8 Mart 2010 tarihinde Elazığ´da altı şiddetinde bir deprem meydana geldi ve 51 kişinin ölümüne, bir o kadar da kişinin yaralanmasına neden oldu. Bazı köyler de yerle bir edildi. Sarsıntı Batman ilimizde de his edildi. İnsanların uykuda oldukları sabah saat dört civarında evler içindekilerle beraber beşik gibi sarsılınca kimisi yatağından fırladı, uyanık olanlar da dışarı kaçmak için kapıya doğru koşmaya başladılar. Artçı sarsıntılarla korku ve endişe devam etti. Depremler meydana gelince, genelde maddi tedbirler üzerinde durulmaktadır. Birkaç güne kadar televizyon ve gazetelerde konu gündemde tutulmakta ve alınacak tedbirler üzerinde durulmaktadır. Düzce depreminden sonra maddi tedbirler biraz daha artırılarak inşaatların teknik projelere uygun yapılması, malzemeden çalanlar hakkında soruşturma açılması ve bir kısım müteahhitlerin tutuklanması neticesinde eskisine göre inşaattaki kalitenin biraz daha iyiye doğru gittiği his edilmektedir. Ancak daha iyi olması ve Japonya´nın standartlarına ulaşması için gayret sarf edilmeli ve denetimler arttırılmalıdır. Tekniğe uygun hazırlanan projelere göre hareket etmeyen ve malzemeden çalan müteahhitler, Allah katında suçlu olurlar ve meydana gelen zararlardan dolayı uhrevi sorumluluk altında olurlar. Bunlar depremlerin maddi tedbirleridir.

     Manevi tedbirlere gelince: Cenabı Allah, gördüğümüz ve göremediğimiz kâinat içindeki bütün varlıkları yoktan var etti. Bu düzen, belli bir süreye kadar devam eder. Sonra da bu düzen yok edilip ahiret düzeni başlayacak. Çünkü Kur´an´da buyrulur ki: Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O´ndan başka ilah yoktur. O´ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O´nundur ve O´na döndürüleceksiniz”.(Kasa:88)

      Deprem kıyametin küçücük kıvılcımları gibidir. Deprem, fay hatların içindeki gazların sıkışıp patlaması neticesinde belli bölgelerde sarsıntı ve yıkım meydana getirir. Kıyametteki deprem ise geneldir. Çünkü Kur´an´da buyrulur ki:

     “ O sarsıntı ile karşılaştığınız gün bütün çocuk emziren kadınlar memedeki çocuklarını bir yana bırakıverirler, bütün hamile kadınlar çocuklarını düşürürler, insanları sarhoş gibi görürsün, oysa sarhoş değildirler. Ama Allah´ın azabı ağırdır.”(Hac:2)  

    “Gök yarıldığı zaman, Yıldızlar saçıldığı zaman, Denizler patladığı zaman, Kabirlerin içi dışına çıktığı zaman, Herkes neyi öne, neyi geriye aldığını öğrenir.” (İnfitar:1-5)  

     “ O gün insanlar yayılmış pervane gibi olurlar. Dağlar atılmış renkli yün gibi olurlar.”(Karia:4-5)

       “İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.  "Kıyamet günü ne zaman?" diye sorar. İşte gözler kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneş ile ay bir araya getirildiği zaman,  O gün insan, “kaçacak yer neresi!” diyecektir." Hayır hayır! (Kaçıp) sığınılacak bir yer yoktur. O gün tek varılacak yer Rabbinin huzurudur.” (Kıyamet:3-12)

 

