Hakkâri’ de gösteri yapan çocuklara polisin sert müdahalesi ve hızını alamayan bir polisin dipçikle çocuğun kafasına vurması insanın kanını donduran bir manzaraydı.
Bu nasıl bir ruh hali, bu nasıl öfke? Karşınızdaki hangi suçu işlemiş olursa olsun, böyle bir davranışta bulunmaya hakkınız yoktur. Çocuğu alıp emniyete götürebilir sorgulayabilirsiniz gerekirse ceza verebilirsiniz, ama dipçikle başına vuramazsınız. Siz insanların güvenliğinden sorumlusunuz. Her ülkede bu türlü gösteriler yapılabilir, fakat hiçbir ülkede hiçbir polisin böyle bir davranışta bulunma hakkı olmadığı gibi sizin de hakkınız yoktur.
Bu görüntüleri gören diğer çocuklar size karşı nasıl bir duygu içine girecekler? Sizin hakkınızda hangi ön yargılara sahip olacaklar? Bir an Filistin’de kolları dipçiklerle kırılan çocukları hatırladım. Ama siz İsrail askeri değilsiniz. Siz bu kadar acımasız olamazsınız.
Çocukları kim ve ne adına olursa olsun bu şekilde öne sürmek kabul edilebilecek bir davranış değildir. Birileri bir şekilde o masum çocukları kullanabilir. Ama siz devletsiniz. Sizin şefkat eliniz suçluları da kuşatmalı. O çocuğu, o çocukları harcamak kolay. Önemli olan onları kazanmak değil mi?
Devlet memuru olanların yaptıkları her hareket devlet adına yapılmış sayılır. O halde devletin de gereğini bir an önce yapması gerekir. Bu tür zihniyetin sahiplerinin bu makamlardan derhal el çektirilmeleri gerekir. İçişleri Bakanının bu olaya derhal müdahale edip polisi açığa almalı ve gereken ceza verilmelidir.
Merak ediyorum, bu olay Hakkâri’de değil de, başka bir yerde olsaydı, bizim medyamız aynı tepkileri mi gösterecekti? Bu tür olaylara sessiz kalındığı sürece aynı tür olaylar devam edecek. İnsan hakları ihlalleri artarak katlanacak.
Bir an için kendimizi o çocuğun anne ve babasının yerine koyalım. Neler hissetmişlerdir bu manzaraları izleyince? Diyeceksiniz ki, o anne baba çocuğuna neden sahip çıkmıyor. Yıllardır gerginlik ve olağanüstü şartlar altında yaşayan insanların artık kaybedecek bir şeylerinin olmadıkları noktasına varmışlarsa, onlardan artık çocuklarına sahip çıkmalarını da beklemek herhalde abes kaçacaktır.
Sonuç olarak, artık çocuklar bu sonuçsuz çatışmaların kurbanı olmasınlar. Çocuklarımız çocukluklarını yaşasınlar. Büyüklerin kendileri için biçtiği acımasız rolleri oynamayı bırakıp, hayata hazırlansınlar. Yarınlarından ümitli olsunlar. Onları artık taş atan, kafası dipçikle kırılan çocuklar olarak görmek istemiyoruz. Onları ellerinde kalem ve oyuncaklarla görmek istiyoruz. Bunu onlara çok görmeyelim.
Next