Başbakan dâhil herkes artık sivil toplum kuruluşlarının alınan karar süreçlerine katılım göstermesini arzulamakta ve teşvik etmektedir.
Demokratik yönetim tarzının, demokrasi kültürünün yerleşmesinin yegâne koşullarından birisi de Sivil Toplum Kuruluşlarının varlığı ve sosyal hayata yönelik görüşlerini kamuoyuyla paylaşmasıdır.
Demokratik toplum geleneğinde yer alan ülkelerde de demokratik yönetim tarzının benimseme eğiliminde oluna ülkelerde de STK’lara bakış açısı önyargılı değildir. Toplumu ilgilenirden konularda örgütlü toplum kesimlerini temsil eden STK’ların görüşlerine değer verilir ve alınacak olan kararlar da bu değerlendirmeler sonucunda alınır.
Zaten STK’ların varlık amaçları üyelerini çıkarlarını korumanın yanında kendilerini ilgilendirecek kararlar karşısında baskı unsuru olarak karar vericileri etkilemektir.
Sivil Toplum Kuruluşlarını teşvik etme yerine önlerini tıkayıcı uygulamalar sergilenirse demokratik yaşamın bu renkli kulvarı yerini gizliliğe ve fısıltıya bırakır ki bu da karar vericilerin işini kolaylaştırma yerine zorlaştırır.
Gelelim bütün bunlara neden vurgu yaptığımız meselesine. Son zamanlarda ilimizdeki bir takım uygulamalar nedeniyle hemen hemen her köşe başında konuşulmaya başlanan bir konu var. Kimi görürseniz cebinde bir iddianame veya mahkeme kararı çıkıyor. Değişik yasa maddelerinin ihlal edildiği gerekçeleri ile on aydan başlayıp yedi buçuk seneye kadar uzayan değişik ceza oranları ile cezalandırmalar söz konusudur.
Kimileri 2911 sayılı yasaya muhalefetten ceza alırken kimileri propagandadan, kimileri örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyeliğinden kimileri bilmem hangi maddeden. Ancak sonuç olarak kime rastlasanız ya aldığı cezadan ya da gidip verdiği ifadeden söz etmekte ve bu işin böyle gitmesi durumunda ceza almayan kimsenin kalmayacağı söylenmektedir.
İlimizde STK’lar içerisinde yer alan insanların tamamı tanınmaktadır. Zaten kimsenin kendini gizleyecek, saklayacak bir durumu da yok. Durumun vahametini ortaya koymak için STK yöneticisi veya üyesi olmaya da gerek yok. Her vatandaşın şiddet içermeyen etkinliklere katılma, izleme ve görüş belirtme özgürlüğünün olması da gerekli.
Ama ortada konuşulanlara bakıldığında ve gösterilen iddianame ve ifadeye çağrılara bakılırsa bu durum biraz farklılaşmış görünüyor. Bir partinin yaptığı basın açıklamasını izlemişseniz ve orada birileri yasadışı slogan atmışsa vay halinize dilinizle kuş tutsanız bile işiniz zordur artık. Veya yürüyüş yapan bir grubun geçtiği mekânda kenardan olanları izlediyseniz yine grupla aynı kategoriye girmeniz pek ala mümkün. Bir fotoğrafınız ifadeyle çağrılmanız için yeterli olabilir.
Yasaların gerekleri yerine getirilmemelimidir eleştirisinde bulunulabilir. Yasalar elbette uygulanmalı ve uygulanmaktadır ancak yasaları uygulama konusundaki hassasiyetler kadar toplumsal hassasiyetlerin de göz önünde bulundurulmasında büyük faydalar bulunmaktadır.
Bu hatırlatmayı neden yaptığımıza gelince. Eğer vatandaşlar demokratik yollarla taleplerini iletmede sıkıntı yaşadıklarına kanaat getirirlerse belli bir süre sonra yasal demokratik yöntemlerle görüşlerini dile getirmekten vazgeçme eğilimine girebilirler. Yasal ve meşru yollarla söylenmeyen, dillendirilmeyen talepler illegal yöntemlerle aktarılmaya çalışılır ki bu da yanlış bir yol olacaktır. İnsanlar bu yanlışlara yönlenmeden yetkililerin bu konuyu değerlendirmelerinde ve gerekli hassasiyetleri göstermelerinde fayda olacağını düşünmekteyiz.
Her vatandaşın cebine bir iddianame veya karar koyarak toplumu idare etme mantığını sağlıklı bulacak yöneticilerimizin olmadığı inancındayız.
Next