Hasankeyf sular altında kalmasın şiarı ile yola koyulanların ilk belirgin haklılıkları projeye finansal destek sağlayacağını belirten Almanya, Avusturya ve İsviçre firmalarının bu desteklerini çektiklerini açıklamalarıyla kanıtlanmış oldu.
Hasankeyf ilçemiz son kazılarla da kanıtlandığı gibi geçmişi 12 bin ile 15 bin yıllık olan tarihi bir yerleşim yeri. Kültürel bir miras ve doğa harikası olan bu yerleşim yerini korunması ve turizme açılması için girişimler beklenirken bölgenin diğer illerindeki tarihi merkezler gibi sular altında bırakılmak istenmesi doğru bir yaklaşım tarzı olarak görülemez.
Doğaya ve tarihsel mirasa sahip çıkmanın yolu da yöntemi de ortaya konan tarz ile mümkün değildir.
Projeye destek veren ülkelerin proje için ortaya koydukları kriterlerin yerine gelmediği açık. Bu açıklık karşısında ve ortaya konan tepkiler sonucunda bu ülkeler bu projeye vereceklerini belirttikleri krediyi vermeyeceklerini açıklamaları yönetimde bir inatlaşmaya yol açmamalı doğruyu bulma noktasında yol gösterici olmalıdır.
Türkiye hiçbir ülkeden kredi desteği almadan da baraj yapabilecek güçte ve kapasitededir. Bundan hiç kimsenin şüphesi yok ve olamaz da. Ancak burada dile getirilmeye çalışılan konu Türkiye’nin teknik kapasitesi veya mali gücü değil yapılan bir yanlışın düzeltilmesine yöneliktir.
Hasankeyf’in sular altında bırakılmaması gerektiğini savunan insanlar bu ülkenin tarihinin ve doğal yapısının baraja feda edilmeden de barajın yapılmasının mümkün olduğu kanaatindedirler. Bunun Türkiye’nin teknik imkânları ve gücü ile çok daha güzel bir şekilde yapılabileceğine inanmaktadırlar. Bunu yaparken de isteklerini kimilerinin iddia ettiği gibi hiç kimsenin etkisi altında kalmadan dile getirmektedirler.
Yapılan baraj ile Zaugmadaki tarih sular altında bırakıldı. Buradaki tarihi eserlerin bir bölümünün Gaziantep’teki müzeye taşınmış olması Zaugmanın kurtarıldığı anlamına gelir mi?
Gaziantep’teki müze de sergilenen eserlerin yerindeki doğal yapısı içerisinde sergileniyor olması daha yerinde bir karar olamaz mıydı?
Doğayı tahrip etmek, doğal yapının dengesini bozmak, Tarihsel mirasları şu veya bu şekilde gözlerden ırak hale getirmek, yok etmek saklamak bu ülkeye yarar sağlayan yaklaşım tarzı olabilir mi? Bu ülkeyi geçmişten nasıl miras aldıysak geleceğe de koruyarak aktarmak tarihsel bir sorumluluk değimlidir?
Biz bu ülke dışında olanların da çok açık bir şekilde gördükleri gerçeklerin bizim yöneticilerimiz tarafından da bilinmesi ve anlaşılması taraftarıyız. Gerçekleri gördüğünüzde işi inada bindirmek doğru bir yaklaşım değildir. Kimse tarihsel mirasa sahip çıkmak için inatlaşmak zorunda değil. Bu bir güç gösterisi de değil. Dolayısıyla hükümetin insanların ne istediğini iyi anlaması ve değerlendirmesinde fayda bulunmaktadır. Dünyanın gördüğünü, Yerelin gördüğünü hükümet de görmeli ve anlamalıdır.
Dicle üzerinde yapımı düşünülen Ilısu barajına bölge insanı karşı değildir. Bölge insanı barajın kotasının düşürülerek Hasankeyf’in sular altında kalmamasını savunmaktadır.
Bölge insanı onikibin ila onbeşbin yıllık bir tarihi geçmişi bulunan bir alanın sulara gömülmemesini istemektedir. Bölge insanı kendi tarihine ve doğal mirasına sahip çıkmaktadır. Bölge insanı bunları savunurken sularının boşuna akmasına da karşı çıkmaktadır ve barajın yapılmasını savunmaktadır. Sadece şuna dikkat edilmektedir. Ne bölge baraja ne baraj bölgeye tercih edilmektedir. Çünkü her iki projenin de beraber yaşama geçirilme şansının var olduğu ortadadır. Ancak tek bir tercihe yönlendiriliyorsa da tarih ve doğa barajın 50 yıllık getirisine tercih edilmektedir. 15 bin yıllık tarih 50 yıllık baraja değiştirilmez.
Ülkenin gücü ve kudreti baraj yapılırken tarihin de nasıl korunduğuna örnek teşkil edecek bir proje için kullanılmalıdır.
Next