Anayasa değişikliğinden sonra artık cumhurbaşkanını namı diğer Devlet Başkanını halk doğrudan seçiyor. Önceki dönemlerde bilindiği üzere cumhurbaşkanı Parlamenterler tarafından seçilmekteydi.Demokratik olması açısından cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi elbette daha olumlu çünkü hem seçilen kişi daha güçlü bir siyasal irade ile işini yapabilmekte hem de herhangi bir siyasal partinin milletvekillerinin etkisinde kalmamaktadır.Bunun elbette tartışılabilir yönleri var ama sonuç olarak ortada olan gerçek Cumhurun başının cumhur tarafından seçilmesinin daha faydalı olduğudur.
10 Ağustos tarihinde ülke olarak sandık başına gidip yeni cumhurbaşkanını seçeceğiz. Önümüzde aday olarak bulunan 3 kişi var. Aynı zamanda Türkiye gerçekliliğini yansıtan üç renk de demek mümkün. Bunlardan bir tanesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Siyasal bir gelenekten geldiğini söylemeye gerek yok. Taşıdığı misyon daha çok orta kesimlere hitap eden, istikrar unsuru olarak kendini gösteren ve ülke genelinde her kese hitap ettiğini söyleyen bir şahsiyet. İkinci aday ise Ekmeleddin Muhammed İhsanoğlu ismindeki bütün İslami unsurlara rahman oy istediği kesimler ulusalcı Türk kesimi. Her ne kadar İslam örgütü sekreterliği yapmış bir zat olsa da mevcut durumdaki eğilimi böyle. Aslında Sayın İhsanoğlunun daha ılımlı bir çizgide bir siyaset izleyeceğini tahmin ediyorduk ancak Erzurumdaki konuşmasını dinledikten sonra neden CHP ve MHP’nin ortak adayı olarak belirlendiğini de net olarak öğrenmiş olduk.Sayın İhsanoğlu bu konuşmasında statükocu ulusalcılardan olduğunu teyit etmiş oldu. Bu da onun seçimlerde başarılı olamayacağının resmi oldu tabi. Çünkü Türkiye’de artık statükocu kesimlerin çoğunluğu temsil etmediğini iyi biliyoruz. Bunu her seçim sonucunda açıklanan yüksek seçim kurulu verilerinden anlamak da mümkün. Gelelim üçüncü aday olan Selahattin Demirtaş’a. Sayın Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkmasının değişik siyasal analizlerini yapmak mümkün ancak bu aşamada bunları tartışmanın bir anlamı yok.Seçimlerden sonra bu konuya değerlendirmek daha faydalı olacaktır. Ancak şunu çok iyi bilmekteyiz ki Sayın Demirtaş’ın aday olduğu seçimlerden kazanarak çıkması mümkün değil. Eğer Seçim sadece Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yapılsaydı Demirtaşı şimdiden kutlamak mümkün olacaktı ancak gerçek öyle değil. Demirtaş adaylığı aslında HDP’nin toplam oy potansiyelinin ortaya çıkarılması konusunda bir olanak sağlayacaktır. Bu adaylığın Türkiye bütünlüğüne yönelik samimi duyguları ifade etmesi gibi konular zaten konuşulup tüketilmiş olan konular olduğundan tekrar açılması gereksiz konular olacaktır.
Sonuç olarak Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlandığında Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olacak. Çünkü adaylar içerisinde sistem değişikliğini öneren de icraatları ile hükümetin sürdürülmesini sağlayan da kendisi. Sayın Erdoğan en iyi ve ideal aday mı diye sorarsanız elbette cevabımız hayır olacaktır. Ancak Türkiye gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Ekmeleddin ile Tayyip arasında bir seçim yapılması gerekecek ve bu durumda seçilmesi gereken elbette değişimden yana olan aday olmalı diye düşünüyoruz. Bunu muhafazakâr demokrat olmayan bir insan olarak söylüyoruz. Bir Kürt olarak söylüyoruz. Bir Türkiye vatandaşı olarak söylüyoruz.
Şimdi denilebilir ki kardeşim hem Kürt olduğunuzu hem Sosyal demokrasi ve değişimden yana olduğunuzu söylüyorsunuz hem de Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanacağını belirtiyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! El cevap bütün bunlar doğru ama siyasette gerçekçi olmaz iseniz başarılı olamazsınız. Türkiye gerçekliliği değişim istiyor. Bunu söyleyen ve yapabilme ihtimali olan aday da belli. Ekmeleddin İhsanoğlu gibi valilerin seçimle gelmesini halkın kendi yasalarını belirlemesini ülkenin bölünmesi gibi gören bir aday sosyal demokrat olsa ne yazacak başka bir anlayışı savunsa ne yapacak? Gerçi kendisi de sosyal demokrat olduğunu söylemiyor zaten. Bu konuda da ona iftirada bulunmayalım. CHP ne kadar ulusalcı değil ise adayları da o kadar Sosyal Demokrat.
Sayın Demirtaş’a gelince. Kürtlerin banko adayı olduğu konusunda en ufak bir şüphemiz yok. Kürtlerin oylarını toplaması konusunda da bir şüphemiz yok ancak kazanamayacağı konusunda da bir şüphemiz yok. Demirtaş bu seçimden sonra topladığı oylarla Kürtlerin Türkiye’deki siyasal dengelerde ne kadar belirleyici olduklarını ispat edecek. Sanırım bu kazınım da yeterli olacaktır. Kürtlerin cumhurbaşkanı olup olmamalarını otuz yıl sonra tartışmamız gerekiyor.