Bulutlar yas tutarken

sessizce ağladı toprak

Halepçe sokaklarında ölüler

zamansız sonbahara tutulmuş,

 

Yaşam ağacının dallarından koparılmış birer yaprak

 

Annesiyle ölmüş bir çocuk;

Gözleri siyah, kaşları çatık,

Yüzü sütbeyaz elleri açık,

 

Annenin alnında yılların izi

Kor gibi yakmaz mı yüreğinizi?

Ey insanlar dostlar hey!

Yetmez mi bunca tanıklık?

 

 

Cıvıldayan kuşlar nereye gitti?

Duyulmaz oldu çocuk sesleri.

Dondu ağızlarında çobanların

Özlem yüklü sevda türküleri.

 

 

Ne bir çıngırak sesi duyarsınız,

Ne bir kuzu melemesi,

Ne kuyunun taşına çarpan

Usulca çekilen bir çıkrık sesi.

 

 

Güneş tutunup doruklara

Bilge yüzüyle doğrulmamışken

Yakaldı onları zulmün hilesi

Binip demirden kanatlara

 

Karanlıktan çıkıp geldiler

Ölüm gazı atıp halepçeye

Karanlıkta çekip gittiler

 

Bu ne zulüm görülmemiş

 

Bu ne ölüm bilinmemiş

Bu şiir senin için halepçe

Bu yürek senin için

Acılara yenilmemiş.

 

 

Açsın kandan güller gibi

Dünyanın bağrında yaralarımız

Yenilsek de bugün halepçe´de

Kavgasını verdik özgürlüğün.

 

 

Güneşin dağlara doğduğu yerde

Bir atımlık can kalsa da yüreklerde

Andımız olsun yiğit parmaklar

Tetik çekilmek ister siperlerde

 

Kanımızı tutuşturan hasret ateşi

Barutun kollarına atılmak ister

Erler bayramıdır böyle zamanlar

Anlatılır şahinler onurlu türkülerde

 

Tasalanma tutulmaz acıların hesabı

Bir yılandır lik pusularda

Susmak korkak harcıdır

Ölmek yiğit işidir kavgalarda

 

 

Halepçe insanlarına sabah olmadı

Söyleyin horozlara seheri uyandırmasın

Halepçe de uyanacak insan kalmadı