Çocukluğumuzda depremin nasıl gerçekleştiğini sorduğumuzda ebeveynlerimiz bize ilginç bir açıklama yaparlardı. Hikaye şöyleydi;” Dinya li ser kuloçê gamasî ye. Gava ku Gamasî diweste Dinyayê ji ser kuloçekî xwe daveje ser yen din. Wê gavê erdlerz çedibe.” Yani tahminen Kürtçe olduğunu düşündüğüm bu anlatılan dilin Türkçesi şöyledir; “Dünya öküzün boynuzu üzerinde durmaktadır. Öküz yorulup dünyayı bir boynuzdan diğerine aktarınca deprem olmaktadır”
Bu düşünce tarzı aynı zaman da dünyanın sabit güneş ve diğer yıldız ve gezegenlerin dünyanın etrafında dolandığını kabul eden bir mantığın da ürünüdür.
Dünyayı merkez sayan bu anlayışa karşı Galile, dünya güneşin etrafında dönüyor dediğinde de kendisine gösterilen giyotinin keskin ucu olmamış mıydı?
Ancak bütün olup bitene rağmen dünyanın döndüğünü kabul etmek gerçeği ile karşı karşı kaldı sabit fikirli iktidarlar.
Sorunlar, gerçekler, olgular gerçeklikleri ile kabul edilip yüzleştirilmedikçe ilerleme olmaz. İlerleme durdurulamayacağına göre de sabit fikirlerde direnip kalmak zaman kaybından başka bir şey ifade etmez.
Dünyayı durduramaz. Sabitleştiremez ve merkezleştiremezsiniz! Bunu artık kavramının zamanı gelmiştir.
Sabit ve merkezci mantık bize, ülkemize, insanlarımıza ve etrafımıza da kaybettiriyor. Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Yaza yaza artık kendi yazdıklarımızdan utanır olduk ama hala anlatamadık anlattıklarımızı kavratamadık. Sorun bizden mi kaynaklanıyor yoksa karşımızda bizim adımıza bizi yönetenlerde mi problem var?
Bir sorun ile karşılaşıldığında belli bir ilkeselliğe bağlı kalarak yaklaşım gösterirsiniz. Ancak yanlışta ısrar inkârda ısrardır. İnkâr etmek bütün ideoloji ve inançlarda kabul görmeyen bir anlayıştır.
“Yer yüzünde insan yaşamından daha kıymetli bir şey yoktur” anlayışında olan insanlar olarak inkâr ve imha mantığını kabul etmemiz mümkün müdür?
Var olan bir şeyi bile bile yokluğa götürmek yok saymak mümkün müdür?
Evet, belki savunu mantığını kabul etmediğimiz, yöntemlerini kabul etmediğimiz, ideolojisine katılmadığımız yaklaşım tarzları ile karşılaşabiliriz ancak bu var olanı inkâr etmeyi gerektirmiyor. Aksine daha sağlam gerekçelerle ve daha doğru yaklaşım mantığının ne olduğunu ortaya koyarak sorunun üzerine gitmek ve çözüme katkı sunmak gerekiyor. Bunu yapamadığınız gibi yanlışta ısrar ederek, var olanı yok sayarak, yanlış üzerine yanlış yaparak ülke idare etmek, halkın refahını sağlamak mümkün değildir.
Tek başına iktidar olmak, en yüksek oyu almak, padişahlar gibi fermanlar dizmek yapılanın doğru olduğunu göstermez.
Yanlışta ısrarın doğurduğu bir sonuçta uygulamadaki çelişkilerdir. Bizler bunu en açık örnekleri ile Kürt dili konusundaki talep ve retlerdeki çelişkilerde görmekteyiz.
Daha düne kadar batı Trakya’daki çalışmalarda Türk kökenli insanlara çocuklarınıza Türkçe öğretin, gelenek ve göreneklerinizi sürdürün. Türkçe isimler neden yasaklanıyor? Anadil de eğitim ve öğretim haktır diyen bir ülkenin kendi ülkesinde Kürtçe yayın yapan resmi kanalları, Kürtçe yayın yapan yayın organları bulunduğu halde hala mahkemelerinde “bilinmeyen dil” “Kürtçe olduğu tahmin edilen bir dil” tanımlaması ile karşımıza çıkmasını nasıl yorumlamalıyız?
Batı Trakyada, Çin steplerinde, Kıbrısta, Azerbaycanda, Kafkaslarda soydaşlık naraları atıp kendi ülkesindeki vatandaşının dilini öğrenemeyen veya öğrenilmesine katkı sunmayan bir anlayışı hangi ideolojinin ürünü olarak kabul edeceğimize karar vermekte gerçekten zorlanıyoruz.
Liberalizim mi?
Sosyalızim mi?
İslam mı?
Ataizim mi?
Milliyetçilik mi?
Dünyayı merkezleştirmek ve sabitleştirmek mümkün değildir. İsteseniz de istemeseniz de dünya dönüyor. Giyotinin keskin ucu bu gerçeği inkâr etmeye yetmez
Next