      Kıyametin varlığı hakkında daha nice ayetler ve hadisler vardır. Dünyada meydana gelen depremler için maddi tedbirlerle birlikte acaba ölüm ve kıymet depremleri hakkında ne kadar tedbir alabiliyoruz?  Yanlış veya doğru olarak ahiretin varlığına ve ölümden sonraki dirilişe inanan bir kimse, mutlaka deprem anında Allah! Allah! Demeye başlar. Ancak o andaki Allah demenin ne kadar faydalı olacağı meçhuldür. Çünkü Bir insan hayatta iken, iktidar ve yönetici iken, sıhhatli ve genç iken ömrünü Şirkte, isyanda, ibadetsizlikte fuhuşta, tefecilikte, zulümde, Kur´an ve İslama düşmanlıkta geçirmişse ve deprem anına kadar bu yanlışlarından vaz geçip tevbe etmemişse, deprem anındaki Allah demenin bir faydası olmaz. Çünkü Firavun da deniz dalgaları arasında bocalanırken “İsrail oğullarının inandıkları Rabb´e ben de inandım” dedi. Ancak imanı kabul edilmedi. Çünkü hayatı boyunca Allah´a karşı gelmiş ve Hz. Musa´nın davetine icabet etmemişti. İşte hayattan ümit kesildiği andaki tevbenin herhangi bir faydası olmaz. Çünkü aşağıdaki ayette Firavun´nun imanı hakkında buyrulur ki:

      “Şimdi mi aklın başına geldi? Daha önce Allah´a hep karşı gelmiş ve bozgunculardan biri olmuştun. "(Yunus:91)

       Dolayısıyla da başlarını örterek okumak ve Kur´an´ın hükümlerine göre yaşamını sürdürmek isteyen, Allah´ın verdiği ana dili ile okuyup vaz ve hutbesini vermeye çalışan ve kendi kimliği ile kendini ifade etmeyi arzulayana yapılan zulümden acele tevbe etmek gerekir. Yoksa deprem anındaki tevbenin herhangi bir faydası olmaz.                                                                                                                 Bu yüzden her zaman ölüme hazırlıklı olmalıyız. Depremde ölmeyenler bu dünyada ebedi mi kalacaklar? Herkes birkaç dakika, birkaç gün ve birkaç sene sonra tekrar ölecek ve O gün hiçbir torpil de geçerli olmaz. Hiç kimse diğer bir kimseye sahiplik de edemez. Çünkü Cenabı Allah buyurur ki: ““Kulakları sağır eden (kıyametin) gürültüsü duyulduğu zaman, o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.”  Bazı yüzler o gün parıl parıldır. Güleç ve sevinçlidir. Yine o gün bazı yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kap kara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirler ve günahkârlardır. (Abese: 33-42)

         Aşağıdaki ayette de Cenabı Allah uyarılara devam edip buyurur ki:  “Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana kitabım verilmeseydi, Şu hesabımı hiç görmemiş olsaydım! Keşke (ölüm işimi) bitirmiş olsaydı! Malım bana hiçbir fayda vermedi, Gücüm benden yok olup gitti. ( Bunun üzerine Cenabı Allah meleklere şu emri verir:) "Tutun onu, bağlayın onu, Sonra Cehennem´e sallayın onu. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu! Çünkü o Büyük Allah â inanmıyordu. Yoksulu doyurmaya önayak olmazdı." Bugün onun için candan bir dost yoktur. Ancak günahkârların yediği kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.” (Hakka:25-37)                                                                             Cenabı Allah´ın yukarıdaki uyarıları üzerinde durmamız gerekir. Allah´a bağlılık ve Kur´an´ın yolunda yürümekten başka hiç kimse bizi kurtaramaz. Onun için “Kalbim temizdir.” Gibi asılsız ve faydasız laflarla kendimizi aldatmamalıyız. Kalbi temiz olan küfürden, şirkten, zulüm ve günahlardan uzaklarda olur. Çünkü kalp temizliği diğer uzuvları da yönlendirir. El,dil, göz,beyin ve diğer uzuvlar İslam´ın mesaj ve adaletinden sapınca kalp de paslanır ve hakkı duyamaz duruma düşer. Onun için Kur´an ve Hz. Muhammed´in hayatını iyi okuyup araştırmalıyız ki dünyadaki kısmı sarsıntı veya kıyamet depremiyle karşılaştığımızda Firavun´nun durumuna düşmeyelim ve alnı açık, başı dik bir şekilde ahiret hayatındaki mutluluğu elde edebilelim. Allah´a emanet olun!