Güler Zere adlı yurttaş kanunların onaylamadığı eylemleri nedeniyle ömür boyu hapse mahkûm edilmiş.

Cezaevinde tam ondurt yıldır mahkûm olarak yaşamaktaydı. Ağız kanseri oldu. 37 yaşındaki Güler Zere’nin sağlık durumu her geçen gün ağırlaştı. Son olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi mahkûm servisinde tedavi altına alındı. Güler Zere burada ölümü beklemeye başladı.

Güler zere olayının duyulmasından itibaren İnsan Hakları savunucuları olarak üzerimize düşen görevi gerçekleştirmek için çabalamaya çalıştık. Mektuplarla, basın açıklamaları ile kişisel ilişkilerle olayı ve yapılması gerekenleri anlatmaya çabaladı duyarlı insanlar.

Ölüm cezasının resmen kalktığı ülkemizde insanların cezaevlerindeki uygulamalar nedeniyle ölüme mahkûm edilmemesi gerektiğini hatırlattık. Ülkeyi idare eden yöneticilerin duyarlılıklarının artması gerektiğini suçlu olsalar bile insanların cezalarını çekerken insanca muameleye tabi tutulmaları gerektiğini söyledik.

Bugün cezaevlerini durumu artık herkesçe biliniyor.70 bin kapasiteli ceza ve tutukevlerinde ll5 bine yakın insan yatmaktadır. Yatmaya çalışmaktadır. Varın koşulların nasıl olduğuna sizler karar verin.

Bu cezaevlerinde yatmakta olan tutsaklar arasında hastalıkları nedeniyle tek başlarına yaşamlarını sürdüremeyecek durumda olan ve kamuoyunca isimleri bilinen yirmiye yakın insan bulunmaktadır. Güler zere de bunlardan birisiydi. İdamı yani ölüm cezasını kaldıran bir ülkeni cezaevinde ölümcül hastalık nedeniyle ölümü beklemekteydi. Sonunda cezaevinden hastane mahkûm odasına taşındı. Durumunun hassasiyeti nedeniyle annesi ve babasının ziyaretine tabi tutuldu. Zere artık ölüm yolcusuydu.

Ulusal Medya nasıl olduysa artan gürültü karşısında sesiz kalmak yerine konuyu dillendirmeyi uygun buldu.Bizler de yazdık.Yazmaya devam ettik.Cumhurbaşkanından Güler Zere ve onun durumunda olan insanların kendisine tanınan yetki çerçevesinde af edilerek salıverilmelerini istedik.

“İyi şeyler olacak”diyen Cumhurbaşkanı’na,” iyi bir şeyler yapın” dedik. O iyi haber geç de olsa geldi sonunda. Yapılan açıklamada; "Sayın Cumhurbaşkanımız, dosyaları Adalet Bakanlığınca gönderilen Nurettin ATEŞ’in felçli olduğunun; Şirin AYDIN’ın vücudunun sol tarafını kullanamadığının ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığının; Fehmi AKAR’ın istemsiz hareketler yaptığının ve desteksiz ayakta duramadığının; Güler ZERE’nin ise kanser olduğunun hastaneler ve Adlî Tıp Kurumu 3 üncü Adlî Tıp İhtisas Kurulu tarafından tespit edilmesini ve bu Kurumlarca düzenlenen raporlarda belirtilen ayrıntılı tıbbi bulguları dikkate alarak, Anayasanın 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde sözü edilen “sürekli hastalık” sebebi ile ilgililerin kalan cezalarını, söz konusu madde uyarınca kaldırmışlardır." Denildi.

Güler zere’yi iyileştiremedik. İstediği yaşama arzuladığı hayata kavuşturamadık belki ama konuya olan duyarlılık konusunda üzerimize düşen görevi gerçekleştirdik. Haklı olan, vicdani olan, insani olan taleplerimizi en üst makama ilettik. Bütün engellemelere rağmen ses Çankayaya ulaştı ve sayın cumhurbaşkanı “iyi bir şey yaptı” tamamını olmasa bile şimdilik dört tutsağı affetti. Bu tutsaklar ölürken özgür ölecekler. Ölümlerini engelleyemedik, buna gücümüz de yetmez ama demir parmaklıklar arkasında ölmelerinin önüne geçtiğimiz için vicdanen biraz olsun rahatladık. Rahatladığımız başka bir konu daha var elbet o da haklı olduğumuz talep karşısında cumhurun başı tarafından onaylanmış olmamız.