29 Ekimde cumhuriyetimizin 87. Kuruluş yıldönümünü törenlerle kutladık. Gerek bize okullarda okutulan ders kitaplarında, gerekse yaşam mücadelesinde edindiğimiz izlenim ve deneyimler bize cumhuriyet adıyla tanımlanan yönetim şeklinin totaliter rejimlerden daha iyi bir sistem olduğunu göstermiştir.
Ancak bir yönetim sisteminin isimlendirdikten sonra onun içeriğini de isminin tanımlandırdığı anlama uygun bir şekilde doldurmadığınız zaman orada bir eksiklik yaşamaya devam edersiniz. Adı Mülayim olan ama çok yaramaz bir çocuk misali.
Cumhuriyet rejiminin de içinin demokratik değerler ve olgularla doldurulması gerekmektedir. Bu değerlerin çağdaş normlara uygun, cinsiyet özgürlükçü, insan Hak ve hukukuna uygun evrensel ilkelerle uyuşan değerler olması gerekiyor ki sağlıklı bir sonuca gidilebilsin ve medeni dünya yönetim sistemleri arasında söz sahibi olabilsin.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin temelini oluşturan anayasa maddesinde yönetim şekli; Demokratik, laik, Sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlanmaktadır. Çağdaşlığa uygun olarak sıralanan bu tanıma “evrensel insan haklarına saygı” eklemesinin yapılması durumunda tanımlamanın daha iyi olacağından şüphe yoktur.
Buna rağmen önemli olan tanımlama kadar tanımlamaların içeriğinin de doldurulmasıdır. Oy vermek, siyasal partilerin halkın sandıklara gederek oy kullanması sonucunda iktidara gelmesi yani yönetimin halk tarafından seçilmesi yönetimin adını cumhuriyet olarak tescil ettirebilir. Sandığa gidiliyor olması demokratik bir adım olarak da görülebilir.
Ancak bunlar yetmiyor.
Neye yetmiyor?
Yönetim şeklinin demokratik bir cumhuriyet olmasına yetmiyor. Bakınız Irakta bir seçim yapıldı. Demokrasinin gereğidir seçimlere gitmek ama bu seçimlerin sonucunda oluşan tablodan bir yıla yakın bir zamandır bir hükümet bile kurulamıyor demek ki sadece sandığa gitmek yeterli değil. Ya da İran’da yönetimin adı İslam Cumhuriyeti. Burada da insanlar sandıklara gidiyor ve oy kullanıyor. İktidara gelenler büyük bir oy çoğunluğu ile geliyorlar ama adayların listesi belirlenirken ne tür bir elemeye tabi tutuldukları dünya âlem tarafından biliniyor. Şimdi sırf adına cumhuriyet dediği için ya da seçim yaptığı için bu yönetimleri demokratik cumhuriyet deme imkânımız var mı?
Denilebilir ki bu örneklerde gösterilen ülkelerde çağdaş medeniyet seviyesini hedefleme gibi bir sorun yok o zaman kendimize dönüp bakmamız lazım.Bizim çağdaş medeniyet seviyesi, evrensel insan hakları,Çağdaş bir demokrasi,laik bir yönetim sistemi,hukuk devleti olma iddiası gibi hedeflerimiz var.Bu hedefler anayasa ve yasalarda da yer almıştır.Buna rağmen uygulamada sıkıntılarını yaşamaktayız.
Hukuk alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en fazla dosyası bulunan ülke konumunda bulunmaktayız. Ne yazık ki çoğu hak ihlali alanında olan bu dosyalardan ya anlaşmalı bir uzlaşmaya gidilmekte ya da ülkemiz kendi vatandaşına karşı davayı kaybetmektedir. Bu durum hukuk sitemimiz de vatandaşı koruyan bir anlayışın hâkim hale gelemediğini göstermektedir.
Demokrasi alanında da sıkıntılarımız bulunmaktadır. Seçim barajları bu alandaki en büyük sıkıntılarımızdan biridir. Siyasal partiler içerisinde yönetici kadronun tahakkümü lider diktatoryasına uygun bir zemin yaratmaktadır.
Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından da sıkıntılar çeken bir ülkeyiz. Düşüncesini açıkça söylediği için yargılanan hatta öldürülen birçok vatandaşımız bulunmaktadır.
Basın özgürlüğü alanında da durumumuz parlak değil. Yüzlerce yıllık cezalar alan gazetecilerin bulunması durumumuzu gözler önüne sermektedir. Cezaevlerinde onlarca gazeteci bulunmaktadır.
Bu örnekleri vermekteki amacımız adına cumhuriyet dediğimiz rejimimizi henüz tam olarak demokratikleştiremediğimizi hatırlatmak içindir.
Bu rejimin kuruluş yıldönümünde devletin zirvesindeki insanların bir resepsiyonda kılık kıyafet gerekçesi ile bir araya gelememeleri de ne durumda olduğumuzu gösteren açık bir fotoğraf değil midir?
Next