Demokratik parlamenter sistemin kalbi de beyni de meclistir. Meclis aynı zamanda yasama organı da olduğundan ülkenin gidişatının kurallarının belirlendiği yerdir. Dolayısı ile demokratik parlamenter sistemi diğer sistemlerden ayıran temel özelliklerinden biri olan değişimin milli irade eliyle veya temsiliyetiyle gerçekleştirilmesi de bu merkezden yönlendirilir ve gerçekleştirilir.
Demokratik parlamenter sistemde parlamentoya gidecek adaylar bir seçim süreci yaşarlar. Önce aday adaylıkları belirlenir ardından yapılan elemeler sonucunda adaylar belirlenir ve halkın güvendiği adaylar seçilip parlamenterlik ünvanı alınca halkı parlamentoda temsil eder. Uluslar arası kamuoyunun demokratik sistemleri kabul eden ülkelerinde ve bu ülkelerin oluşturdukları birliklerde belirlenen kurallara göre halkın seçtiği temsiliyetlerin başka yollarla engellenerek parlamentoya gitmemelerinin sağlanması etik ve doğru bulunmaz. Sosyalist enternasyonalin son toplantısında kabul ettiği karar da buna örnek gösterilebilir.
Ülke uzun bir süredir bir kriz yaşamaktadır. Bu krizin çözümü ise parlamenter demokratik sistemde yeni bir anayasa ile hak, adalet ve eşitlik ilkelerinin düzenlenmesi ile mümkün olabilecektir.22 Haziran seçimlerinden önce bütün siyasi partilerin ortak hedeflerinden bir tanesi de ülkenin 12 Eylül mantığı ile hazırlanmış olan anayasasının bir kenara bırakılarak yeni bir anayasanın hazırlanmasıydı.
Seçim propagandalarının tamamlanması sonucunda gidilen seçimlerden bütün kesimleri temsil edebilecek bir tablo ortaya çıktı. Yüksek katılımlı bir seçim ve yüksek temsiliyet sağlayan bir parlamento tablosu. Ancak gelin görün ki zamansız ve yersiz alınan kararlar neticesinde ne yazık ki büyük beklentilerin olduğu parlamento daha toplanmadan kriz ile karşı karşıya kaldı.
Burada üzerinde durmamız gereken temel konulardan biri yargının veya YSK’nın takındığı tavırdan ziyade seçilmiş olan siyasal parti veya bağımsız parlamenterlerin tavırlarıdır. Haksızlığa maruz kalanın kim olursa olsun savunulması ve haklarının korunması gerekmektedir. Dolayısıyla mahkûmiyet kararları olmadığı halde ve seçilme niteliklerini taşıdıkları halde seçime girmelerine imkân tanınan ancak seçildikten sonra değişik bir uygulama ile karşı karşıya bırakılan parlamenterlerin serbest bırakılması gerekmektedir. Bu çerçevede alınacak olan demokratik eylem ve etkinliklerin de hiçbir mahsuru bulunmamaktadır.
Ancak yapılacak etkinlikler ve alınacak kararların parlamenter demokratik sistemi sekteye uğratmayacak kararlar olmasına dikkat edilmesinde fayda olduğunu düşünmekteyiz.
Bu konudaki endişemiz parlamenter demokratik sistemin temelini oluşturan siyasal parti başkan ve sözcülerinin yaptıkları açıklamalardan kaynaklanmaktadır.
Bir ülkede haksızlık ve yanlışlıklar yapılmış ise bir ülkenin her hangi bir bölgesinde, yöresinde bir huzursuzluk ve rahatsızlık söz konusu ise ülke seçmenlerinin yarısının oyunu alıp tek başına iktidarda kalan bir siyasal parti liderinin konuşmaları ortamı ateşleyici değil sakinleştirici bir tarzda gelişmelidir. Dolayısı ile yaptığı balkon konuşması ile umutvari konuşan sayın başbakanın son zamanlarda yaptığı açıklamalar ve muhalefete yönelik duruşunun doğru bir tarz ve duruş olmadığını belirtmek gerekmektedir. Başbakanın bir an evvel bu tarzını değiştirip parlamento içi ve dışı siyasi parti liderlerini davet ederek veya randevu alarak görüşmeler yapması ve sorunun aşılmasına katkı sunması yerinde bir tavır olacaktır.
Bir de konunun muhalefet yönü bulunmaktadır. Ana muhalefet partisi CHP’nin tavrı ortada nasıl sonuçlanacağı veya ne kadar kararlılıkla bu tavrın sürdürüleceğini bilmiyoruz. Bu konudaki değerlendirmemiz de farklı zaten. Ancak bizi yakından ilgilendiren açıklamalar BDP’den gelmektedir. BDP’nin bağımsız olarak seçimlere girmesi ve bu durumda bile bölgeden 36 milletvekili çakarmış olması kendi hanelerine yazılması gereken bir başarıdır. Bu başarıdan beklenen sonuç ise siyasal mekanizmaların kullanılması ile Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümüne katkı sunmasıdır.
Konu, bana haksızlık edildi, vekillerim bile bile cezaevinde tutuluyor bu durumda ben ortalığı karıştırmaktan geri durmam mantığı ile geçiştirilemez. Evet bir haksızlık var ve dünya alem bu haksızlığın farkında, aslolan bu haksızlığı ortadan kaldırmak için bütün siyasal zeminlerin kullanılmasıdır. Parlamento boykotu dahil her türlü demokratik tavrın seslendirilmesi ve sergilenmesi konusunda bir pürüz yok. Kimse de bu konuda haksızsınız demiyor ancak son günlerde yapılan açıklamaların dozunun oldukça ağır olduğunu da hatırlatalım. Hele hele bugüne kadar aklıselim tavırlarından asla şüphe etmediğimiz Ahmet Türk’ün bile yaptığı çıkışları görünce bir hatırlatma yapma gereksinimi doğdu.