- Hukuk ülkesinden beklenilen hukuki sonuç(!).

Halkın iradesi gene hiçe sayıldı ve hakimiyetin mecliste değil de yargıçlarda olduğu bir kez daha belgelendi. 411 milletvekilinin oyu 9 yargıcın oyu etmiyormuş.  O zaman ne gerek var bu tantanalı seçimlere ne gerek var 550 milletvekilini seçip meclise göndermeye. Halkın gönderdiği vekiller danışma meclisini oluşturmaktan öteye gidemiyor. Ne zaman halkın özgürlüğü için bir karar alınsa yargıçlar devreye girip: hey! Danışma meclisi fazla ileri gittin. Size yiyin, için; ama karar mekanizması olan Anayasa mahkemesine karışmayın aksi takdirde sizi feshederim…

- Bu ülkenin yasalarının işlemesi çok komik geliyor bana diyeceğim; ama diyemiyorum işte; çünkü deme hakkım yok, hatta böyle düşünme hakkım bile yok.

Bu ülke hukuk ülkesidir: Yersin, içersin, seçersin; ama yediğinin, içtiğinin ve seçtiğinin son şeklini Anayasa mahkemesi verir; çünkü orada hukukçular var hem de baba hukukçular(!) en iyisini onlar bilirler…

- Üniversiteye başörtüsüyle girecekmişler, oturun oturduğunuz yerde size üniversite hakkı vermişken(!) bir de başörtüsü istiyorsunuz, yarın da başkası çıkacak üniversitede kendi dilimden eğitim istiyorum diye ortaya çıkacak, başka bir gün de başkası başka şeyler isteyecek, o zaman biz nasıl hükmedecez. Size üniversite okumayın demiyoruz, başörtüsü takmayın diyoruz. O başörtüsünüz var ya o başörtünüz sizleri düşünmeye hapsediyor, onun için sizleri hukuki(!) yoldan azad ediyoruz…

 

- Bir film yapımcısı olsaydım, senaryo kurmaya hiç gerek duymazdım; çünkü ülkede malzeme çok ve hazır bekliyor, sadece filmde rolleri iyi oynayacak oyuncular arardım. Gerçi her vatandaş birer oyuncu; çünkü her gün bu oyunun içinde yaşıyor ve rollerini iyi öğrenmişler. Belki filmin başrolünde oynayacak oyuncularında sıkıntı çekerdim; çünkü bu filmin başrolünün vicdanı yok!…