Bu aralar Türkiye’de Özel sağlık kuruluşları veya özel hastanelerin vatandaşlarla balaylarını seyrediyoruz. Eğitim kadar önemli olan sağlık konusunun özelleştirilmesinin sonuçları itibariyle iyi mi, kötü mü olduğunu hep beraber ileride göreceğiz ancak şimdilik konumuz bu değil.

   Özel hastanelerin devreye girmesi ile vatandaşlarımızın hasta kabul kuyruklarında boşuna tükenen yaşamlarının bir bölümü kurtarıldı diye bayağı sevindik. Sadece biz değil vatandaşlar da sevindi. Bu bir devrimdi; halkın, hastanın, doktor kapıcısı karşısında zaferini ilan ettiği bir devrim. Artık doktordan önce odacısından geçmek için bin bir dereden su getirip yalvarıp yakarma olayı hafiflemiş oldu. Bizler de hastalarda yöneticiler de sevindi.

   Bu girişimden sonra yönetim kademeleri işi kolaylaştırmak için yani vatandaşların rahat bir şekilde tedavi olanaklarını elde etmeleri için bir dizi değişiklik yaptılar. Ülkemizde pek görülmemiş olan fakat girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği üyesi devletlerde olmazsa olmaz kurallardan olan herkesin sağlık hakkı konusunda da adımlar atılmaya başlandı.

   Vatandaş, yıllardır çektiği çileden kurtuluşunun şerefine malım gitse de hiç olmazsa tedavi mi yapayım. Kuyruklarda ömrümün yarısı gitmesin diye gelişmeleri alkışlamaya devam etti. Haksız da değildi yani.

    SSK hastanelerinin kuyruklarında sıra almayı başaranların sağlık kontrolünden geçirilmeden nasıl reçete sahibi olduklarını hepimiz hatırlıyoruz!

    İşte bu dertten muzdarip vatandaşım soluğu özel hastanelerde almaktan hiç gocunmadı. Paramı veririm tedavimi yaparım dedi ve devam etti.

    Para kurtlarının bu durumu hiç kaçırmadıklarını bilmem söylemeye gerek var mı? Önceleri iyi bir tedavi ve güler yüz de almak mümkün idi. Sonra sağlık pastasındaki payı paylaşmak için hastane üstüne hastane açıldı. Bu da güzel bir gelişme hem sektör gelişiyor hem de insanlarımıza yeni iş imkânları açılıyor diye sevindik. Haksız da değiliz yani. Ama tam bu noktada işler yavaş yavaş yozlaşmaya başladı. Yeterli miktarda hasta elde edemeyen hastane yönetimleri ödedikleri yüksek ücretlerin karşılığını bulmak için formül geliştirmek durumunda kaldılar. Maliyeti kurtarmak ve teknolojik gelişimden geri durmamak için gelen hastaların kontrolleri ve hastalık teşhislerinin sağlanması konusunda tetkik yaparken işin ucu bir hayli kaçtı desek yanılmış olmayız sanırız.

     Kan tahlili, idrar tahlili, emar, EKG. Say babam sayabildiğin ne kadar tahlil varsa hepsinden geçmek bir zorunluluk sanki. Konunun adı sağlık, tetkiki isteyenler de işin uzmanı doktorlar olunca doğal olarak sesinizi çıkaramıyorsunuz. Olurda bir şey gözden kaçarsa fırça yemek de var işin içinden. Sağlık bedeliniz devlet tarafından ödeniyorsa ona da sesiz kalıyorsunuz. Ve başlıyorsunuz oradaki kuyruklarda sürünmeye.

     Hükümet son uygulama ile kuyrukları azaltmak için bir dizi tedbir aldı. Bunlardan biri de T.C kimlik numaraları ile işlemlerin yürütülmesidir. Güzel bir uygulamada oldu doğrusu takdir etmek lazım. Daha evvel sağlık karnesi de vardı. İkisi birleşince işlemler biraz azaldı. Ama bizim en başarılı özel hastanemizde sıra alma işlemlerinde hala sorunlar yaşanıyor. Vatandaş TC kimlik numarası ve sağlık karnesi ile gittiği halde sıra alamıyor. Gerekçe 12 yaşındaki çocuğun sağlık karnesinde fotoğraf bulunmaması. İyi de kardeşim kontrol sırasında kimliğini isteyebilirsiniz şüpheli bir durum varsa. Hatta diğer mekanizmaları da devreye sokabilirsiniz ona da eyvallah. Tedavi olmak için çocuğunu size getiren vatandaşa sıra vermemek de nereden çıktı. Hele sizin gibi donanımını tamamlamış bir hastaneye yakıştı mı şimdi?

     Sağlık sektöründe verilen hizmetler için minnettarız. Ancak sağlık adına yaşananların normal olmadığını belirtelim. Vatandaşı ezmeme adına devleti adeta soyup soğana çevirme girişimlerini de benimsemiyoruz. Yetkililerden ricamız kendilerini bir gözden geçirmeleridir. Sizleri destekliyoruz ama tahammülün de bir sınır var. Dikkat edin olmaz mı?