen yazıyı aynen aktaralım.
 
“Genel Merkez Yönetimi ve MYK Üyelerine
 
“Adana Valiliğinin kabahatler kanunu çerçevesinde belirlediği alanlar dışında yapılan basın açıklamalarına katılan bireylere ve kurum temsilcilerine yönelik uygulamaya koyduğu idari para cezası (143,00 TL) Adana İHD Şubesi yöneticimiz Adnan Öğrü’ye çeşitli kereler kesilen toplam 1.820,00 TL parayı ödeyemez durumdadır. Ödeme emri ile icra işlemleri başlatılan arkadaşımızın durumuna dikkatlerinizi çekmek isteriz.
İHD Adana Şubesi olarak bu durumda bu arkadaşımıza cezanın ödenmesi hususunda tamamını ya da büyük bir kısmını ekonomik olarak yardımcı olamayacağımızı düşünüyoruz. Bize ve bu arkadaşımıza yardımcı olabileceğinizi düşünerek Genel Merkez olarak diğer şubelerinde katkısını talep ederek yardımcı olabileceğinizi umuyor çalışmalarınızda başarılar diler saygılarımızı sunarız."
 
Aydın Sincar
İHD Adana Şube Başkanı “
 
İfade özgürlüğünün, insan Hak ve özgürlüklerine gösterdiğimiz özenin iki örneği bizlere yeter sanırım. Acilen düzenlemelerin yapılması dileğiyle…