Yeryüzündeki yaşam felsefelerinin tamamında ister dini olsun, ister olmasın yaşam hakkı kutsal bir hak olarak kabul edilir. Dini inancı olanlar için ve özellikle bizim dinimiz olan İslama göre ise bir insanın canını almak insanlığın canını almakla eş değer görülerek insan hayatına kastetmenin ne kadar büyük bir günah olduğu vurgulanır.
Pratik hayatta yapılan tanımlama ise “Allahın verdiği canı Allah alır” şeklindedir.
İnsanlar yaşamlarında kabul ettikleri hedeflere varmak için bedel ödemeyi göze alırlar. Bu bedellerin en büyüğü ise canları ile ödedikleri bedellerdir. Bu bedeller için yaşamlarını feda ettiklerinde kendi değerlerinin kahramanı, ölümsüzleri olabilir hatta idolleri bile olabilirler ancak yine de insan Haklara savunucuları olarak bizler değerlerin insan yaşamıyla ölçülmesini kabul edemeyiz.
Hele hele insanları yaşamda tutmak varken kör inatlar uğruna insanların ölmelerine göz yummanın insanlığa ihanet olduğunu düşünüyoruz.
Vatanlar, diller, dinler, Irklar, kültürel ve gelenekler insan yaşamının ayrılmaz parçalarıdırlar ama buna rağmen eğer insanlar yaşayamayacaklarsa bu değerleri kimler için yaşatacağız. Kendi değerlerimizi kanımız ve canımız uğruna korumaya çalışırken başkalarının da bizim gibi düşünebileceklerini ne zaman hatırlamaya veya idrak etmeye çalışacağız.
Ülkemizde bize göre anlamsız bir inat uğruna yıllardır süren çatışmalar yüzünden on binlerce insanımız yaşamını yitirdi. Binlerce köyümüz tar u mar oldu. Milyarlarca dolarlık maddi kayıplarımız söz konusu. Bütün bunlara rağmen masallardaki tekerleme gibi az gittik uz gittik bir adım bile kör inattan uzağa gidemedik.
Geçen hafta çıkan çatışmalarda yirminin üzerinde genç insanımız yaşamını yitirdi. Şapkamızı önümüze koyup düşünelim bu kayıplarla hangi başarıyı yakaladık!
Hangi teselli yürekleri yanan annelerin yürüklerindeki ateşi söndürmeye yetecek.
Daha çok can alınca yanan yüreklerin sayısı mı azalacak?
Kanı yerde kalmayacak denilen günden beri yere ne kadar fazla kan döküldüğünün hiç hesabı yapıldı mı?
Biz bu işin ölümle bir yere varamayacağını söylüyoruz.
İnadın inatla, kanın kanla yıkandığı anlayış ve düşüncelerin hayırlı sonuçlar doğurmadığını söylüyoruz ve bu yüzden de daha kaç insanın ölmesi gerektiğini soruyoruz?
Yüz binler mi, milyonlar mı ölünce bu sorun ortadan kalkacak!
Oysa çok iyi biliyoruz ki ölen her can kin ve nefreti artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Sayıların yüksekliği istatistikler açısından belirginleşirken annelerin yüreğindeki acılar daha da çoğalıyor.
Oldu olacak tam siyaset yöntemleri ile çözümler geliştirilecek dediğimiz noktada ortaya çıkan bu tabloların tesadüfî olma olasılığının düşüklüğü bizi hakikaten kaygılandırmaya yetiyor.
İnsan Hakları Derneği 14 Temmuzdaki olaylara ilişkin yaptığı açıklamada; “Kürt Sorununun çözümsüzlüğünün bugüne değin on binlerce cana mal olduğu gerçeği unutulmamalıdır. İnsan hakları savunucuları olarak artık ölümler istemiyoruz. Yaşam hakkını her yerde ve her koşulda savunuyoruz. Bir daha ölümler olmaması ve Kürt sorunun çözümü için taraflara sesleniyoruz.
Her şeyden önce şiddet son bulmalı, operasyonlar durmalı, çatışmasızlık ortamı kalıcı hale getirilmelidir.
Kürt sorununu varlığını kabul eden hükümetin demokratik ve barışçıl çözüm konusunda gerekli yasal ve anayasal tedbirleri vakit kaybetmeden, biran önce almasını ve tüm devlet görevlilerinin buna uygun davranmasını istiyoruz.
AKP’nin, CHP’nin ve BDP’nin devam eden siyasî krizi haklar temelinde sona erdirmesini istiyoruz” demişti. Bu açıklamanın yeterli olabileceğini düşünüyoruz.
Tabi insanların ölmelerini istememek de bir suç olarak görülüp karşımıza konulmazsa…
Next