Ülkemizde bir demokrasi şöleni yaşanıyor. Ama bu şölenin merkezi bölgemizdir desek turnayı gözünden vurmuş oluruz. Bir siyasi çekişme, bir siyasi restleşme, bir ortam gerginliği yaşadığımız coğrafyanın kültürel değerleri ve gelenekleri çerçevesinde ancak bu kadar mükkemel bir şekilde olaysız sonuçlandırırsınız. Bu halkın geldiği ilerleme noktasının bir göstergesidir.

Sayın Başbakan ve iktidar partisinin bölgemizle ilgili iki önemli bakış açısı vardı. Tezlerinin tamamı bu tez üzerine kuruluydu.

1- Ben şurayı istiyorum

2- Ben bölgenin birinci partisiyim.

Seçimde sandıklardan çıkan sonuçlar öyle her istenilenin verilmediği, gerçeğin ise görünenden farklı olabileceğiydi.

Birincisi Sayın Başbakan ben Tunceli’yi, Diyarbakır’ı, Batmanı istiyorum derken aslında önüne ne kadar büyük hedefler koyduğunu kendisi de bilmekteydi. Bölge insanının Diyarbakır hassasiyeti çok büyüktür. Bu hassasiyeti bölgede yaşamadan anlamanın imkânı yoktur. Doğu ve Güneydoğuda kime Diyarbakır derseniz gözlerinin parladığını görürsünüz. Ben Diyarbakır’ı istiyorum ya da alacağım derseniz büyük bir tepkiyle karşılaşırsınız. Bu hassasiyetin üstüne bir de Kişiliği, karakteri ve yaşantısı ile kendisini bölge insanına kanıtlamış olan Baydemir’e saldırıyı eklerseniz işti o zaman ayvayı yediğinizin resmi ortaya çıkar. Sanırız iktidar partisi bu gerçeği göremedi. Türkiye’yi o kadar tozpembe görmeye başladılar ki gerçeği fark edemediler. Vatandaşların karşı karşıya bırakıldıkları açlık karşısında sosyal yardım paketlerine gösterdikleri ilgiyi yanlış anladılar.

Sosyal devlet kavramını iyi değerlendirmek gerekiyor. Sosyal devlet vatandaşını açlıktan öldürmeyen devlet demektir. Devlet vatandaş için vardır. Vatandaş devlet içindir mantığı ile olaya yaklaştığınız sürece kalıcı olumlu sonuçlar almak mümkün değildir. Hele hele devletin imkânlarını vatandaş için kullanırken bunu bir “Sadaka” kültürü ile açıklamaya çalışmak Uygur insan ve uygar sosyal devlet kavramı ile bağdaşmaz.

Dolayısıyla ben istiyorum derken dikkatli olunması lazım. Yanlış zamanda yanlış bir istekte bulunulunca yanlış bir sonuçla karşılaşmak sürpriz olmuyor. Şekil 1 –A ‘ da da görüldüğü gibi vatandaş “VERMİYORUM” diyor.

İkincisine gelince; iktidar, son genel seçimlerde bölge insanının bölge sorununun çözümü konusunda kendisine verilen imkân ve fırsatı iyi değerlendirmemiştir. Eğer Fırat’ın doğu yakasına Sayın Başbakanın da belirttiği gibi AKP dışındaki partiler uğrayamıyorlarsa bunun bir nedeninin olması lazım. Uğrayamayan partiler kadar uğrayabilen partinin de ben neden uğrayabiliyorum, beni diğer partilerden ayıran özelliğim nedir demesi lazım? Bunun da ötesine giderek eğer benim 75 Kürt Milletvekilim var diyebiliyorsanız bunun nedenini iyi okumanız lazım. Vatandaş sizi birinci parti yaptıysa gereğini yapıp yapmadığınızı sorgulamanız lazım.

Vatandaş operasyon istemiyorum dedi. Siz operasyon yaptınız.

Vatandaş “is te mi yo rum” dedikçe siz “istiyorum” dediniz.

Sandık geldi vatandaş sizi oradan indirip ikinciliğe oturttu. Bu aslında yapılan ciddi bir uyarıdır. Gücenip yakınacağınıza diğer partilere benzemeden soruna duyarlı olmaya başlarsanız yerinde bir karar almış olursunuz. Öyle ben birinciyim, istiyorum gibi sihirli sözcüklerden de uzak durmak gerekiyor.

Bütün bunlara rağmen bir demokrasi şöleni yaşadığımızı da unutmamak gerekiyor. Hiç bir zaman hiçbir şekilde vatandaş demokratik tercih sonuçlarını bu kadar keyifle karşılayıp sevinmemiştir. Hiç bir zaman bu kadar sevinç seli oluşmamıştır. Hiçbir zaman siyasete olan güven bu kadar zirveye tırmanmamıştı. Hiç bir zaman vatandaş sandıklardan çıkacak sonuca bu kadar güvenmemişti.

İşte bu, demokrasiye olan inancı, siyaset mekanizmasından bekleneni ortaya koymanın çerçevesini de belirlemiştir.