İnsanın aklına cinayetlerin her türlüsü gelir ancak mahkeme salonunda polisin gözleri önünde bir insanın 32 yerinden bıçaklanarak öldürülmesi kimsenin aklına gelmezdi. Üstelik özgürlükler ve demokrasinin merkezi sayılan bir Avrupa ülkesinde.
Göçmen nüfus bakımından Avrupa’nın en zengin ülkesi sayılan Almanya’da özellikli Müslüman kökenli göçmenlere karşı daha antipatik bir yaklaşım söz konusudur. Bunun başlıca nedeni Müslümanların yaşam tarzının Avrupalıların yaşam tarzına uymamasıdır. Diğer ülkelerin göçmenlerine karşı daha hoşgörülü olan Almanlar, sözkonusu Müslümanlar olunca, daha soğuk, önyargılı ve saldırgan olmaktadırlar.
Kendilerini Almanya’nın biricik sahibi gören ırkçılar, bir çocuğun parkta oynamasına bile tahammül edememektedirler. Onlara göre Almanlar birinci sınıf insan, diğerleri ise insan bile sayılamayacak değersiz yaratıklardır.
İslam’ın cihanşümul ve eskimez mesajının yankılandığı her yerde, İslam düşmanları da bu nurdan rahatsız olmaya devam edeceklerdir. Bu rahatsızlık bazen kendinden olmayanı aşağılama, bazen de daha ileri giderek cinayet işlemeye kadar gidebilmektedir.
Hadisenin arka planında toplumda içten içe gelişen bir linç politikası yatmaktadır. Totaliter zihniyetli insanlar ve devletler uyguladıkları asimilasyonlara teslim olmayanları bir şekilde yok etme politikasıdır.” Ya bana benzeyeceksin, ya da sana bu diyarda yaşama hakkı yok” mantığıyla hareket eden insanlar, kendilerine benzemeyen herkesi düşman olarak görmekte ve yok edilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır mantığıyla hareket etmektedirler.
Merve eş Şerbini göçmen olmasının yanı sıra İslam’ın emri olan başörtüsünü de takarak bu ırkçı faşistlerin gözünde ikinci bir suç daha işlemiş gözükmektedir.
Alman adaleti, sanığa Merve’ye hakaretinden dolayı para cezası vererek adaleti sağlamış görünüyor. Ancak birileri bu karardan memnun olmamış olacak ki, bundan sonra bu tür davaları açmaya hazırlananlara ders olsun dercesine bunun karşılığını cinayetle vermiştir. O bıçak o sanığın eline nasıl geçer ve mahkeme salonuna kadar nasıl girebilir? Eğer hapishanede bile insanlar bu kadar rahat silahlanabiliyorlarsa, dışarıda gezen müstakbel suçlulara gün doğmaz mı? Peki ya ırkçıların hayat tarzlarına uymayan göçmenler bundan sonra kendilerini nasıl koruyacaklar?
Olaya tersinden bakarsak. Eğer mahkemede öldürülen bir Hıristiyan, bir Yahudi veya bir Alman olsaydı, medyanın bakış açısı bu şekilde mi olacaktı? Ya bu olay bir Avrupa ülkesinde değil de sözgelimi Türkiye’de ya da Mısır’da olsaydı? İnsan hakları savunucuları, kadın dernekleri çığırtkanları ve dâhil apoletli medya olaya bu şekilde mi yaklaşacaktı?
Demokrasiyi ve insan haklarını sadece kendileri için isteyenler, başkalarının hakları söz konusu olduğunda seslerini çıkarmayanlar, hele Müslümanların hakları çiğnendiğinde gizli gizli sevinenler sanmasınlar ki, mazlumların ahı yerde kalacak. Mutlak adil olan Allah aynı zamanda intikam alıcıdır da.
Next