Bunca yıldan sonra nihayet herkesin beklentilerine cevap vermese bile rahat bir nefes alacak bir kararla karşı karşıya kaldık.
Genel bir talebimiz vardı, bu talep çatışmasızlık ortamının sürdürülmesi talebiydi. Tabi bununla bağlantılı olarak da demokrasi güçlerinin kalıcı bir ateşkesin sağlanması için çaba içerisine girmesi gerektiği hatırlatması.
KCK’nin kısa süreli eylemsizlik kararları sürekli bir endişe ve korku ortamının sürmesine neden olmaktaydı. Alınan kararların devletin atacağı adımlara bağlanması ve devletin karar alma sürecindeki hantallığı kaos ortamının oluşmasına neden olmakta, bu da çatışma korkusunun sürmesine neden olmaktaydı. Son olarak 31 Ekime uzatılan eylemsizlik kararı karşısında da ne olacağı kuşkusu egemen bir anlayış olarak sürmekteydi.
Biz daha evvelde bu konu ile ilgili görüşümüzü aktarırken haftalık eylemsizlik kararları ile sağlıklı bir sonuca varma imkânının yaratılamayacağına dair görüş ifade etmiştik. Nitekim son olarak alınan kararla eylemsizlik süresinin en azından genel seçimler sonrasına kadar uzatılmış olması bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu da göstermesi açısından önem arz etmektedir.
Ancak sürenin uzatılmış olması beraberinde bir sürü sorumluluğu da getirmektedir. Öncelikle sürenin uzatılmasını isteyen ve ardından sürekli bir çatışmasızlık ortamının sağlanmasından yana olan tüm kesimlerin bu süreyi çok iyi kullanması gerektiği aşikârdır. Eylemsizlik kararı uzatıldı, o zaman zaten önümüzde de bir kış ve ardından seçim çalışmaları var yan gelip yatalım, lüksüne sahip olmadığımızı bilmemiz lazım. Karınca kararınca kimin elinden ne geliyorsa silahların bir daha patlamaması için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir.
Bu sorumluluk; ülkemize tam bir demokrasi ve demokrat kültürünün yerleşmesi için elimizden gelen çabayı göstermemizi gerektirmektedir. Silahlı mücadelenin bir çözüme gitme metodu olarak kullanılmasının önüne geçilmesi için atılması gereken adımların demokrasi güçleri tarafından büyük bir uzlaşı mantığı ve hoşgörü kültürü ile ortaya konması gerekmektedir.
Biliyoruz iş kolay değil. Komünistlerin milliyetçilik yaptığı, milliyetçilerin kardeşlikten bahsettiği, muhafazakârların demokratlığa, demokratların milliyetçilik ve muhafazakârlığa soyunduğu bur süreçte taşları yerli yerine oturtmanın güçlüğünün farkındayız elbette ama ne olursa olsun silahların bir daha patlamaması için elimizden gelini yapmak zorundayız.
Gerekli ortamın hazırlanması ve koşulların oluşturulması için elimizden gelipte yapmadığımız işlerin eksikliği nedeniyle bir damla kan bile aksa vebalinin herkesin boynunda olacağını unutmamak gerekir. Bunun için hem süremiz hemde ortamımız mevcut.
Bu nedenle demokrasi güçlerini her türlü önyargı ve koşuldan uzak olarak göreve çağırmanın da bir görev ve sorumluluk olduğunu düşünmekteyiz. Hiçbir şeyin insan yaşamından daha kıymetli olamayacağını düşünüyor ve savunuyorsak insan yaşamının bir daha tehlikeye düşmemesi için sorumluluk üstlenmeli ve toplumumuzu bu labirentten çıkarmanın yollarını ve çarelerini düşünmeliyiz.
Bu fırsatları da tepersek eğer ondan sonra oturup yakınmanın bir anlamı kalmayacaktır.
Vay ben bilmiyordum,
Vay haberim yoktu,
 Vay ben sorumlu değilim gibi kör mantıklara sığınamayacağımızı hepimiz bilmek zorundayız. Barış ve demokrasi isteyenlerin bu süreçte çok çaba sarf etmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Bahane üretmeyi bırakıp sorunun çözümü için çaba içerisine girmeliyiz.