"Hayatımızdaki gölgelerin çoğu, kendi güneşimizin önünde durmamızdan oluşur."
Ralph Waldo Emerson
KCK’nin Haziran seçimlerine kadar sürdüreceğini ilan ettiği çatışmasızlık kararı hassas bir sürecin eşiğinde bulunuyor. Bu konu ile ilgili olarak kararı verenler değişiklik tavırlarını belirlemeden önce kritik birkaç görüşme ve toplantının yapıldığını belirtmek gerekmektedir.
Geçen hafta içindeki gelişmelerden birisi bana göre dikkatten kaçmayan bir gelişme olarak not edilmelidir. BDP grubunun üyesi olan Sayın Ufuk Uras TRT 6 ‘da yayımlanan rojev programının konuğu olarak kendisine sorulan sorulara cevaplar verdi. Bu programda öğrendik ki başbakan ve dolayısıyla hükümetle bir görüşme gerçekleşmiş. İkinci önemli nokta ise görüşme ve programın ufuk uras kişiliğinde gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Bu gelişmenin ardından KCD geçen hafta sonu Diyarbakır’da sürecin hassasiyetini gündemine aldığı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda yapılan görüşmeler neticesinde katılımcı STK’lar adına basına yansıyan haberlerden anlaşılan KCK’ye çatışmasızlık süresinin uzatılması için bir çağrının yapılmayacağı yönündeydi.
Yine geçen hafta sonu Batmanda düzenlenen güvenlik toplantısına içişleri Bakanı Atalay başkanlık ederek bölgede izlenecek güvenlik politikasının son rötuşları yapıldı. Bu toplantıya da devlet bürokrasisinin temsilcileri katıldılar.
Yani özetlemek gerekirse bölgenin sivil inisiyatifi ve Kürt kolektifleri Diyarbakır’da izlenecek politikayı belirlemeye çalışırken devlet kanadı da Batmanda valiler, Emniyet Müdürleri, Mit ve komutanlarla bu süreçte izlenecek politikaları belirlemeye çalıştı.
Ancak asıl önemli olan her iki taraftan çıkan kararların karşılaştırılması ve bundan olumlu bir sonucun çıkarılmasıdır.
Çatışmasızlık kararının bozulması durumunda bundan sorumlu olan hükümettir demek sorunu ortadan kaldırmadığı gibi kimsenin sorumluluğunu da ortadan kaldırmamaktadır. Barışa giden yolda bütün kesimlerin ilk günkü kararlılıkla süreci takip etmesinde ve barışta diretmesinde büyük fayda görmekteyiz.
Hükümet ve devlet kanadına gelince onlara da söylenecek bir çift söz var elbette. Bölgede bulunan sivil unsurların tamamı barıştan yana tavır koymuş ve bu kararlarını dayatmışken, silahların tekrar devreye girmemesi için toplantı üstüne toplantı yapıp bu kararlılıklarını ortaya çıkarmaya çabalarken astığım astık kestiğim kestik deyip kör dövüşüne devam etmenin akıl ve mantıkla bir bağının olamayacağını da belirtmek gerekmektedir.
Türkiye’deki Kürt sorunu ve silahlı çatışma meselesi iktidarın en güçlü adayı olmak bir yana iktidarın kendisi olmakla bile çözülemezken seçim bahanesi ile süreci sekteye uğratmaya göz yummak ortaya çıkacak vebalın sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmektedir.
Şunu açıkça görmek gerekmektedir ki KCK için BDP’nin meclise girip girmemesi konusu öyle sanıldığı kadar büyük bir hassasiyet meselesi değildir. Hele hele seçime bağımsız olarak girme kararından sonra bölgede neredeyse seçim sonuçları belli olmuşken seçime yönelik gerginliği tırmandırmanın bir anlamı yoktur. AKP de çok iyi bilmektedir ki bu durumda meclise girecek olan Kürt temsilcisi milletvekillerinin sayısı 20-30 arasında iken diğer milletvekillerini kendisi kapacaktır. Zaten barajı düşürmemesinin ana nedeni de budur. Barajın makul sayılacak bir orana düşürülmesi durumunda ki bu oran %5-7 oranları olabilirdi meclise taşıdığı ve övündüğü 75 milletvekilinin en az 40-50 tanesi muhalefet sıralarındaki yerini BDP çatışı altında alacaktı. Oysa BDP’nin 70-75 milletvekili ile temsil edildiği bir meclisten daha sağlıklı kararlar çıkarmak mümkün olabilirdi. Görüldüğü gibi parti menfaati bu durumda ülke sorunlarının çözülmesi menfaati karşısında ön plana çıkarılmıştır.
Bütün bunlara rağmen asıl sorun bunlar değil Öcalan ile sürdürülen görüşmelerdeki tıkanıklıktan kaynaklanmaktadır. Çünkü çatışmasızlık sürecinin bitmesi tartışmaları Öcalan’ın “marta kadar bir adım atılmazsa” çekilirim belirlemesinden sonra başladı.
Bu durumda mesele devlet mekanizması ile İmralı arasındaki ilişkilere endeksli bulunmaktadır. Orada işlerin iyi gitmesi durumunda ne baraj meselesi ne de parlamentoya milletvekili gönderilip gönderilmeme meselesi can alıcı nokta olmayacaktır.
İşler İmralıda tıkanırsa toplumsal taleplerin bir noktadan sonra işe yarayamayacağını da herkesin bilmesinde fayda bulunmaktadır.
Zaten şu anda ima edilen siz istediniz talebinize olumlu cevap verdik bundan sonra adım atılmazsa siz de artık talepte bulunacak yüz bulamazsınız gerçeğidir.
Dileriz devlet mekanizması Diyarbakır ve Batman toplantılarından sonra sürecin önünü açacak doğru kararı verir.
Next