Albert Einstein; “Bir ön yargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha zordur.”der. Ülkemizde insan hakları mücadelesini belirlenmiş olan uluslar arası ilkeler ve normlar çerçevesinde yürütmek ise atomu parçalamaktan ziyade önyargıyı ortadan kaldırmaktan da zor’dur.
İnsan hakları savunucuları gözlemledikleri olay ve olguları objektif ve insan hakları ilkeleri doğrultusunda değerlendirmek zorundadırlar. Bu nedenle de nesnel gerçeklik neyse onu göre davranırlar. Amaçlanan hedef neyse ona yönelik atılan adımları değerlendirirler.
Bireyi devlete karşı koruma güdüsü ile hareket ederken, güçsüzü haksızlığa uğraması durumunda kollarken, herkesten ziyade kendinden fedakârlık bekler ve verir. Militanik bir gösterinin derdine düşmez. Fedakârca haksızlığın karşısında durmaya çalışır, bunu yaparken de kimseden icazet ve alkış beklemez.
İnsanı rahatsız edecek en ufak bir hareket yerine diyalogu sonuna kadar sürdürmeyi temel araç olarak kabul eder. Bu nedenle de etik ve insanı olarak amaca giden yolda mücadele edenin yanında yer alır. Çatışma yerine uzlaşıyı, haksızlık yerine adaleti, yasadan ziyade atik olanı temel almaya özen gösterir.
Demokratik hakları talep etmek, taleplerini basın açıklamaları, gösteriler ve yürüyüşlerle kamuoyuyla paylaşmak, haksızlık karşısında tepkisini ortaya koymak herkesin ve kesimin temel hakkıdır. Bu hak kullanılırken başka bir hakkın ihlaline neden olmaktan da kaçınmak gerektiğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Yasal zeminde bir yürüyüş ve basın açıklaması için bu işin örgütlemesini yapanların yasal veya fiili çalışmalarını iyi organize etmeleri gerekmektedir. Bu tür etkinliklerde bulunan sorumluluk sahibi her bireyin kendi gücü oranında sorumluluk alması gerektiği aşikârdır.
Yapılması gerekeni yapmadaki kararlılık kadar yapılamayacak olanı da açıkça ortaya koyup ona göre kitleyi hareket ettirmek gerekmektedir. Yasal olanaklar sonunu kadar zorlandığı halde yeterli sonuca ulaşılamamışsa ve buna rağmen eylem ve etkinlikte bulunulacaksa bütün hazırlıklar buna göre yapılmalı ve yönlendirme bu şekilde organize edilmelidir.
Yasal yürüyüş ve etkinliklerde olduğu gibi izin gereksinimi duyulmayan eylem ve etkinliklerin nasıl olması gerektiği de artık bu coğrafyanın pratiklerinden öğrenilmiş olması gerekir.
Binlerce insanı alana yönlendirdikten sonra kitleyi saatlerce alınmayacağı belli olan izinler sebebiyle beklemeye almak, ayağındaki terlikle korteje katılan bayanların polis panzerlerini geçemeyeceğini hesaplayamamak, müdahale durumunda defalarca sorun yaşandığı ve kaçış veya çekilme için yer bulunmayan alanda kitleyi toplayıp yürüyüşte ısrar edip sonrada yürüyememek başarılı bir organizasyon sayılmaz sanırız.
13 Ocaktaki eylemde büyük olayların çıkmaması, insanların yaşamlarına bile neden olabilecek olayların gelişmemesi, atılan Molotof ve taşlara rağmen son ana kadar çatışmanın ortaya çıkmamasında bazı yöneticilerin sağduyusunun ve polisin soğukkanlılığının etkisi göz ardı edilemez diye düşünüyoruz.
“Kimse bize karışmasın, pazarlık söz konusu değildir, yürüyeceğiz” deyip arkasındaki kitleye müdahale edilip kitle dağıtıldıktan sonra “az kaldık o zaman yürümemizi engellemeyin” diyen anlayışla kitle eylemini yönlendirme çabası göstermek bize özgü olsa gerek.
Daha evvelki pratiklerden de yola çıkarak basın açıklamasını kitlenin durduğu yerde okumak ve ardından etkinliği bitirmek sonuçları itibariyle yaşanılanlardan daha sağlıklı olup olamayacağı herkes tarafından tartışılması gereken bir durumdur.
Liderlik olup biteni iyi ve zamanında okumasını bilmeyi gerektirir. Eleştirileri dikkate alıp kendini geliştirenler her zaman kazançlı çıkmışlardır. Kendini farklı görenlerin farklılıkla karşılaştıklarında kusura bakmamaları gerekir. 13.01.2011
Next