Devlet öncelikle ceberut bir yapıyı ifade eder. Bir çok kolu olan ve her zerresini yasalarla koruma altına almış olan görünmeyen ama hayatı dizayn eden bir yapı. Şefkat yönleri kadar zorbalık yönleri bulunan bir yapı. Şefkatle, zorbalık yönlerinden hangisinin ağırlık taşıdığını ise yönetim tarzları belirliyor. Dev ordulara sahip, tank tüfek, uçak, firkateyn, denizaltı, füze, roket, mayın sahibi bir yapı. Kâğıt üzerindeki görevi vatandaşını koruyup korumak.
Çocuk; masumiyetin ifadesi. Güçsüz ve zayıf, korunmaya muhtaç. Ebeveynleri tarafından korunmadığından yaşamını bile idare edemeyen bir canlı. Yönlendirilmesi, korkutulması, yanlışa sapması kolay olan bir canlı. Adeta kurgulanmayı bekleyen bir robot.
Devletlerin muhatapları doğal olarak ancak devletler veya devlet ile baş edebilecek güçler olur. Çocuğun muhatabı ise bellidir. Bir atasözü “çocukla çocuk olma” der. Çünkü çocuğun yaptığı iş çoğunlukla anlık karar veya tepkiyle ortaya çıkan veya genelde sonucunu tahmin etmeden, düşünmeden yaptığıdır.
Çocuk bu ve benzeri nedenlerden dolayı hem Ulasal hukuklarda hem de uluslar arası hukuk açısından öncelikle korunmaya tabi tutulan kesimlerdendir. Uluslararası çocuk hakları sözleşmesi buna örnek gösterilebilir.
Çocukların işledikleri hatalar ve suçlardan dolayı yargılanmaları ve cezalarının infazı bile ayrı bir kategoriye tabidir.
Devlet ile çocuk ilişkisi çatışmadan ziyade koruma ve kollama üzerine kurgulanmıştır. Kurgulanması gerekir. Hukuk devletinin gereği budur.
Gelin görün ki bizde ne devlet mekanizması neden hukuk mekanizması söz konusu çocuk olunca yalpalamaya başlıyor. Çocuğun korunmasından birinci derecede sorumluluk sahibi olan devlet çocuğa karşı orantısız güç, ölümcül şiddet ve vurdumduymaz bir tavır sergilime örnekleri gösteriyor.
Bölgesel özellikler ve kişisel konumlar gerekçe gösterilerek çocukların cinsel tacize uğramaları görmezlikten geliniyor.
Devlet koruması altındaki yurtlarda ve bakın evlerinde bulunan çocukların mağduriyetleri gazete manşetlerine konu oluyor ama sorumluları bulunamıyor.
Bizzat devlet gücünü kullanan kolluk kuvvetlerinin içinde görevli insanlar tarafından çocuklar öldürülüyor ama sistem kendini koruma adına bu tür insanları korumayı görev biliyor.
Hükümet son olarak yaptığı yasal düzenlemelerle kendi çıkardığı yasayla içeri tıktığı çocukların bir bölümünü bırakarak bir makyaj yaptıysa da bunun Gerçekçi ve hukuku yetersizlikler içerdiğini kabul etmek gerekir.
Başbakanın “kadında olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır” açıklaması onlarca çocuğun ölmesine, binlercesinin cezaevlerine düşmesine neden oldu. Bir açıklama bile ceberut devlet içende barınan kişilerin ortalığa dağıtmasına yetti. Hemde kamu adına, devletin güvenliği adına, hukuki gerekçeler öne sürülerek.
Evet, verilen hukuki, siyasi ve sosyal mücadeleler sonucunda belki yanlış olan uygulamaların bir kısmını kısmi olarak düzelte bilme şansına sahip olabildik ama bunun yeterli olmadığı aşikârdır.
Devletin vatandaşına, çoluğuna, çocuğuna bakış tarzının değişmesi gerekir. Devlet döverek, söverek, içeri atarak, öldürerek yönetme tavrında ısrar ederse devletin adı da rejim biçimi de hukuksal durumu da tartışılır olur.
Bunun yolu da yapılan yanlışların saklanmasından ve korunmasından vazgeçmektir. Ceylan Önkol olayını bilmeyen yoktur. 12 yaşındaki bir kız çocuğu hayvanlarını otlatırken atılan bir havan mermisi ile parça parça edildi. Bu durum basında işlenmeye başlanınca devlet adına hareket ettiğini söyleyen güçler olayı hemen yönlendirmeye başladılar. Düzenledikleri sözüm ona bilirkişi raporları ile olayı yönlendirdiler. Havanı atandan ziyade orada bulunan havan mermisine neden yaklaşıldığı, tahra ile vurulup vurulmadığı konusuna ağırlık vermeye çalıştılar. Yavuz hırsız ev sahibini yakalar misali havanı atan değil de havan mermisi ile ölen Ceylan Önkol suçlu gösterilmeye çabalandı. Ama vicdanlar bunu kabul etmedi.
Açılan dava sonucunda adli tıptan gelen rapor gerçekleri su yüzüne çıkardı. Olay yerde duran patlayıcıya tahra ile vurmaktan değil atılan havan mermisinin patlamasından gerçekleşmişti.
12 yaşında parkta, gölgelikte dinlenip oyun oynaması gerekirken ailesinin geçim şartları nedeniyle hayvan otlatan ceylan Önkol, devletin güvenlik güçlerinin güvenliklerini tehlikeye sokacak gerekçesi ile araziye girdiği için devletin güvenlik güçleri içerisinde barınan kişiler tarafından öldürülmüştür.
Adli tıp raporu göstermiştir ki Ceylan Önkolu koruyup kollayamayan devlet, onu öldürerek kendisine tehdit olabilme ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Durum yargıdadır ve gereğini mutlaka yapacaktır. Bu tür olaylara neden olanlar devletin temsiliyetini sağlayan alanlarda barındıkça, devlet kurumları bu tiplerden temizlenmedikçe kâğıt üzerinde Demokratik hukuk devletiyiz dememizin imkânı var mı?
Next