Batman’ın henüz kasaba bile olmadığı 1950’li yılların başında İluh Tepebaşı’nın karşı yakasındaki 100-150 evden oluşan tek ve iki katlı kerpiç yapılar vardı. Konak denilen 2 katlı kerpiç evlerde oturanlar ekonomik olarak iyi durumda olan ailelerdi…

70 yıl önce İluh’un devamı olan eski Çarşı Mahallesi’nin manzarasını bugüne taşınması için fotoğrafta ölümsüzleştiren kişi, Batman Rafinerisi’ni kuran Parsons Şirketi’nin uzman yetkilisi olan ve rafinerinin kurulumunda büyük performans gösteren Endüstri Mühendisi Ahmet Neyzi idi. O fotoğraf aslında bu şehirde yaşamın olduğu ilk bölgeyi de gözler önüne seriyor...

SOKAKTA BİR O KALDI

Bugün sizlerle paylaştığımız bu fotoğraf karesinde kuşağımızın yakından tanıdığı ‘Müniro’ lakaplı 68 yaşındaki Münir Tunç.

Aile kökeni Midyatlı olsa da o, Batman’ın Çarşı Mahallesi’nin 703. sokağında doğup büyümüş.

Çocuk yaşta babasını ve annesini kaybetmiş.

Amcası ‘Şexo Merre’ lakaplı Şehmus Tunç’un yanında diğer çocukları gibi büyüttüğü Müniro’nun tüm yakınları o sokağı terk edeli yıllar olmuş.

Ama o, baba ve annesinin ayak izlerinin olduğu sokağı nedense terk etmiyor…

Çarşı’nın en eski sokaklarından sayılan o güzergahtan geçerken, Müniro ile karşılaştık.

Oturduğu iskemleden güçlükle kalkabildi.

Oysa bir zamanlar Batman kent merkezinde ne kadar sokak köpeği varsa arkasına aldığı Müniro’ya yan bakılamazdı.

Bir işaretle kendi halindeki sokak köpekleri karşısındakinin üzerine çuvallanırdı.

Çarşı’nın o eski sokağında tanınan aileler oradan göçeli yıllar olmuş.

Münir Tunç, oturduğu evin bitişiğindeki amcasına ait muhtar merhum Şehmus Tunç’un evini gösteriyordu bize.

İki katlı evde in cin top oynuyordu.

Karşısındaki ev de Özcan Işık Hoca’nın iki katlı eviydi.

O ev de yıkılmaya yüz tutmuştu.

İskemle üzerinde oturan Müniro düşünceliydi.

Konuşacak halde değildi.

Sokak, o eski sokak değildi artık.

Tek tük yayanın geçtiği o sokaktan geçenleri süzen Müniro;

“Bir ben kaldım bu sokakta. Sokağın yarısı boş, kalanları da tanımıyorum.” diyordu.

Yaklaşık yarım kilometre uzunluğundaki o eski sokağın ruhu yoktu artık.

Geride viraneye dönüşmüş yitik binalar kalmıştı.

O sokaktan ayrılırken, iskemlede oturmaya devam eden Müniro’nun bir sözü belleğimizde yer edinmişti;

“Bir zamanlar bu sokak hayattı.”

O, BİZİM SEMBOLÜMÜZ

Her şehirde her zaman bazı kişiler, farklı durum veya konumlarıyla kendiliğinden o şehrin sembolü haline geliyor.

Batman’da sayısı çok fazla olan sembol insanımız vardır.

Müniro, içinde taşıdığı yüksek insan sıcaklığıyla herkesin sevdiği bir semboldür.

Bizce Müniro’nun en önemli özelliği, içindeki iyi insan özelliğidir.

Eğer ki o özelliği taşımıyor olsaydı hiçbir köpek yanına yaklaşmazdı.

Kaldı ki Münir’in peşine onlarca köpek takılırdı.

Hayvanlar iyi bir kalbi olmayan hiçbir insana yanaşmaz.

İşte arkasındaki o köpekler bize Müniro’nun kalp büyüklüğünü gösterdi.

