10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle Batman valiliği İl İnsan Hakları Kurulu Başkanlığı tarafından Batman Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü salonunda bir konferans düzenlendi.
Konferansın konuk konuşmacısı Profesör Dr.Osman Can’dı. Can bilindiği gibi Anayasa profesörü olup akademik bir kişiliğe sahip.
Kalabalık bir izleyici topluluğunun izlediği konferansın içerik olarak dolu geçtiğini belirtmek gerekiyor.
Yaşadığımız coğrafyanın, bize son zamanlarda empoze edilen Avrupa demokrasi kültüründen daha zengin bir kökene sahip olduğunu örnekleri ile vurgulayan konuşmacı aynı zamanda insan hakları kavramına nasıl bakılması gerektiği konusunda da iyi bir yol göstericilik yaptı.
İnsan Hakları kavramının yazılanlardan ziyade pratikteki uygulamalarına bakılması gerektiği konusuna ısrarla vurgu yapan profesör Can bu konuda devlet otoritesinin ne durumda olduğuna dikkat etmek gerektiğini hatırlattı.
Devlet otoritesinin olduğu yerde insanların özgürlükleri konusunda sıkıntıların varlığına değinirken mahalledeki baskılar nedeniyle devletten yardım beklenirken devletin otoriter yapısına karşı yapılması gerekenlerin de farklılığına vurgu yaptı.
Devlet otoritesi olarak tanımlanan iktidar yapısının adaletin tecellisi için yasa çıkaramayacağını belirten Can; “yasa toplum tarafından belirlenir. Bunun uygulanması ise devletin görevidir iktidarın görevidir. Eğer yasayı kral, sultan, iktidardaki yönetici çıkarırsa toplum ile devlet arasında uçurum oluşur” vurgusu yaptı.
Yaşadığımız coğrafyada demokrasi için gerekli zeminin olmaması için dış güçlerin ellerinden geleni yaptığını hatırlatan konuşmacı bu nedenle bölgemizdeki ülkelerde hep diktatörlükler, otoriter yönetimler işbaşında bulunmaktadır belirlemesinde bulundu.
23 Nisan 1920 tarihinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin ülkenin en demokratik meclisi olduğunu vurgulayan Can, bu mecliste herkesin kendi dili.kimliği, giysisi ile kendisini temsil ettiğini ancak daha sonra yazılan anayasalar ile bu demokratik yapının bozulduğunu belirtti. Osmanlı döneminde bile daha demokratik bir yapıdan söz edilebileceğine yapılan vurgu ile de merkezi iktidar ve yapının demokrasiyi dışladığını hatırlattı.
Vatandaşın kendi kaderini ve yaşamını ilgilendiren konularda söz sahibi olması gerektiğini ancak böyle olursa demokrasiden ve insan haklarından söz edilebileceğinden söz eden konuşmacı ancak ülkemizde iktidar veya devlet otoritesi vatandaş hakkındaki kararı kendisinin verebileceğini başka şekildeki tavrın devlet otoritesine karşı çıkma olduğunu düşündüğünü vurguladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin vatandaşın haklarını korumak için devlete kafa tutacak yer olduğunu belirten Can ancak ne yazık ki geçmişte bu konunun çok yanlı örneklerinin bulunduğunu hatırlattı. 28 Şubat sürecinin akabinde yapılan milletvekili genel seçiminde, Fazilet Partisi milletvekili olarak meclise giren Merve Kavakçı, başörtüsü ile Meclis Genel Kuruluna gelip yemin etmek istediğinde, dönemin başbakanı Bülent Ecevit, kürsüden:"Türkiye Büyük Millet Meclisi, devlete kafa tutma yeri değildir, bu hanıma haddini bildirin! " meselesine hatırlatmada bulunarak böyle düşünen bir insanın başbakan olduğunu belirtti. Hatırlanacağı gibi aynı anlayış MHP tarafından da BDP’liler için kullanılmıştı.
Bir devlette demokrasinin ve insan haklarının durumunu öğrenmek için üç unsura bakmak gerektiğini belirten Profesör Can bunları ise şöyle sıraladı.
1- Karar alma yöntemi olarak merkezi bir sisteme mi dayanıyor? Yani yasalar, ülkenin ekonomik kaynakları gibi işlerin düzenlenmesi merkezden mi yapılıyor?
2- O ülkedeki otoriteyi sınırlandıran bir yapı var mı? Otorite tek elden mi yürütülüyor yoksa sınırlandırılan güçlerden söz edilebiliniyor mu?
3- Merkezi ve yerel yönetimlerde halkın katılımcılığı var mı?
Bu unsurların dikkatli bir şekilde değerlendirilmesinden de anlaşılacağı gibi demokratikleşme için epey zaman harcamamız gerekmektedir.
Ret ve inkar mantığından her ne kadar kurtulduğunu iddia eden bir iktidara sahip olsak bile uygulamalarda bunun tersi durumlarla karşı karşıya kaldığımızı belirtmemiz gerekiyor. Hala mecliste “Kürdistan” denilmesi bile kabul edilmezken demokrasiyi nasıl bir sindirme yöntemi ile kabullendireceğimizi öğrenmemiz gerekiyor.
“Milliyetçilik zehrinin aktığı yerde insan hakları kağıt üzerinde kalır” diyen Prof. Dr. Osman Can’a hak vermemek elde değil. Dileriz böyle bir mantıkla düşünen akademisyenlerimiz artar da hem siyaset kurumu hem de otorite sahipleri gerekli dersi alır ve ülkemizin demokratikleşmesi için kendilerini değiştirirler.
Next