Geçen hafta yazdığımız bir yazıda Konuşmak kurşun atmaktan daha mı zor diye sormuştuk bizi idare edenlere. Konuşmanın çok da zor olmadığını yazı yayınlanmadan öğrenmiş olduk.
Yüce Meclis çatısı altında milletvekili sıfatı ile bulunan ve hükümette bakanlık yapmış zat yani Kürşat Tüzmen öyle bir laf ettik ki tabiri caiz ise diyalogu berbat etti. Diyalog sürecini de.
Sayın Tüzmen böylesi bir hassas dönemini ortasında BDP Milletvekili Sayın Bengi Yıldız’ın bir konuşmasına olan kızgınlığını “Şerefsizlik” sözcülüğü ile açıklamaktan geri durmadı.
Bengi Yıldız bizim Milletvekilimiz yani Batman Milletvekili her ne kadar yasalar karşısında her milletvekili tüm Türkiye’yi temsil etmektedir denilse de pratikte herkesin seçildiği ilin milletvekili sıfatı taşıdığını da unutmamak gerekir.
Bu sözün cevabı Başbakan için verilen gensorunun Mecliste görüşülmesi sırasında gündeme geldi ve diyalog çağrısı yaptığımız milletvekillerimizin diyalogu nasıl sağladıklarını görmüş olduk. Sağ olun var olun! Yaşasın tüm vekillerimiz!
Mecliste ki kürsüde konuşan milletvekillerini görüşlerini açıklamada elbette mahsur bulunmamaktadır. O kürsü Türkiye’nin en serbest kürsüsü ve o kürsüden yapılan konuşmalardan dolayı kimse suçlanamaz. Ancak bu avantajın daha iyi kullanılması gerektiği de ortadadır.
Ülkeni şu anda yaşadığı ortam milletvekillerinin birbirini şerefsizlikle itham edecekleri, birbiriyle kavga edecek bir ortam olmadığını en başta Sayın Kürşat Tüzmen’in bilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İktidara mensup bir milletvekilinin bu sözlerinin BDP’lilerden önce partisinin yetkili organları veya yetkili kişileri tarafından düzeltilmeliydi ve ilgili kişi uyarılmalıydı. Ancak bu görünürde yok.
Türkiye’nin yaşadığı sorunları konuşması gereken, diyalog içinde olması gereken iki partisi varsa bu partiler şu anda mecliste diyalog yerine birbirleriyle kavga eden AKP ve BDP’dir.
Kürşat Tüzmen’e düşen görev ülkenin evlatlarının birer ikişer hayatlarını kaybettikleri bu gergin ortamı kızıştırmak değil yumuşatmaktır. Yumuşama ve diyalog ortamı da etrafa küfürler sallayarak gerçekleşmez.
Siz küfür ederseniz karşınızdaki de kalkar yaptığınız küfürü sandalye sayınızla çarpar ve iade eder. Hadi şimdi çıkın çıkabilirseniz bu çetrefilin içerisinden.
Yüzlerce gencimizin yaşamını kaybettiği bir ortamda ülke sorunlarını çözsünler diye meclise gönderdiğimiz Milletvekillerinin sorunlar konusunda diyalog kurup görüşeceklerine bir birlerini rencide eden sözlerle kavga etmelerini hoş karşılamak mümkün değildir.
Bu ülkede kimseni “şeref ölçer” olmadığını hepimiz iyi biliyoruz. Böyle bir kurum olsa bile bunun başına veya herhangi bir bölümüne Sayın Kürşat Tüzmen’in gelmeyeceği de aşikârdır.
Bu nedenle hatırlatmakta fayda gördüğümüz için tekrarlayalım. Ülke sorunlarını çözüm yolu diyalogdur. İletişimin sağlanmasıdır. Bir sorunu çözmek istiyorsa insanlar birbirini dinlemek zorundadır. Kalabalık içerisinde birbirini dinleyemeyenlerin sorunları çözmeleri zorlaşır.
Sorunun bilek güreşi ile çözümlenemeyeceği bu ülkenin mürekkep yalamış bütün kesimleri tarafından dile getirilmektedir. Sorunu çözümü konusunda aydınların bu kadar doğru tespitleri açıkça ortaya koyduğu başka bir dönem olmamıştır diye düşünüyorum.
Prof ünvanı almış ancak kendi alanı dâhil hiçbir alanda doğru tespitleri ortaya koyamamış olanlarını bir kenara bırakırsak aklıselim her insan artık ülkenin temel sorunu olan Kürt meselesinin demokratik yöntem ve kuralları çerçevesinde çözümlenmesi konusunda hemfikirdir.
Sınır sözcüğünü öcü olarak görenlere de diyeceğimiz var elbette. Sınırların değişikliğini doğru temelde gerçekleştirirseniz elbette sorun yok. Hatta bana sorarsanız Lozan antlaşmasındaki misakı milli sınırlarına kadar bir düzeltme yapabilirsiniz ancak bu düzeltme güvenlik kaygılarından değil sorunun çözümünden yana bir mantıkla gerçekleştirilirse. Aksi durumda birkaç kilometrelik bir içeri ya da dışarı kayma bir şey değiştirmez. Şu anda hat olarak düşünülen mıntıka da Türkiye’ye ait beş bine yakın askeri güç bulunmuyor mu? Bu güç oradaki sorunları çözebiliyor mu? Ya da o gücün orada tutulması neye hizmet etmektedir?
Sorunlarımıza artık devekuşu politikası ile bakmaktan kurtulmalıyız.
Sorunlarımız konuşarak çözmek için çaba sarf etmeliyiz.
Yakarak, yıkarak, öldürerek işin sonuçlanmayacağını bilmek zorundayız.
Next