Gençliğinde kimse onun Hollywood starı Nick Nolte’a benzerliğini bilmezdi, sonraları bu benzerliği gördüğümüzde şaşırmıştık.

Sen çok yaşa bizim güzel sembolümüz.

Sen çok yaşa Müniro (Münir diye yazmamamızın nedeni Müniro onun lakaplaşmış ismi olduğu içindir. Onun adına saygımızın sonsuz olduğunun bilinmesini isteriz.)

GENÇLER DERT KÜPÜ

Batman 1. Cadde’nin eski esnaflarından, yaklaşık yarım asırdır kahvecilik yapan Cuma Sığak’ın kahvesindeydik.

Bir grup gencin masasına konuk olduk.

Onlar anlatmaya başladı, biz de hem not tuttuk hem de sohbete katıldık.

Bazı gençler “Biz gelecekten ne bekleyebiliriz ki?” gibi benzer birkaç soru sordu ama cevabını da onlar verdi bir yerde.

5-6 genç de üniversiteyi yeni bitirmişti.

Batman, ‘petrolün başkenti’ diye daha önce üniversite bünyesinde olan ve şimdilerde kapanan petrolcülük bölümünü tamamlamışlar ama kafalarındaki ideal çalışma ortamını bulamayınca özel sektörde çalışmayı uygun görmüşler.

Son yıllarda TPAO petrol arama şirketi TPİC’te özellikle düzensiz çalışma koşulları ve emeklerinin karşılığını alamama gibi problemlerle karşı karşıya kaldıklarını söylüyorlardı.

Oysa 1990’lı yıllara kadar TPAO’da çalışmak bir ayrıcalıktı.

Bu şehirde yaşayan herkesin gönlünde TPAO’da çalışmak vardı.

Ama şimdi değil…

Zaman zaman Petrol-İş Sendikası yöneticileri, petrol emekçilerinin emeklerinin karşılıklarını alamadıklarını söylüyorlar.

Kamu, kurum ve kuruluşlar arasında belki de kök maaşları en düşük olan kuruluş TPAO’dur.

Önceki gün Petrol-İş Sendikası Batman Şube Başkanı Lokman Akkuş ile sendika önünde karşılaştık.

O da sitem doluydu;

“Ağabey, yıllardır gazetecilik yapıyorsunuz ve petrol emekçilerinin sorunlarına en yakın gazetecilerimizden birisiniz. Toplu İş Sözleşmesi bir süre önce imzalandı ama bize TPAO’nun Genel Müdürlüğü’nün üst düzey yetkilileri, kök ücretlerinin yeniden düzenleneceği konusunda söz verdiler fakat ortada bir şey yok. Ne TPAO ne de TPİC emekçileri emeklerinin karşılığını alamıyor.”

TPAO’dan ve TPİC’ten ayrılan, sondajcılık faaliyetlerinde iyi eğitim almış ve deneyim sahibi olmuş; gerek emekli gerekse de gençler özel petrol firmalarında dolgun ücretlerle iş buluyor, çalışıyor.

30-35 yıl önce petrolcülüğün lokomotifi olan TPAO’da çalışan, katbekat emeğinin karşılığını alıyordu; şimdi emekçi de sendikacı da aynı konuda şikâyetçi.

Hâlen petrol sektöründe çalışma şansını yakalayan petrol emekçileri, ücretlerin gözden geçirilmesini istiyor.

Bir zamanlar gençlerimizin umut bağladıkları TPAO ve TPİC’teki düşük maaşlar ve emeklerinin karşılığını alamayan gençler bir hayli dertli.

Özetle, eğitimli bireyler bile günümüzde vasıfsız işlerde bile iş bulamıyor.

Bu da geleceğimiz olan gençlerin umudunu kırıyor ve çaresizliğe itiyor.

Genç kuşak, önceki dönemlerdeki refah dönemlerini hiç deneyimlememiş ve bilmedikleri için hayallerinde bile canlandıramıyorlar.

Geleceğimizin kararmaması için, gençlerin önünü aydınlatalım.