Türkiyelilik kavramı, bazı kesimler tarafından itiraz gören bir kavram olsa da benimseyip savunduğumuz bir kavramdır. Bu bakış açısı genelde bütün vatandaşlara kazandırdığı için de arkasında durmaya devam ettiğimiz bir fikirdir.

Türkiyelilik, aynı zamanda birlik ve beraberlik içerisinde bir yaşamı da ifade eder. Sadece bugünkü sınırlar içerisinde değil Misakı milli diye tanımlanan sınırlar içerisinde de bir fiili ve gönül birlikteliğini ifade eden bir kavramdır.

Lakin bu kavramı sadece kendinden olanlara bir aidiyet kabul eden anlayışların da kabul görmeyeceğini hatırlatmak gerekiyor.

Lafı açıldığında vatan, millet, Sakarya edebiyatları ile mangalda kül bırakmayanların icraatlarına bakıldığında söylem ile icra arasında dağlar kadar fark görünmektedir.

Bu nedenle birlik ve beraberlikten söz edenlerin icraatları ile bunu göstermesi gerektiğine inananlardanız.

Türkiyelilik, birlik kavramlarının ancak adil bir düzenin kurulması, eşitlik temelinde bir yaklaşımın sağlanması, herkesin hak ve hukukunun tanınması ile sağlanabileceğini kabul etmek gerekiyor.

İnkâr ve imha anlayışları ile güç ve kudret ile sindirme çabaları ile birlik ve beraberlik sağlamaya çalışanların anlayışları bellidir.

 “Taş üstünde taş baş üstünde baş” bırakmayın anlayışı ile ne Türkiyelilik kavramının nede birlik ve bebaraberliğin sağlanamayacağını bilmek gerekiyor.

Kendi kişisel ve ideolojik fikirlerini, partisel ve sınıflar çıkarlarını, dünya felsefelerini ülke vatandaşlarının kutsal değerleri arkasına gizleyerek amaçlarına ulaşmaya çalışanların birlik ve beraberlik yerine yurttaşlar arasına nifak tohumları attıklarını görmeyen yoktur.

Herkesin kendini ve fikirlerini meşrulaştırmak ve vatandaşlara kabul ettirmek için çaba içerisinde olması doğal ve demokrasinin bir gereğidir. Lakin bunu yapanların, ellerinde güç bulunduranların bunları gerçekleştirirken vatandaşların birlik ve beraberliklerini, birlikte yaşama, tarihsel ortaklığa, ortak inanç ve değer yargılarına yönelik saldırılarda bulunmamaları gerekiyor.

Herkesin ülke çıkarını bir bütün olarak vatandaşların çıkarlarını kendi şahsi ve partisel çıkarlarının üzerinde görmesi ve göstermesi gerekir ki ülke selamete çıksın.

Gelelim neden bunları neden tekrar hatırlatmaya çalıştığımıza. Liderler öylesine bir rekabet ve çatışma içerisine girdiler ki artık kimsenin gözü kimseyi görmüyor, kimse ne dediğinin söylediği sözün nereye vardığının da farkında değil. Karşılıklı saldırılar cephe savaşına dönüşmüş durumda. Böyle bir anlayış ile böyle bir yaklaşım ile ülkeyi sağlıklı yönetmek, demokrasiyi korumak, adaleti sağlamak, birlikteliği sürdürmek ne yazık ki artık sanıldığı kadar kolay değil.

Üstelik öyle görünüyor ki bu gerginlik içerisinde ülke seçime de götürülmek isteniyor. Liderlerin, hükümetin, muhalefetin gittiği yol bunu göstermektedir. Cumhurbaşkanı, başbakan, ana muhalefet lideri, diğer muhalefet liderleri her gün halkın karşısına çıkıp konuşmalar yapıyor. Bu konuşmalarda uzlaşmaya, sorunları birlikte çözmeye yönelik tek olumlu bir söylem gören var mı?

Herkesin kendi söylemini kutsallaştırdığı bir ortamda ülke selamete nasıl erdirilecek?

Hükümet farkında veya değil ama PKK ile mücadele adı altında ardık Kürtlerle mücadele eden bir algının içine girmiş bulunuyor. Bunun somut göstergesini MHP’nin açıklamalarında ve yaklaşımında görmek gerekiyor. Her gün ölüm haberlerinin geldiği bir ortamda söylemlerin bu kadar sertleşmesini de yadırgamamak gerektiğini söyleyenler olabilir lakin unutulmamalıdır ki öte tarafta acılarını söyleme imkânından yoksun olanlar da var!

İktidar kanadı bölgemizdeki çatışmalı ortamı devlet egemenliğinin sağlanması amacı ile yapılan operasyonlar olarak gösteriyor. Hiçbir ülkenin kendi toprakları içinde silahlı güçlerin bulunmasına müsaade etmeyeceğini belirtiyor.  Bu uluslar arası hukuk bağlamında doğru bir yaklaşım lakin bu sorunun bu hale gelmesine neden olan durumun neden silahsız bir şekilde çözüme kavuşturulmadığı gerçeği de ortada durmuyor mu?

Kürt sorunu gibi etnik sorun yaşayan ülke yeryüzünde sadece bizim ülkemiz olan Türkiye değil elbet. Diğer ülkelerde sorunlar silah dışındaki seçenekler ile çözülmüş ise bizim de bunu çözme imkânımız var. Lakin çözümü alıp buzdolabına koyduğumuz günden bu yana ülkemizde oluk oluk kan akmaktadır. Ülkede uluslar arası bir savaşta verilen kayıplar kadar kayıplar yaşanmaktadır. Gün yok ki bir köşede bombalamalar ve saldırılar olmasın. Gün yok ki bu ülkede vatandaş kanı akmasın. Peki, bu durum bu ülke insanlarına reva mı?

Bu mesele gerçekten çözümü mümkün olmayan bir meselemidir?

Yoksa kişisel ihtiraslara bir ülkenin kurban edilmesinin filmini mi yaşıyoruz?

Ülke yönetiminde söz ve karar sahibi olanlara vatandaş olarak tekrar hatırlatalım. Ortaya koymuş olduğunuz tavır ve söylemler gerginlikten başka bir şey yaratmıyor. Çıkan gerginlik ise ülkeye yarar yerine zarar veriyor. Çünkü ülke vatandaşlarını kutuplaştırıyorsunuz ve karşı karşıya getiriyorsunuz. Bu ülkenin yurttaşları kim daha fazla vatanperver diye birbirini vurmak zorunda değil! Bu ülke vatandaşları sorunlarını silahlı çatışmalarla çözmek zorunda da değil. Sizin göreviniz sorunları insanları yaşatarak çözmektir. Her kim Kürt ve Türk halklarını seviyor ve savunuyorsa onları yaşatarak birlikte bir yaşam sürmelerini sağlayarak korumak ve kollamak durumunda olmalı. Kürt ve Türkleri vuruşturarak, birbirine öldürterek birlik ve beraberliği sağlamayı ummanlar bu ülkeye de bu yurttaşlara da iyilik yapmıyor.

Bugünkü konjektörel durumda adım atanların yarın pişman olmamaları için bin kez düşünüp bir kez söylemelerinde fayda var. Adımların buna göre atılmasında fayda var.